Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Ağustos 2022

Roman

'Nergis Hanım Hakkında Bazı Şeyler' Romanına Kadına Yönelik Şiddet ve Erkeklik Bağlamında Bir Bakış

Mesut Oktay

Paylaş

0

0


Romanda kadına yönelik şiddetin son dönemde ifşa edilen çehresi olan kadın cinayetleriyle birlikte eleştirel bir tutumla ele alındığı görülmektedir. Bu şiddetin eleştirisinde fail olan erkekler de  net bir şekilde vurgulanmıştır. 

Devrim Koçak'ın ilk romanı olan Nergis Hanım Hakkında Bazı Şeyler Gül Cemal, Hatice, Nazım ve kitaba adını veren Nergis adlı karakterlerin odağında şekillenen bir anlatı. Yazarın ilk romanı olması dolayısıyla ilk defa gördüğümüz bir şehrin sokaklarını dolaşırken duyumsadığımız heyecan ve gizem dolu bir hissiyatla okuyoruz metni. Okurken yazarın yerleşik üslubu, anlatı tarzı, edebi konumlanışı gibi bize az da olsa rehberlik edebilecek unsurlardan yoksun bir şekilde romanın sayfalarında gezintiye (tekrar olduğundan değiştim) başlıyoruz. Ancak sayfalar ilerlerken kurgunun ve özellikle de dilin sarıp sarmalayan yapısı sayesinde başlangıçta hissettiğimiz o yabancılıktan hızlıca sıyrılıyoruz.

Hem olgusal bağlamda hem de güncel olaylar üzerinden kadın cinayetleri, seksen öncesi sol-sosyalist kuşak, günümüzde çok ağır iktisadi ve siyasal sonuçlarını yaşadığımız özelleştirmeler gibi sosyo-politik konuları ele almasıyla toplumcu-gerçekçi bir hatta konumlandırılabilecek roman aynı zamanda yalnızlık, bağışlama, yazma eylemi gibi psikolojik ve edebi meseleleri de ana karakterler üzerinden işleyerek -klişe tabirle- çok boyutlu bir roman hüviyetine kavuşuyor.

Roman, anlatıcısı ve başkarakteri Gül Cemal’in kısa girişiyle açılıyor. Bu girişle Gül Cemal’e yazılan bir mektuptan haberdar olurken bu mektubun cevapsız bırakılmaması gerektiği fikrinin anlatının yazılış sebebini teşkil ettiğini anlıyoruz. Cemal –roman boyunca kendisine Gül Cemal olarak hitap edenleri sadece Cemal demeleri yönünde uyarmaktadır. Bu sebepten ben de karakterin arzusuna boyun eğecek ve kendisinden Cemal olarak bahsedeceğim- hayatında köklü değişiklikler yapmak isteyen eşi Ayça’nın arzu ettiği bu değişimlere kendisinin de dahil olduğunu öğrenmesinin akabinde boşanmayı büyük bir vakarla kabullenmiş ve atmayıp depoya kaldırdıkları eski ev eşyalarını miras edinerek yeni ve yalnız bir hayata yelken açmıştır.

Yazarlığı ve çevirmenliği asıl mesleği bankacılığa yeğ tutan Cemal, yeni hayatının ilk günlerini bedbaht bir yalnızlık içinde çeviri yaparak, fıçı bira tüketerek, eski eşi Ayça’ya hiç cevap alamayacağı mektuplar yazarak, arada da dostu Nazım’a uğrayarak geçirmektedir. Varlığından bile haberdar olmadığı Nergis Hanım’ın kendisine bir mektup yazıp sırra kadem basmasıyla hayatının rutini değişir ve cinayet büro polisi Hatice ile birlikte dramatik bir hikâyenin içinde bulur kendini. Gizemli bir mektubun ertesinde ortadan kaybolan Nergis’in Hatice’nin ilkokul öğretmeni olması ve Hatice’nin yetişmesinde Nergis Hanım’a duyduğu gönül borcunu ödemek istemesi, Cemal’in ise hiç tanımadığı bir kadının kendisine mektup yazması karşısında hissettiği merak duygusu bu iki karakterin yolunu kesiştirip ikisini ve dolaylı yoldan biz okurları Nergis Hanım’ın gizemli öyküsünün peşinde sürükler.

