Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Ekim 2022

Sanat

Nostaljiye Evet, Peki ya Şimdi ve Gelecek?

Ferruh Tunç

Paylaş

2

0


Denebilir ki sanat, en eski örnekleri olan destanlarda da olduğu gibi, insanın kendini ve dışındaki nesnelliği, duyuş ve sezişleri üstünden, estetik formlara, bütünlüklere ve deneyimlere dönüştürmesidir.

Hepimiz önceleri bütünüyle özdeşleştiğimiz, onun içinde eridiğimiz, ona tümüyle ait olduğumuz için onu anlayamadığımız, tartımlayamadığımız bir dünyaya doğar, onda yaşar, sonra da büyüyüp olgunlaşarak onun dışına, gurbetine düşeriz. Tıpkı Tevrat’ta anlatıldığı ve tek tanrıcı öteki kitaplarda tekrar edilen Adem ve Havva’nın, mutlak bir mutluluk mekânı olan cennetlerinde yılanın ‘iğvasına’ uyarak yasak elmayı yemeleri ardından içine düştükleri durumdur bu: Artık gözün perdesinin kalkması ve dün gör(e)mediklerini görmesi, kulağın açılması ve eskiden duy(a)madığı sesleri duyması; tenin dokunduğu yerde dikene, dilin tattığı yerde acıya rastlamasıdır söz konusu olan. Çıplaklığımızın, cahilliğimizin keşfi de diyebileceğimiz bu şey; algının, kavrayışın, duyuşun, inancın, nesnellikle kendi arasındaki uzaklığı fark etmesi ya da onu bizzat oluşturmasıdır. Bundan böyle, eskide kalan mutlak mutluluk ülkesini (İthaka, Kızıl Elma vd.) hep özleyecek (Nostalji) ve oraya dönmeye çalışacaktır (Nostos, Sıla-i Rahim vd.) insan soyu.

Yazarların, şairlerin sanat eserlerinde yolculuk metaforunu sık kullanmaları bu yüzden bizi hiç şaşırtmaz. Sanatın ‘kendiliğinden’ (‘kendisi için’ ya da  ‘özerk’ değil) yapıldığı eski zamanlarda, edebiyatın öncülü olarak andığımız destanların hemen hepsinin birer göç ya da yolculuk anlatısı olması, insandaki sanatsal yaratı itkisinin bir şekilde ayrı düştüğü cennetine/vatanına kavuşma arayışlarından güç aldığı savını destekler. Hemen hemen bütün destanlarda bir şekilde kaybolan bir “habitus”un (bir yaşama alanı, bir kültürel bütünlük) yeniden oluşturulması, bulunması için çıkılan bir yolculuğun olduğunu görürüz: Homer’in kahramanı Odysseus; yazgısı tarafından uzak düşürüldüğü (buna Truva Savaşı da diyebiliriz), fakat ona dönmek üzere fiziki bir yolculukta olduğu yurdunda onu beklediğine inanır kaybettiği habitusun. Yurdun adı İthaka, yolculuğunun adı Nostos’tur. Uruk kralı Gılgamış, önce düşmanı sonra çok yakın dostu olan Enkudu’yu kaybedince, Tufan’la başa çıkmış ölümsüz Utnapiştim’e gider ve ondan Tufan’ın hikayesini dinler, ama en önemlisi su altında yetişen ölümsüzlük otunun sırrını öğrenir, otu bulur, çıkarırsa da yılana kaptırır!

Böylesi anlatıların hepsinde kahramanın, içinde olduğu yolculuğu salt kendi serüveni olmaktan çıkarabildiğini görürüz. Göze alma cesareti, sürdürme dayanıklılığı, baş edebilme becerisi ve hüneriyle kendi serüvenini yeryüzü yazgısının ipini elinde tutan tanrıların da bir kavgasına dönüştürmeyi, onlar arasındaki rekabeti ya da savaşı kızıştırmayı, daha ötesi, sahnesinde rol aldığı zamanda, kültürel iklim ve coğrafyada kendisi kadar cesur, kararlı, bilge ve becerikli olamayan (kahraman olmayan) yığınların esin kaynağı olmayı başarır destan kahramanı. Ne ki sonuçta kahraman, hep kadere/gerçekliğe karşı bir yolculuğa çıktığı için, hedefine varamaz ama bu yolculuğun öteki insanların, sıradan olsa da türlü yaşamsal deneyimlerinde referans alarak kendilerini bir yere kadar kahramanlaştırdıkları ya da doğruladıkları insani bir ışıltı, duygusal bir yücelim kaynağı olmasını sağlar.

