"Neş'e Erdok her figüre kendinden bir şey koyarak, kendisi gibi bizlerin de sokaklardaki insanlardan biri olduğumuzu anlatmaktadır.”
Türk resim sanatında figür ağırlıklı çalışmalarıyla tanınmıştır, Neş’e Erdok. Resimlerine konu ettiği figürlerin birçoğu sıradan tiplerdir. Sanatçı, ayakkabı boyacısı, fabrika işçisi, dilenci, yoksul, çikletçi gibi, uğraşları olanları konu edinir. Resimlerinde figürleri ve nesneleri yakınlaştırılmış bir mekân içinde yansıtır. Her biri izleyenin hemen karşısındaymış duygusu yaratır. Figürler yalın ve gerçekçi olduğu kadar, her birinin temel özellikleri öne çıkartılır. Onun bu titiz çalışmaları sonucunda resimlerine yansıyan psikolojik içsellik figürün bedensbel görünümüne de yansır. Böylelikle figürün yaşadığı bunalım, içsellik, düş kırıklığı ve umutsuzluk hemen belli olur. Burada toplumsal baskılar ve gelenekler, ekonomik bunalımlar ve yalnızlık travmaları da kendini gösterir. Figürlerin beden görünümlerinde içe dönüklüğün yansımaları onların yaşamdan umutlarını kestiklerinin bir göstergesidir. Figürlerin yaşamın içinde olmaları kadar tek başlarına kalmaları da dışa vurun bir etken olarak yansır resimlere.
“Neş`e Erdok`un resimlerinde toplum hayatının, daha doğrusu günlük yaşamın içinden manzaraların dramatik anlatımının oluşturduğu, ruhları etkisi altına alan gerilim her resimde istisnasız yaşanır. Vapurların, trenlerin, sokakların; her gün karşılaştığımız belki de içlerinden biri olduğumuz insanların gerçeğini yaşarız. Satıcılar, çocuklar, serseriler, hasta ve sakatlar… Onların umutlarını, beklentilerini, yalnızlıklarını, kederlerini, savaşlarını abartılı figür anlatımıyla tuale taşıyan Erdok’un resimlerinde kimi yerlerde ışığın da etkisiyle saydamlaşan renkler, dramatik etkiyi arttıran karakteristik bir unsurdur. Genellikle tek renkli ya da parçalı renk alanlarından oluşan fonların önündeki bu anıtsal figürler ressamın kendisidir aslında. İşte ana fikir burada gizlidir. Neş'e Erdok her figüre kendinden bir şey koyarak, kendisi gibi bizlerin de sokaklardaki insanlardan biri olduğumuzu anlatmaktadır.” (Hande Atasoy / Lebriz.com / 28.07.2006)
Neş’e Erdok’un figürleri yüzeye yakın resmedilmiştir. Figürlerin özellikle gözleri son derece etkileyicidir. Her birinin bakışlarında, onların kişiliklerini görmeniz olasıdır. Sanatçının resimlerinde yer alan figürler deformasyona uğratılmıştır. Tablolarında genellikle üst kısımda beyaz altta ise siyah ve diğer kısımlarda da mavi ve turuncu renkler görülür. Sanatçı, daima biçimi öne çıkartır ve renkleri de biçimi daha baskın bir konuma getirmek amacıyla kullanır. Böylelikle resimdeki psikolojik etki bir kat daha artar, izleyici de derinden etkilenir. Resimlerde insan-mekân ilişkisi sıkça işlenmiştir. İnsanın yaşadığı mekânla olan ilişkisi, onun kişiliğini ve yaşam biçimini de göstermektedir. Eserlerinde ışık-gölge, biçim-leke gibi unsurları da sıkça kullanmıştır. Özellikle bu tür figürlerin resmedildiği mekânlar onların psikolojik durumlarını da gözler önüne sermektedir. Genellikle yaşamdan aradığını bulamamış ve yalnızlığın de tetiklemesiyle kendilerini tamamen dışa kapatmaları da dikkat çekicidir. Sanatçı bu türden resimlerinde pastel renkler kullanmaktadır. Renklerin öne çıkmadığı ama izleyen üzerinde psikolojik bir etki bıraktığını da söyleyebiliriz.