Odağında bir kadının -gizemli mektubu aracılığıyla okuyacağımız- hayat hikâyesi yer alan romanın benim açımdan asıl dikkat çekici yönü, özellikle son yıllarda her geçen gün tırmanıp toplumsal bir cinnet halini alan kadına yönelik şiddeti dile getirmesi ve bu şiddet sarmalında erkek karakterlerin kurgulanış biçimi oldu. Farklı zamanlarda yaşamış olsalar da Cemal ve Hikmet’in yaşadıkları ağır tecrübeler karşısında ortaya koydukları tutumla yerleşik erkeklik kurgusuyla pek de uyumlu oldukları söylenemez. Bu iki erkek karakteri özellikle cinsiyet ilişkileri bağlamında yerleşik erkek tipinin müşahhas karşılığı olan Hatice’nin babasıyla beraber düşündüğümüzde ayrıksı yönlerini çok daha iyi anlıyoruz.

Hatice’nin Dilinden Kadın Cinayetleri

Son yıllarda hâkim siyasi rüzgârın da etkisiyle gittikçe nobranlaşan ve artan görünürlüğe aldırış etmeden daha da şedit bir hal alan kadınlara yönelik erkek şiddetinin tarihsel arka planı irdelendiğinde, sıkı bir ideolojik temel üzerinden hareket ettiği pek ala görülebilir. Bu bağlamda kadına yönelik şiddet, modern bir fenomen olmayıp aksine patriyarkanın toplumsal ve kültürel yapıdaki tarihsel hegemonyası tarafından beslenip korunan, yüzyıllardır çağdaş biçimler alarak gerek ev içinde gerekse kadının kamusal alana dâhil oluşuyla farklı toplumsal zeminlerde yeniden üretilen ideolojik bir tavırdır.

Edebi eserlerin ideolojik olanı kurgusal düzlemde görünür kılmak gibi bir misyonu olduğu düşünüldüğünde kadın cinayetlerinin ve erkek şiddetinin edebi eserlere konu olmaması mümkün değildir. Nitekim Eagleton ve Althusser gibi eleştirmenler edebiyatın doğrudan bir ideolojik yansıma olmadığını ama ideolojiyi gözler önüne seren, yeni formlarla dönüştüren bir üretim faaliyeti olduğunu düşünürler. Berna Moran da edebiyatın çatışan güçleriyle, ideolojisiyle toplumsal gerçekliği yansıtan bir üretim alanı olduğunu ifade eder. Bu noktada romanın sayfalarında gezinirken Devrim Koçak’ın edebiyatı tam da bu işleviyle kullandığını görmekteyiz.

Romanda kadın cinayetlerine dair eleştirileri yüklenen kişi polis Hatice’dir. Bir polisten erkek şiddetine dair eleştiri duymak okuru olduğu kadar romanın başkarakteri Cemal’i de şaşırtır. Ama Cemal’in “Genel fikirler bireylere daraltıldığında, geçerliliğini çoğu kez kaybediyordu” cümlesiyle okur olarak biz de bu şaşkınlığı kaşımaktan vazgeçeriz. Hatice Cemal’in kendisine cinayetlerle ilgili sorular sorması üzerine konuyu erkek katillere getirir ve Cemal’i de bu işe dâhil ederek erkek şiddetini olgusal düzlemde görünür kılar:

“Seri katil ordumuz, yani siz erkekler. Sürekli kadınları öldürüyorsunuz. Seni de ayırmıyorum bak, dilediğin kadar üstüne alınabilirsin. Sevgililerinizi, kız kardeşlerinizi, eski karılarınızı, kızlarınızı ve hatta annelerinizi öldürüyorsunuz. Sizleri durduramıyoruz.” (s. 60)

Hatice devamında erkek şiddetinin büründüğü pervasızlığı da vurgulayarak bu şiddetin hukuksal anlamda yaslandığı cezasızlık zırhına da göndermede bulunur. Burada isim vermeden bu durumu Pınar Gültekin cinayetine çok benzer bir olayla örnekler:

