Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Temmuz 2023

Öykü

O Gürültülü Gecede

Eser Kuru

Paylaş

4

0


Duyma yitimi kaybettiğimde dokuz yaşındaydım. Üstelik bu öyle yavaşça olmadı. Bir sabah uyandığımda dünyanın sesi yoktu. Annem işe giderken koridorun sonundan geniş ağzıyla bana baktı ve bir şeyler söyledi. Dudakları oynuyordu sadece. Yüzümün kenarındaki işe yaramaz iki organ, yeni yetmelik çağımın başlarından beri kusurlu.
Ama o sadece birkaç yıldır duymuyor. Kulaklarından biri kaza sonrası geçirdiği ameliyatta işlevini yitirmiş. Diğeri de hasar görmüş.

Noksanlığı olanların, daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine dayalı hiyerarşi bizi bir araya getirdi. Aşağı düzeyde dememeli belki ama eksik. Toplu yapılan psikoterapi seanslarından birinde biz herkesten fazla hasarlıydık. Gruba sadece işaretlerle eşlik edebiliyorduk. Sesin doğrudanlığına karşı ellerin perdesiyle. Bana dikkat kesilmesine sebep olan belki de bu olmuştur, koyu bir sessizlikle yıllardır nasıl başa çıktığım fikri. Kendini yok etme düşüncesinden kurtulmak için buradaydı. Akşamki seans biterken gözlerimi ondan kaçırmadan yüzünde gezdirdim. Keder tehdidi altındaki bedenlerimize karşılıklı acıyarak baktık. Yine de bir fark vardı. Ben biraz daha alışıktım. Salon boşalırken ikimiz de yerimizde kaldık. İlk kez başbaşaydık. Sonra birden ayağa kalktı ve kapıya yaklaştı. Birkaç metre arkasında yürüdükten sonra omzuna dokundum, döndü.

Biraz yürüyüp yürüyemeyeceğimizi sordum işaret dilinin kendine özgü heyecanıyla. Hemen kabul etti. Bazen herkesin sağır olduğunu hayal ettiğim bir oyun oynarım. Bütün gece kalabalık içinde gezerim. Alt yazısı olmayan filmlere giderim, açık hava konserlerine ya da söyleşilere. Sıradan ve kusursuz insanların şu her şeyi anlayan yüzlerini seyrederim. Duymadığımı anladıklarında suratlarındaki şaşkın ifade hoşuma gider. Şimdi bu gece iki sağırın eş güdümlü hareketi ona da iyi gelir diye düşündüm.

Konuşmadan bir süre yürüdük. Meydandaki barda konser afişini görünce koluna dokundum, gözlerimi gördü.

“Bunu neden yapıyoruz?” diye işaret etti. Gülümsedim. “Oyun,” dedim parmaklarımla. “Duymama oyunu.”

Bara oturduk ve iki bira söyledik. Barmen uzaklaşınca çantasından küçük bir ayna çıkardı, saçlarını çözdü, kazada yarası geçmemiş kulağını örttü ve topuzu sol omuzundan aşağı saldı.

“Ne düşünüyorsun?” diye sordum.

Çantasını toparladı. Yanağındaki çukurluğu ilk kez gösterdi.

“Ne yapmaya çalıştığını anladım.”

Uzun uzun birbirimizden bahsettik. Ellerimizin küçük hareketleri kollarımızı sardı, hemen arkamızdaki korkunç gürültülü müzik grubunun böğürtüsünde bizden başka kimsenin birbiriyle iletişim kurma imkânı yoktu.

Barın içindeki kalabalık yanımızdan geçerken arkamızda şaşkınlık dolu mimik ve jestler bırakıyorduk. Pahalı bir konsere sırtını dönmüş iki kukla gibi kollarımız bir aşağı bir yukarı oynuyordu. İki saatin sonunda yüzümüzü gruba döndük. İnsanların bir rock konserinde yüzlerinin aldığı şekle hayretle baktı.

“Ben de mi böyle görünüyordum?” diye sordu.

Öfkeli suratlar, sesi kısılasıya çığlık atanlar, zıplayıp havada çarpışanlar. Bu büyük gösteri bittiğinde bar kapanırken ağzında kalan gülümseme yavaşça sönmeye başladı.

“Gidelim mi?” dedi elleriyle, eğlenmeye hakkı olmadığını sanki bir an hatırlayarak. “Gitsek mi artık?”

“Aklından geçenleri biliyorum,” dedim. “İnan böyle de yaşanabilir.”

Sonra koluma yaptırdığım dövmeyi gösterdim ona, sevdiğim bir söz. “Sadece canım ölmek isteyince, ölmek elimde olduğu için yaşıyorum. İntihar fikri olmasa, kendimi çoktan öldürmüş olurdum.”

Gülümsedi, “Güzelmiş,” dedi. “Hadi bir yere daha gidelim.”

Son büyük kozumu oynar gibi gecenin zifiri karanlığına çektim onu. Yazın bu en sıcak akşamında şehri bölen nehrin güzel manzarasına doğru yürüdük.

“Neresi burası?” dedi.

“Yıllar önce elektrik tribünü yaptıkları yer. Suyun en berrak, ağaçların en sık, güzel olduğu yer. Şu gürültülü trafo sesi olmasa,” dedim. “O yüzden kimse gelmiyor.”

İlk kez kahkaha attı.

Işığın hiç ulaşmadığı çam ağaçlarının altına, su kenarına oturduk. Kesik kesik nefes alışını sadece hissettim. Duymadığım gibi hiçbir şey de görmüyordum. Ama önemsizdi.  Karanlığın ışığa geçit vermemesi iletişim kurmamıza engel olmuştu. Geriye yalnızca dokunmak kalmıştı. Hareket etmeden bir şey beklediği hissine kapıldım. Bir elimi yaralı kulağına götürüp yavaşça okşadım. Temasım bir an irkilmesine ve geri çekilmesine sebep oldu. Sonra o da bana dokundu. Eli kulağımdaki küpede gezindikten sonra toprak zemine uzandı.

Uzun zaman sonra iyi bir hisle gökyüzüne bakıyordum, bakıyorduk. Telefonunu çıkardı ve şunu yazdı:  “Yıldızlara bak, sonra gözlerini kapat.”

İz düşümü uzun bir dilek tuttum, gözlerimi açtım, ona döndüm. Elbisesi, iç çamaşırları toprağın üzerinde yanıbaşımdaydı. Zifiri karanlığın içinde suya kendini bırakışını belli belirsiz gördüğümü sandım.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yüz Yıllık YolculukFaruk Ulay
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

27 Ocak 2026

Natalie Haynes ile Hayatındaki Kitapla..

Okumaya dair en erken anım Russell Hoban’ın yazıp Lillian Hoban’ın resimlediği Harvey’s Hideout. Harvey, kız kardeşinin korkunçluğundan şikayetçi olan bir misk sıçanı. Ama kız kardeşi Mildred da ona karşı aynı şeyleri hissediyor. Bu kitabı okuduğumda san..

Devamı..

Uyanmanın Yanıcığı

Tuğçe Vural

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024