Bekleyiş
Ekmek
Neş’e Erdok, iyi bir gözlemci olduğunu kanıtlar düzeyde eserler vermiştir. Yaşam koşullarının zorladığı, genellikle yoksul ve sakatların bedensel yapılarını karşımıza getirir. Onların yaşamdan ilişkisini kesmiş, hiçbir beklentisi olmayan, mutsuz ve huzursuz kişilikleri ve görünümleri tuvallerine yansıtmıştır. Bunun için hastane odalarındaki hastalar, yaşlılar, yetimler, melankoliye tutulmuş olanlar yer almaktadır. Neş’e Erdok, Alzheimer hastalığına yakalanan annesini hastanede ziyarete gittiğinde burada gözlemlediği hastaları da tuvallerine almıştır. Sanatçının resimlerinde altın oran’a önem verdiği bilinmektedir. Kendisi daha çok anlatıma ve yüz ifadesine odaklanmıştır. Yani estetik değerleri değil, figürlerin görüntüsünde yansıyan kişilikleri çizmiştir. Sanatçı, kendi ifadesine göre, daha çocuk yaşta bile bedensel bozukluğa sahip olanlarla arkadaş olmaktan hoşlandığını söylemiştir. Kişinin yüz ve beden güzelliği, sanatçının resimlerine hiçbir zaman yansımaz. Yine onun düşüncesine göre, güzel olan sıradan ve basittir. Farklı olan ise güzelden ayrılandır. Bu nedenle, resimlerinde tekil figürler kullanır. Sözünü ettiğimiz bu tekil figürlerin ruh halleri kadar onların meslekleri de dikkat çeker ve böylelikle bir bütünsellik oluşur.
Zaman Kuşu
“Neş'e Erdok'un insanları beni kendilerine çekerler, tuvale yansıyan insanların ardındaki ruh durumlarını, psikolojilerini, kimliklerini çıkarma dürtüsü uyandırırlar bende. Eski deyimle, onun ustalığı, siret'i (bir kimsenin iç dünyası) suret'e (biçim, görünüş) taşıyışıdır.” (Doğan Hızlan / Hürriyet / 9 Kasım 2006)
“Toplumsal gerçekçi anlayışta, üslup tavrındaki tutarlılık ve süreklilik ile kendine özgün bir yer edinen Neş’e Erdok; resimlerinde toplumun alt kesimlerini, azınlıkları ele almakla birlikte toplumsal cinsiyet kavramını da sorgular. Bu bağlamda toplumsal gerçekçilik hareketi içinde kadın kimliğini ele alan çalışmaları ile dikkat çekicidir. Kimi zaman gerçek insan boyutunda ve gerçekçi, kimi zaman deformasyon ile ele aldığı kadın figürlerinin ruh halinin belirtildiği ve figürle mekân ilişkisi arasında sıkı bir bağın var olduğu gözlenmektedir. Kadın figürlerinin sıkça yer aldığı resimlerinde toplumsal süreçte kadının konumunu öne çıkaran duruşu bu yazının konusunu oluşturur.” (Dr. Öğr. Üye. Çiğdem Menteşoğlu Chatzoudas/Balıkesir Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü, Resim Anabilim Dalı-Şennur Günaydın/Balıkesir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Öğrencisi/Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi Cilt: 8 Sayı: 24 Sayfa: 383 - 398 Aralık 2020 Türkiye Araştırma Makalesi)
“Neş’e Erdok, resimlerinde fakirlik temasını, bireysel ve toplumsal açıdan eşitsizliğin görünür hali olarak ele almış ve fakirliği bir eleştiri aygıtı olarak kullanmıştır. Sanatçının resimlerinde fakirliği ele alma biçimi, bireysel/toplumsal bir temanın resim sanatının bir parçasına dönüşme biçimini de örneklendirmektedir. Neş’e Erdok fakirlik temasının bireysel boyutunu sunan önemli eserlere imza atmıştır. Saltanat ve Seyyar Satıcı serileri bunlara örnek gösterilebilir.”(Ferhunda Küçükşen Öner/Bartin University, Faculty of Education, Department of Fine Arts Education, (Assist. Prof. Dr.,Bartin University/Süreyya Genç Bartin University, Faculty of Education, Department of Fine Arts Education, (Assist. Prof. Dr.,Bartin University/Çağdaş Türk Resminde Fakirlik Temasına Köy ve Kent Perspektifinden Bir Bakış: Neşet Günal ve Neş’e Erdok Örneği/Bartın Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 8(1), 360-388/01/02/2018)
Neş’e Erdok’un resimleri ile Cevat Dereli’nin resimleri arasında tematik olarak bir benzerlik vardır. Söz gelimi “Buğday Eleyenler-1956”, “Balıkçı-1957”, “Tohum Ekici-1964” resimleri buna örnektir.