“Genelde aramıyoruz bile katili. Kendileri çıkıp geliyorlar. O kadar pişkince yapıyorlar ki.. (…)  Kadını kesecekse gidip testere alıyor örneğin, küçük parçalara ayıracaksa çöp poşeti ediniyor. Yakacaksa varil buluyor kendine. Tasarlayıp işliyor cinayetini.” (s. 60)

Bir gece yarısı peşinde koşturduğu bir cinayetin ertesinde yıkık dökük bir halde Cemal’e gelen Hatice’nin, cinayetin ayrıntılarını anlatmasıyla beraber bir kadın cinayetiyle daha yüzleşiriz. Hatice’nin dehşet içerisinde öfke ve acıyla anlattığı cinayet, hepimizin içini burkan Şule Çet cinayetiyle çok benzerdir.

“Yirmili yaşlarının başlarında bir genç kız, Üniversite öğrencisi, ailesi Anadolu’nun bir köyünden. Okul harçlığını çıkarmak için part-time işlerde çalışıyor. En son bir galeride işe giriyor. (…) Bütün genç kızlar gibi, güzel bir kız. Pırıltılarla yanan siyah gözleri var, kumral saçları ve mercan pembemsi dudakları… Öyle güzel ki, öyle güzel gülümsemiş ki muhatabı olmak istersin. Kız kardeşin olsun istersin ya da yakın arkadaşın. (….) Sonra kızımız, bu gencecik kadın, bir plazanın yirmi beşinci katından...   (s-85)

Hatice’nin anlattığı bu olay bir intihar vakası kılıfına büründürülmüştür ama Hatice bunun bir cinayet olduğundan emindir.

“Patronu ve ortağının yanından, ifadelerine bakacak olursan, koşarak kendini boşluğa bırakır. Neden?” (s. 86)

“Yalan elbette, hepimizin bildiği bir yalan bu. Kızı öldürdüler. Olan bu!” (s. 86)

Olgusal düzlemden, kamuoyunu sarsan somut örneklerin benzeri kurgusal olaylara değin bir kadın cinayetleri panoraması çizen Hatice’nin bu hassasiyeti mesleği olan polislikle beraber düşünüldüğünde hem başkarakterimiz Cemal’i hem de biz okurları oldukça şaşırtmıştı. Cemal’in farazi bir çıkarımıyla umursamayıp ötelediğimiz bu şaşkınlık romanın ilerleyen sayfalarında Hatice’nin çocukluk anılarını anlatmasıyla oldukça makul bir şekilde giderilir yazar tarafından. Hatice’nin çocukluk yılları, annesine fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan bir babanın kötü anılarıyla doludur. Onu ve annesini bu erkek şiddetine karşı müdafaa eden tek kişi ise yine bir kadındır: Nergis. Böylelikle Hatice’nin kadın hassasiyeti de mesleğinden bağımsız oldukça anlaşılır bir hal alır.

“Bizim evde durumlar pek parlak değildi Cemal. Kavga dövüş eksik olmazdı. Babam genelde geceleri çalışırdı, gündüzleri de korkutucu bir öfkeyle dönerdi eve. Bağrış çağrış, küfür kıyamet… Öyle çok ezerdi ki annemi. Annem baş edemez, sindikçe sinerdi.” (s. 106)

“Bağrış çağrış diyorum ya bakma, senin anlayacağın dövüyordu annemi.” (s. 108)

Hatice babasının annesini maruz bıraktığı şiddet ve kötü muameleyi anlatırken son yıllarda kadın cinayetleriyle görünür hale gelip gündemleşen erkek şiddetinin ev içindeki boyutunu da gözler önüne serer. Burada her ne kadar Hatice’nin kadın hassasiyetini yaşadığı somut şartlarla izah etsek de bir kadın olarak bütün kadınların yaşadığı veya yaşayabileceği kadar  duygusal ve fiziksel erkek şiddetiyle muhatap olduğu ve bundan ötürü böyle bir hassasiyet geliştirdiği de düşünülebilir.

