On dokuz yaşını hiç böyle hayal etmemiştin… Yüreğine gizlediğin cılız gün ışıkları, bir gün ruhundan parçalara ilaç olur sanmıştın. Ne çok maval okumuşsun kendine, beyhude! İncecik bir kar katmanı şimdi o umutlar. Nasıl da eriyip gittiler bir çırpıda? Anlamadın. Yitirdin. Bir önceki sayfada bıraktın masumiyetini, güvenini, evcil yangınlarını. Büyüme çağında bitirdin masalları… Hayallerinde ne varsa gerçeğe büründü azalarak, kaldın kendinle dımdızlak! Dışarda kanlı soğuk arşınlıyor sokağını. Kapında ucube ölümler esiyor, sinsi sinsi. Sıkışmışsın, duvar dibine. Esrarlı gülümsemesini takınmış bir çekmece var, sağında. Kara düşünceli bir kuş pençeleriyle kavramış çekmecenin tozlu raylarını. Çiğler dökülüyor kirpiklerinden. Cam kırığı gibi dört yana savrulan kahkahalar atıyorsun sen ise, acı acı. Çünkü az biliyorlar seni, garip biliyorlar. Taşıyamıyorlar, tüy gibi hafif göz kapaklarındaki delici bakışlarını. Aykırı biliyorlar. Ayıplıyorlar. Sevmiyorlar… Onun yerine kancık vampir gibi yudumluyorlar avuç içlerini… Kokuşmuş irinlerini akıtıyorlar ruhuna, hayatı sana zindan ediyorlar…
Kimsesiz kalıyorsun uzunca zaman orada. Gözlerini kapatıyorsun. Yerin yedi kat altındasın, gri-sarı binanın yedinci katında. Kıyısına ilerleyip, sarp uçurumunda dikiliyorsun. Hayal meyal arası, iki çipil göz beliriyor. Siluetler mi gerçek mi? Çıkaramıyorsun. Bir süre badem gözlerini kapatıp belleğine kazıyorsun, onları. Kim bilir hangi çamurlu sularda boğulacaklar; karmakarışık ruhlara bürünecekler, bilmiyorsun. Ne dehşet sahneler… Ağız kenarında ukde, kalıyor sözcükler. Konuşmak isteyip de ne çok susuyorsun.
Azgın gece karanlığın fırçasıyla benliğini örtmeye geliyor, sonra.
Bir-iki üç…
Bırakıyorsun, ince telli saçlarını ılık meltemlere, düşlerini yakamozlu ışıltılara... Gençliğini çığırtkan cennet arzularının kucağına ve varlığını kapkara gövdeli sulara… Irmaklar, çaylar, topraklar, utanıyor. Yaşlarını kalkan pençeleriyle siliyor, o kuş. Sahnede horozlanmış bir balerin edasıyla uçuyor, kavrayıveriyor seni… Dansa duruyor senin yüreğindeki taze açılan yarayla. Burmalı bir tavafa tutuşuyorsunuz göğü. Halatlara bağlı yaşamından sıyrılıp, maviliklerin yedi kat üstüne yükseliyorsun. Yılların pusundan arınıyorsun. Beleş! bir gök prangalarından arınmış bir ruh, harabelerden sıyrılmış bir yürek kime yetmez ki!
Belki de on dokuz yaşını tam da böyle hayal etmiştin…






