Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Ocak 2021

Kitap

Oggito'nun Ocak Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap

Oggito

Paylaş

1

0


Mimar Sinan: Tarihsel ve Muhayyel, Uğur Tanyeli

Bu kitap bir Mimar Sinan monografisi değil. Yaşamı ve eserleri üzerinde bilinenlerin yeni bir özetini sunmuyor. Onun yapılarının bir dökümünü içermiyor. Neden çok önemli bir dahi olduğunu ve dünya mimarlığına yaptığı katkıları da anlatmıyor. Sinan’a ve eserlerine övgüler düzmüyor. Sinan yapılarının yeni çekilmiş çok başarılı fotoğraflarından oluşan bir albüm bölümüne de yer vermiyor. Böyle çok sayıda kitap zaten var.

Mimar Sinan: Tarihsel ve Muhayyel, birbiriyle bağlantılı iki araştırma güzergâhında ortaya konmuş bir çalışma: Önce, Sinan’ın ve Sinan çağı mimarisinin tarihini yazma yaklaşımlarını tartışıp alternatifler öneriyor, ardından da popüler kültürde var edilmiş ve hâlâ üretilmeye devam eden Sinan imgesinin nasıl inşa edildiğini anlamayı deniyor. İlk kesimde, bugüne kadar yazıla gelenden farklı ve gerçekçi Sinan tarihleri yazmak için bazı yeni imkânların nasıl kullanılabileceği gösterilmeye çalışılıyor. En önemlisi, burada kutsallaştırıcı olmayan, aksine soğukkanlı bir tarihsel Sinan metni ortaya konmaya çabalanıyor. Kitabın ikinci kesimiyse güncel Türkiye’deki popüler Sinan algısı hakkında: Ortamda neden Sinan’ı 16. yüzyılın olağan toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel gerçekleri bağlamında görmekten kaçınan bir popüler damar var?

Varlığına bugün fazlasıyla aşina olduğumuz, ancak geçmişte mevcut olmayan imkân ve olguları, düşünceleri, teknikleri, tutumları, örgütsel yapıları, siyasal örüntüleri ve kaygıları iradi bir unutuşa tabi tutmadan tarih yazamayız. Acıklıdır ki, tarih yazımında, hele mimarlık tarihinde bunun kadar sık yaptığımız başka bir yanlış neredeyse yok. Burada aynı yanlış yapılmamaya çabalanıyor, o kadar.

Metis, Aralık 2020

Kalpten Seven İnsanlar, Müge İplikçi

“Soğuk bir kış günü, yaşamın bir cilvesi olarak 29 Şubat’ta doğdunuz. Dört yılda bir varsayılan bir insan oldunuz. Dahası da geldi başınıza. Artık yıllardan bir gün, yine doğum gününüzde, Türkiye diye bir ülkede, teyzenizin askerdeki torununu ziyarete giderken bir trafik kazası nedeniyle sırra kadem bastınız.”

Müge İplikçi’nin yeni kitabı bu sözlerle başlıyor. Kalpten Seven İnsanlar’ın bir öykü kitabı kadar gücünü kadim masallardan, anlatılardan alan öykülerin birbirlerine teyellendiği bir kısa roman olduğu da söylenebilir. Neyyir ve Korkut’un kimlikleri aşan, yaşamları kat eden, zamanı altüst eden aşkını anlatıyor aslında.

Ancak bu aşk ve sevgiyi anlatan öyküler dün ve bugünün gerçeklerine de ayna tutuyor; vasatlıkları, cinayetleri, şiddeti, ölümleri ve daha önemlisi yaşayan ölüleri de içine alarak, iyinin olduğu kadar kötünün de içinden geçerek gürül gürül akıyor ilk sayfadan son sayfaya. Ve bu kısa kitap boyunca şu soru yankılanmadan edemiyor: Kendinde kalpten sevme cesareti bulan biri kaldı mı acaba?  Yoksa sevgi, artık özlemini bile duymadığımız bir şey haline mi geldi?