Hegemonik Erkekliğe karşı Cemal ve Tahsin’in Erkeklik Biçimi

Hegemonik erkekliği erkeğin, toplumsal yaşayışın bütün ilişkilerinde anlamı belirleyen, sözü yüklenen ve baskınlığını her türlü tavrıyla belli eden bir özne olma durumu olarak tanımlayabiliriz. R.W. Connel tarafından literatüre kazandırılan hegemonik erkeklik, farklı coğrafyalarda nisbi farklılıklar arz etse de bütün dünyada geçerli bir cinsiyetler arası iktidar hiyerarşisi inşa etmiştir. Connel’e göre dünyada kadınlar ve erkekleri birbirinden ayıran bazı temel farklılıklar olduğu noktasında tarihsel bir uzlaşı vardır. Erkek kadına göre başarıya daha yönelimdir, erkeğin yönetim becerisi kadına göre daha gelişkindir, erkek kadına kıyasla daha hırslıdır gibi. Connel, bu eşitsiz cinsiyet ilişkisinde iktidarın erkeklik tarafından ele geçirildiğini ifade eder.

Erkek kimliğinin bu denli evrensel yapısının yanında her kültürün bu genel yapı içerisinde erkeklik kimliğinden farklı beklentileri mevcuttur. Türkiye erkekliğinin inşasında etkili olan unsurlar milliyetçilik, din, militarizm gibi unsurlardır. Tabii bu noktada erkekliğin mütemmim cüzzü heteronormativiteyi saymamak büyük bir eksiklik olacaktır. Bu unsurların yarattığı erkeklik, kültürel aktarım üzerinden bireysel farklılıklarına bakılmaksızın bütün erkek bireylerin istemsiz de olsa bir şekilde maruz kaldıkları bir zehre dönüşmektedir. Bu zehrin en büyük mağdurları da her alanda kadınlar olmaktadır ne yazık ki.

Romanın temel erkek karakterleri Cemal ve Tahsin’in dikkatleri çektiği nokta yukarıda izah edilmeye çalışılan erkeklik algısının dayattığı tepki ve tavırlardan imtina etmeleridir. Öncelikle ev içi ilişkilerinde eşlerine karşı olan tutumlarıyla genel algının dışındadırlar. Çok ayrıntılarına vakıf olamasak da genel anlatımdan eşleriyle özgür ve ortak bir denge kurduklarını genel yaklaşımlarından ve özellikle de Nergis’in Hikmet’i anlattığı satırlardan sezinliyoruz.

Asıl bu iki erkek karakteri ayrıksı kılan durum ise ikisinin de eşleriyle yaşadıkları özel sorunlarda gösterdikleri tavırdır. Cemal eşi Ayça tarafından terk edilir. Hikmet çok daha farklı bir sorunla yüzleşerek eşi tarafından aldatılır. İkisinin de yaşadıkları durum ve verdikleri tepki biçimi çok farklı olsa da bu tepkilerini benzer kılan temel unsur yerleşik algının onlara dayattığı erkeklik zehrine kapılmamalarıdır.

Cemal eşi Ayça’nın hayatını değiştirme kararı karşısında hiçbir şekilde yerleşik maço tepkiler vermez. Ayça’nın bir birey olarak hayatına farklı bir yön verme kararını, ayrılığın peşinden gelen bir bölüşüm olarak değerlendirir.

“Birliktelikler kurulduğu andan itibaren beraberinde nasıl bir ortaklaşma getiriyorsa ayrılıklarda peşlerinden bir bölüşümü sürüklüyor. Duygu bölüşümü, anı bölüşümü, yaşam alanı bölüşümü, mal bölüşümü…”  (s. 14)

Yazarın Cemal’i suni bir kurguyla hegemonik erkeklikten tamamıyla azade bir şekilde kurgulamadığını, Cemal’in eski eşi Ayça’ya bir süre saplantı geliştirerek taciz olarak değerlendirilebilecek mesajlar atmasıyla anlıyoruz. Cemal’in bu şekilde kurgulanışı karakteri belki daha gerçekçi bir hale getirmektedir. Zira erkeklik her erkeğe bir şekilde zerk edilen bir zehirdir. Ve bir erkeğin bu zehirde tamamen kurtulması pek de gerçekçi bir durum değildir. Ancak Cemal’in bu ısrarlı mesajlarının Ayça‘da yarattığı etkiyi metinde öğrenemediğimiz için bu durumun genel ‘Cemal’ kurgusunu tahrip edici bir boyuta varmadığını gözlemliyoruz.

