William Blake etkisinin hissedildiği, Uluslararası Man Booker Ödülü’nü kazanan eko-gerilim türü romanın yazarı Olga Tokarczuk kesinlikle okunması gereken bir isim.
İsveç Akademisi geçtiğimiz yıllarda birçok hata yapsa da Polonyalı yazar Olga Tokarczuk yalnızca iyi bir tercih değil aynı zamanda kültürel açıdan önemli bir Nobel Edebiyat Ödülü kazananı. Tokarczuk, jüri skandala uğradıktan sonra ertelenen 2018 madalyasını kazandı. Bu yıl onun için çok önemli çünkü son otuz yıldır ülkesinde yıldız mertebesine yükselmesine ve daha önce yazdığı iki romanın İngilizceye çevrilmesine rağmen 2018 yılında Man Booker ödülünü kazanarak uluslararası üne ulaştı. Ödülü, 2007’de Polonya’da yayımlanan Koşucular adlı romanla kazandı.
Elli sekiz yaşındaki yazar, “Bazen kitaplarım İngilizceye daha önce çevrilseydi nasıl bir hayata sahip olurdum, merak ediyorum. Çünkü İngilizce dünyanın dört bir yanında konuşulan bir dil ve bir roman İngilizceye çevrilince uluslararası bir kitap, küresel bir yayın haline geliyor,” diyor. Bu, istenilen bir durum olmayabilir ancak birçok farklı ülkeden gelen yazarlar için hayatın gerçeği. Tokarczuk’un kitaplarından birinin çevirmeni olan Antonia Lloyd Jones’a göre, kitabın İngilizceye çevrilmesi yalnızca Tokarczuk için değil, aynı zamanda Polonya edebiyatı için büyük başarı.
Koşucular tarihi ve coğrafi kolajlardan oluşuyor ve Tokarczuk’un kendi tabiriyle “yıldız romanlar”ından biri. Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde ise Koşucular’dan oldukça farklı: William Blake’ten ilham alan ve yazarın ününe ün katan bir eko-gerilim. Roman, İngilizceye çevrildiğinde ilk kez basılmasının üzerinden on yıl geçmişti. Bu romanın hikâyesi, yaşlı ve eksantrik bir kadının uzaklardaki bir ormanda yaşayan toplulukta öldürülen hayvan ve insanları araştırmasının; güç, para ve ataerkilliğin izini sürmesi üzerine kurulu. Hikâye, günümüz politik sorunları ve iklim kriziyle birebir örtüşüyor. Agnieszka Holland’ın romanın uyarlaması olan Pokot adlı filmi, Berlin Film Festivali’nde gösterildiğinde Polonyalı bir haber ajansı tarafından “eko-terörizmi teşvik eden Hıristiyanlık karşıtı” bir film ilan edildi.

Olga Tokarczuk bununla ilgili, “Çok saftım. Polonya’nın, tarihimizin karanlık taraflarını tartışmaya açık olduğunu düşündüm,” diyor. Tokarczuk bu tarz durumlara aşina. Çevirmen partneri ve köpekleri ile birlikte İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Polonya’nın bir parçası olan Aşağı Silezya’da yaşıyor. The Books of Jacob (Jacob’ın Kitapları) adlı kitabı 18. yüzyılda yaşayan dini lider Jakub Frank’ı konu ediniyor. Yazar, kitap yayımlandığı yıl (2014) verdiği bir röportajda Polonya’nın yüzyıllar süren baskıya göğüs germesinin yanı sıra kendisinin de tarihte baskıcı bir güç olduğunu öne sürdü ve hain damgası yedi. Yayıncısı onun için korumalar tuttu, neyse ki bu durum şaheseri olduğunu düşündüğü romanının başarısıyla gölgelendi. Yüz yetmiş kopya satıldı ve yazar, ülkesinin en büyük edebiyat ödülü olan Nike’yi ikinci kez kazandı.
Tokarczuk o zamandan beri kısa öykü koleksiyonu Bizarre Stories (Tuhaf Öyküler) ile kısa öykü ve spekülatif kurguya dönüş yaptı. Ayrıca evinin yakınında yıllarca kutlanan butik edebiyat festivalini yönetmek için zaman buldu. Bu sırada Amerikalı çevirmen Jennifer Croft bin sayfalık Jacob’ın Kitapları’nın çevirisini Mart 2021’e kadar tamamlamak için çalışıyor. Yayıncısı konuyla ilgili, “Kitap o kadar büyük ki onu öne çıkarabileceğimizden emin değilim,” dedi.