Can, Kasım 2020

Cicim, Colette

On dokuzuncu yüzyılın sona erişiyle birlikte toplumda ağır basan muhafazakârlığın yerini modernleşmenin aldığı bir "fin de siècle" dönemini çarpıcı biçimde temsil eden, Fransız edebiyatının aykırı yazarı Colette'ten eril bir dünyanın kadın gözüyle anlatıldığı sansasyonel bir ilişki üçgeni: Cicim... Kırklı yaşlarının sonlarını süren Léa de Lonval ile kendisinden otuz yaş genç ve yakışıklı jigolo Cicim'in, aşkın ve nefretin sınırlarında gezinen, tutku dolu, zaman zaman ise anne-oğul ilişkisi içerisin delermişçesine şefkat yüklü birlikteliklerini konu eden bu eskimeyen yapıt, toplumsal normları yerle bir edecek ölçüde cüretkâr ve çalkantılı bir Paris panoraması çiziyor. "Bağışla beni Cicim, birbirimizin peşi sıra ölmek zorundaymışız gibi sevdim seni."

Çeviren: İnci Kaplan Gül, Sel, Kasım 2020

Pinball 1973, Haruki Murakami

İyi oyunlar!

Bir pinball makinesinden hiçbir şey kazanamayız. Sayıya dönüştürülmüş gurur dışında. Öte yandan kaybedeceklerimiz gerçekten de çok fazladır. 

Siz pinball makinesinin başında tükenmeye devam ederken bir başkası Proust okuyor olabilir. Bir diğeri açık hava sinemasında kız arkadaşıyla İz Peşinde filmini izlerken arabasında onunla oynaşıyor olabilir. İşte bu adamlar belki de dönemlerinin dikkat çeken yazarları ya da mutlu kocaları olacak kişilerdir.

Pinball makinesi sizi bir yere götürmez. Olsa olsa en fazla replay ışığı yanar. Replay, replay, replay… Kim bilir, belki de pinball makinesinin asıl amacı sonsuzluğu göstermektir. 

Haruki Murakami’nin yazdığı ikinci roman olan Pinball 1973 yazarın kült romanlarında karşımıza çıkan temaların tohumlarını atan hikâyelere götürüyor bizi. Kız arkadaşı genç yaşta ölen kahramanımız, gençliğinde saatler, günler boyunca oynadığı pinball makinesinin peşine düşüyor. Murakami’nin sonraki romanlarında yeniden karşımıza çıkacak olan Fare, anlamsızlıkla savaşıyor, aşkın sınırlarını keşfediyor. 

Murakami ise daha otuzlu yaşlarının başında yazdığı bu romanla uzun yıllar boyunca bizi büyüleyecek edebiyatının temellerini sağlamlaştırmaya başlıyor.

Çeviren: Ali Volkan Erdemir, Doğan Kitap, 2020

Oruçla Gelen Sağlık, Jason Fung – Jimmy Moore

Bugüne dek yazılan diyet kitaplarının pek çoğu bilinen en eski, basit ve etkili yöntem olan orucu genelde göz ardı etti. İnsanlık tarihi boyunca uygulanmış ve iyileştirici gücü kanıtlanmış olan oruç beden kadar zihni de arındıran, onaran, yaşlanma hızını yavaşlatan, Tip 1 ve Tip 2 diyabetten obeziteye, kilo problemlerinden kronik yorgunluğa etkili olduğu bilinen bir yaşam disiplini.

Oruçla Gelen Sağlık’ta yer alan Aralıklı, Günaşırı ve Uzun oruç yöntemlerinden biri mutlaka size uyacaktır. Nefroloji uzmanı Dr. Jason Fung ve sağlık podcast’leriyle ünlü Jimmy Moore bu kadim geleneğin tüm yönlerine ışık tutarak çeşitli uygulama biçimlerini en son bilimsel çalışmalarla anlatıyor.