Hikmet’in Nergisle yaşadığı durum ise çok daha farklıdır. Nergis tarafından aldatılan Hikmet yine yerleşik erkeklik algısının dışında davranarak Nergis’le olan birlikteliğini sonlandırmaz. Nergis’in gözaltına alındığı gece karakolda Nergis’i aşağılayarak kadınlığın sınırlarını vurgulayarak aynı zamanda devlet ve toplum nezdinde kadınlığın sınırlarını bildiren polise karşı Hikmet yine yerleşik erkekliğin çok dışında bir tutum takınmıştır.

“(…) karımın kiminle gönül ilişkisi yaşadığı ne sizi ne de Savcı Bey’i ilgilendirir beyefendi, dedi.”  (s.168)

Polis’in romandaki varlığı, eksikliğini hissettiğimiz karakterlerin toplumsal erkeklik dayatması karşısında sergileyecekleri tutumun nasıl olduğu hakkında bize az da olsa veri sunar. En azından Hikmet geleneksel erkeklik dayatması karşısında ayrıksı erkek tutumunu sürdürmüştür.

Hikmet, Nergis’in onu aldatması karşısında pasif bir insani tutum geliştirir. Nergis’le olan iletişimini bir süre tamamen keser. Bu durumu geleneksel toplumun namus kavramı paydasında değerlendirerek Nergis’i aşağılama yolunu tercih etmez. Hayatının kalan kısmında da Nergis’le yaşamaya devam eder ve Nergis’in anlatımlarına dayanarak bu süreçte hiçbir şekilde Nergis’i yaptıklarından ötürü suçlamaz, aşağılamaz. Türkiye toplumunun erkeklik kurgusunda çok büyük bir suç sayılan bu aldatma karşısında Hikmet’in tepkisi son derece kişisel ve özeldir. Nergis’in bir insan olarak yaptıkları karşısında Hikmet de bir erkek olarak değil bir insan olarak tavır geliştirir. Öfkesini, kırgınlığını kendi meşrebince verir. Nitekim romanda Nergis’in Hikmet ile ilgili anılarının hiçbir yerinde Hikmet’in bu olayla ilgili erkeklik refleksiyle davrandığını göremiyoruz. Bir kadının insani bir eylemi karşısında bir erkeğin insani tepkisini görüyoruz sadece.

Sonuç

Romanda kadına yönelik şiddetin son dönemde ifşa edilen çehresi olan kadın cinayetleriyle birlikte eleştirel bir tutumla ele alındığı görülmektedir. Bu şiddetin eleştirisinde fail olan erkekler de  net bir şekilde vurgulanmıştır. Romanın erkek karakterleri, bu şiddet ilişkisinin yaratıcısı olan erkeklikten ari bir şekilde kurgulanmıştır. Cemal ve Hikmet yaşadıkları kadınlarla olan  lişkilerini cinsiyetler arası bir iktidar ilişkisi üzerine bina etmemiştir. Eşleriyle yaşadıkları sorunlarda, eşlerinin insani tepkilerine karşı insani tepkiler geliştirmiş ve içinde yetiştikleri geleneksel katı erkekliğin sağladığı imtiyazı reddetmişlerdir. Bu bağlamda roman, son dönemde artan kadın cinayetlerine koşut olarak kurgusal düzlemde makbul erkekliğin dışında kalan alternatif erkekler yaratılarak kadın meselesinin yanında erkekliğe dair dolaylı söz söyleyen bir metin olarak da  karşımıza çıkmaktadır.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Şükrü Erbaş • Kirpik Kandilleri - 1Şükrü Erbaş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cafer Solgun

12 Ağustos 2025

‘Ödedim borcumu yaşayarak’ ya da Post ..

İnsanüstü bir uğraş ile hayatı adına bazen devrim, bazen bahar ve her zaman özgürlük dediğimiz geleceklerin inşasına zorlarken…Rengârenk, rengâhenk gölgelerinde saklı hayatlardır, bazen şaşırtan bir sürpriz olur düşer yoluna ve sen hayıflanırsın her şey si..

Devamı..

Ses ve Kitap

Mesut Barış Övün

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024