Sanata henüz sanat adı konulmayan zamanlarda gerçekleşmiş olsalar bile destanların yaratım, iletim ve yeniden yaratım döngüsünü dikkatli bir şekilde ‘sanatsal deneyim’ süreci olarak adlandırabiliriz. Bu sanatsal deneyimde bir yan, eserdeki kahramanın serüvenine (olaylarına ve görünümlerine) tanıklık etmek ya da katılmak- belki de özdeşleşmek- ve kendi sıradanlığından kurtulmak şeklindedir, dinleyen ve/veya yeniden anlatan için. Öteki yanı ise, olaylar ve görünümlere bütünlük veren kurguya, onu gövdeleyen ve dengeleyen öykü birimlerine (anektod ve epizodlara); ona rengini, kokusunu, etkisini, veren ‘anlatı’ teknikleri ve ‘dil’ hünerlerine tanıklık etmek veya farklı derecelerde ona katılmak, yaratmak şeklinde olur. Sanatsal deneyimin daha başka boyutları da vardır elbette ama, eskil anlatılar modern/özerk estetik deneyimler olma yolunda daha çok bu iki özelliğini belirginleştirerek ilerlemiştir denilebilir. Daha doğrusu, bu iki özellik üstünden kendini dışa vuran ‘insanlık durumları’ ile kurduğu ilişkiden doğru ilerlemiştir eski anlatılar, özerk estetik yaratılara doğru.

Denebilir ki sanat, en eski örnekleri olan destanlarda da olduğu gibi, insanın kendini ve dışındaki nesnelliği, duyuş ve sezişleri üstünden, estetik formlara, bütünlüklere ve deneyimlere dönüştürmesidir. Bu yolla insan nesnellik ile arasındaki kopukluğu fark etmekte, uzaklığı belirginleştirmekte ve/veya bir şekilde bunları azaltmakta, kapatmakta; yani kendini duyumsal ve sezgisel olarak ‘oryante’ etmekte, ‘yerini yurdunu’ belirlemektedir. Sanat hakkında; insanın kendine mekân, zaman ve toplumsal varlık içinde güzelliğe, duyuşa ve sezişe ilişkin referanslar yardımıyla bir konum elde etmesidir diyebiliriz. Sözün başındaki benzetmemize sadık kalırsak; insanın, yitik yurduna ve kayıp cennetine göre yerini keşfetme çabası, ona olan mesafelerini duyuşlar, sezişler, kestirimler ile belirlemesidir bir bakıma sanat.

Evet, böyle bir genelleme yapılabilir sanat için ama yine de onun ‘kendiliğinden’ özelliğini aşıp ‘kendisi için’, ‘özerk’ konumuna yükseldiği ‘modern zamanlar’ ile öncesi arasındaki konum arayışları yine de birbirinden oldukça farklı özellikler gösterir. Modern zamanlarda da sanatsal deneyim, evet, bir yer-yurt edinme, yeniden var olma oryantasyonu gibi görünür ama, örneğin, mistik bir yitişin ana yurdunu mucizevi bir şekilde bulmak üzere umarsızca aranmak eylemine saplanıp kalarak gerçekleştirmez kendini modern edebi kahraman. Bunun yerine, eskil atalarınınkine benzer varoluşsal ‘kayıp’ ya da ‘gurget’ hissini; ‘şimdi, burada’ ve ‘gelecekte’ insan tahayyülü, erdemi ve emeği ile ortaya konulabilecek, yaratılabilecek somut karşılıklarla ‘telafi etme’nin yollarını arar. Tarihsel olarak devrimci olan modern estetik; insanın varsayımsal kozmolojik-teolojik geçmişe dönme arzusunu temsil eden bir çeşit nostaljiyi tahrik etmek yerine, mirasçısı olduğu bu insani kayboluş ve eksiklik duygusunu şimdide ve gelecekte giderecek estetik-ön deneyimleri, düşsel tasarımları ve sanatsal ütopyaları yaratmaya ve bu sırada hem kendini doğrulamaya hem de bundan varoluşsal bir haz almaya yönlenir.

Vardıkları yer ayrıca tartışılmalıdır fakat, modern sanatın yüzleri olan; romantizmin, izlenimciliğin, ‘avand quard’ın, modernizm gibi sanat akımlarının tarihsel olarak ortaya çıkışları bu bakış açısından da okunabilir. Modern sanat akımlarının hem sanatsal deneyimin doğası hem de ortaya çıkışlarındaki karmaşık koşullar yüzünden bu tarihsel konumlanışlarını zaman zaman tam belirginleştiremediklerine ya da koruyamadıklarına, modern öncesi bilinç ve yaşam formlarıyla, neo-klasizm, neo-konservatizm, neo-mistisizm gibi adlarla yeniden ve daha yakın ilişkiler kurmaya yönelebildiklerine tanık olmamız, andığımız bu ‘çekirdek özelliği’ gölgelememelidir.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Leonardo Da Vinci'nin Gizemi • Belgese..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Serkan Parlak

25 Aralık 2024

Gönül Ocak: "Öykülerin yazan kişide sa..

Öykülerim, bireyin iç dünyasıyla evrensel sorunlar arasındaki bağlantıyı keşfetmeyi amaçlıyor.Gönül Ocak ile Metinlerarası Kitap tarafından yayımlanan ilk öykü kitabı Dünün Geleceği Yok hakkında konuştuk.Serkan..

Devamı..

Mağriplinin Son İç Çekişi

Erhan Sunar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024