Tek yapmanız gereken, temelde bir şey yapmamak. Bedeninizi dinlemek ve dengede kalmak. Oruç bu kadar basit…

“Yemek yemeyi düşünmekten kurtulmak olağanüstü özgürleştirici bir şey.” – Jimmy Moore

Çeviren: Emine Yılmaz, Aganta Kitap, 2020


Jimmy Moore

Sanatçının Yeniyetme Halleri, James Joyce

Konuştuğumuz dil benden evvel onun dili. ‘Ev’, ‘İsa’, ‘bira’, ‘usta’ sözcükleri onun ağzında ve benim ağzımda nasıl da başka! Ben bu sözcükleri bir ruh huzursuzluğuna kapılmadan ne konuşabilirim ne de yazabilirim. Onun böylesine tanıdık ve böylesine yabancı dili benim için daima sonradan edinilmiş bir söyleyiş olarak kalacak. Onun kelimelerini ne ben yaptım ne de kabul ettim. Sesim koyda tutuyor onları. Ruhum, onun dilinin gölgesinde kendisini yiyip bitiriyor. 

Ruhu, Joyce’un hem en kıymetli varlığı hem de edebiyatının sonsuz konusudur. Öyle ki 1900 senesinde kaleme aldığı A Brillant Career (Parlak Bir Meslek) adlı ilk tiyatro oyununu “hayatımın ilk gerçek eserini kendi ruhuma adıyorum” diye yazar. Elinizdeki roman içinse Yeats’e, “Ruhun hareketlerini yansıtacak kadar akıcı bir üslup yakalayabilirim” der. Gene ruhudur üslubunu şekillendiren. Ruhunu, kendi köküne ait olmayan İngilizcenin gölgesinden gene İngilizce aracılığıyla kurtaracaktır Joyce. Evet, ömrünce ne yazarsa İngilizce yazacaktır ama daima kendi dilinde, varlığının yegâne kökü saydığı ruhunun dilinde yazacaktır. Joyce’ça bir İngilizceyi keşfedişidir işte elinizdeki bu roman. Hal böyleyken, Joyce’ça bir Türkçeyle çevrilmeye gayret edilmiştir. Bu uğurda Joyce’un dilindeki şiirin, cümlelerindeki müziğin, andan âna uçan anlatısının durmadan değişen kiplerinin, her bir duyguyla çalkalanan tonunun Türkçesi aranmıştır.

Çeviren: Can Gürses, Ayrıntı Yayınları, 2020

Rehine, Guy Delisle

Pyongyang, Shenzhen, Burma Günlükleri ve Kudüs Günlükleri'nin çizerinden...

Rehine olmak, hapiste olmaktan kötü. Hapishanedeyken neden hapsolduğunu bilirsin. Doğru ya da yanlış, en azından bir sebep vardır. Hapishanedeyken çıkacağın günü, tam tarihi bilirsin. Böylece ne kadar bekleyeceğini hesaplayabilirsin. Ama burada, ne zaman biteceğini bilmeden, sadece ne kadar geçtiğini hesap edebilirsin...

1997 yılında, Kafkasya'daki Sınır Tanımayan Doktorlar'ın sorumlusu olan Christophe André'nin hayatı, gecenin bir yarısı kafasına çuval geçirilip bilinmez bir yere kaçırılınca altüst oldu. Usta çizgi romancı Guy Delisle, onunla yıllar sonra bir araya geldi ve 111 gün süren bu cehennem gibi kaçırılma öyküsünü kaydetti. Özgürlük umutlarının tamamen kaybolduğu bir anda, bir rehinenin aklından neler geçer? Pyongyang, Shenzhen, Burma Günlükleri ve Kudüs Günlükleri gibi nitelikli eserlerin sahibi, bu çarpıcı hikâyeyi eşsiz bir dille anlatıyor.

Çeviren: Tolga Üyken, Kara Karga Yayınevi, 2020

 

Karialılar – Denizlerden Kent Kuruculara, Olivier C. Henry, Ayşe Belgin Henry

Bu kitapta Karia Bölgesi’nin prehistorik çağlara tarihlenen en erken yerleşimlerinden Geç Osmanlı Dönemi’ne uzanan arkeolojik ve tarihi geçmişi hakkında bugüne dek yapılmış çalışmaların ve güncel araştırmaların bir özeti sunulmuştur. Anadolu Yarımadası’nın güneybatı kesiminde yer alan ve Antikçağ’da Karia olarak bilinen coğrafi bölgenin kuzey sınırını Büyük Menderes Vadisi, doğu sınırını Dalaman Çayı belirler.