Not: Cevat Dereli, Andre Lhote’nin kübist çalışmalarından etkilenmiştir. Bir süre sonra da bu tekniği kendi resimlerine uygulamıştır. Resimlerinde genellikle pastel renkler kullanmıştır.
Neş’e Erdok’un bu resminin de (Çifte Portre) önemli olduğunu düşünüyoruz. Resme baktığımızda, yaşlı çiftin iki ahşap sandalye üzerinde oturduğunu görüyoruz. Ancak erkek figürün ayağında çorap ve ayakkabılar varken kadın figürün ayağı çorapsız ve ayakkabısızdır. Arkada tepeden bir kablo ucunda sarkan ampul ile ahşap direklerin kesiştiği yerde asılı duran kancalı bir tabela vardır.
Resimde, yaşlı çiftin birbirlerine ne kadar soğuk durduğu, yüzlerindeki yılgınlık ve hüzün dolu bakışlarda saklıdır. Kadın figürün ellerini göbeğinin üzerinde birleştirmesiyle, kadınlık görünümü kadar masumiyet de içerdiğini söyleyebiliriz. Erkek figürün ise kolları birbirine dolanmış vaziyettedir. Bunun anlamı, kendisini büyük ve güçlü göstermek olduğu kadar, karşısındakine karşı bir tedbir almaya yöneliktir. İkisinin de yüzlerindeki yorgunluk, birbirine karşı mesafeli duruşları öne çıkmaktadır. Kadının yüz ifadesinde sanki bir pişmanlık duygusu vardır. Belki evlendiği adama belki de kendine yönelik bazı eleştiriler nedeniyle yorgundur, yılgındır ve bunalımlıdır. Erkek ise dayanaklı olduğunu gösterebilmek için bacak bacak üstüne atmıştır. Kendini halen güçlü, erkeksi ve sözü geçen biri olarak göstermektedir.
Onların giysilerinde ve bulundukları mekândan yoksul olduklarını anlıyoruz. Sanatçı, iki figürün yoksulluğunu göstermekle birlikte onların birbirlerine olan konumlarını da öne çıkartmış. Yüzlerinde bir umut yok. Ancak birbirlerine karşı da bir sevgi kırıntısı göremiyorsunuz. Yaşadıkları ekonomik yoksulluk, karşılıklı tartışmalar ve kavgalar, toplumsal huzursuzluk, gelenekler ve baskılar nedeniyle bu yüz ifadeleri daha bir anlam kazanmış.
Figürlerin bedensel görünümleri büyük olasılıkla çiftçi oldukları izlenimi veriyor. Özellikle elleri bunu imliyor. Kuşkusuz başka bir iş alanında da çalışmış olabilirler.
Lodos
Neş’e Erdok’un kendine özgü bir resim anlayışı vardır. Toplumun içinde yalnız kalmış, itilmiş kakılmış, istediği hiçbir hayali gerçekleştirememiş ve özellikle doğuştan bedensel engelli olanların yansımalarını görürüz. Neş’e Erdok, toplumun göz ardı ettiği bu insanları resim sanatının içinde karşımıza getiriyor.