MÖ 2. binyıla tarihlenen yazılı kaynaklarda birçok kez adı geçen Karialıların, Hitit istilaları karşısında Anadolu halklarını destekledikleri ancak daha sonra Mısırlılar karşısında Hititlerin yanında yer aldıkları görülür.

Karialıların adı, tüm Akdeniz’de geçtikleri yerleri talan ederek Geç Tunç Çağı’nın güçlü imparatorluklarının çöküşüne katkıda bulunan efsanevi “Deniz Kavimleri” arasında da anılır. İlerleyen dönemlerde, Homeros Karialıların Yunanlara karşı Troia kentini savunmaya gelen halklar arasında yer aldığından bahsederken “savaşmaya bir kız gibi altınlarla süslü geldiler” sözleriyle Karialıların zenginliğini vurgular.

Çeviren: İpek Dağlı Dinçer - G. Bike Yazıcı, YKY, Aralık 2020

 

 

Gölgeler, E.H. Gombrich

Sanatta gölgelere ışığın etkisini artırmak ve objelerin biçimlerini belirginleştirmek amacıyla sık sık başvurulmuştur. Gölgeler, betimlenen sahnenin atmosferini belirlemeye yardımcı olabilir ve resmedilen alanın dışında kalan öğelerin varlığını açığa çıkarmak amacıyla kullanılabilir. Dünyanın en önemli sanat tarihçilerinden E.H. Gombrich, ilk kez National Gallery’de düzenlenen bir sergi vesilesiyle yayınlanan bu ilginç kitapta Batı sanatında gölgelerin izini sürüyor. 

Gombrich mitler, efsaneler ve felsefede gölge kavramının muğlak doğasına değinirken; ışığın kaynağının yeri, aydınlanan objenin biçimi, gölgenin düştüğü yüzey ve izleyicinin pozisyonu gibi belirleyici unsurları da ayrıntılı biçimde inceliyor. Gombrich Rönesans’tan 17. yüzyıla kadar sanatçıların gölgeleri nasıl betimlediğini ya da bazen nasıl görmezden geldiğini Caravaggio, Rembrandt, da Vinci gibi ressamların eserleriyle örneklendiriyor. Ayrıca takip eden yıllarda Romantik, İzlenimci ve Gerçeküstücü sanatçıların resimlerinde gölgeleri gerçekçilik ya da dramatiklik illüzyonu yaratmak amacıyla nasıl kullandıklarını anlatıyor. 

Gölgeler, renkli illüstrasyonlar içeren özel bir baskıyla sanatseverlerle buluşuyor.

Çeviren: Merve Yalçın, Everest Yayınları, 2020

Tut Ki Bir Rüya Gördüm, Charles Beaumont

Charles Beaumont’un hayal gücüyle kurduğu tekinsizlikler aleminde tüm kabuslar mümkün. Tut Ki Bir Rüya Gördüm’deki öykülerde aslanlar dolaşıyor, uzay gemileri başınızın üzerinde süzülüyor ve sihirbazlar, vampirler, canavarlar, uzaylılar, robotlar hiç beklemediğiniz biçimlerde çıkıyor gölgelerin arasından…

Çeviren: Kerem Sevinçli, İthaki, Aralık 2020

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Karanlıkta Kahkaha ve İşleyen AyrıntılarErhan Sunar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nihat Kopuz

3 Ağustos 2025

Kaos ve Yaşam

Evrenin bir belirsizlik olduğuna ve bunun da dünyaları besleyip duracağına inanıyorum.Evren ve yaşam hakkında her edebiyatçı gibi ben de düşünmeyi severim. Gerek 19. yüzyılın büyük Rus edebiyatı gerekse 20. yüzyılın varoluşçu yazarları (Başta Albert Camus olmak üzere) bu konuda beni der..

Devamı..

Akşam Oturması

Nurgök Özkale

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024