Artık yaşlandığını hisseden ve bunu okurdan da gizlemeyen Başkomiser Nevzat bir yandan İstanbul Ağva’da işlenmiş ve sadece kemikleri kalmış bir cinayet vakasını çözmeye çalıştığını zannederken bir yandan kendini ona karşı ustaca kurulmuş komplonun içinde buluyor.
Türkiye’nin en çok satan, halihazırda en çok okunan çünkü satmak başka okunmak başkadır ve en çok dile çevrilen yazarı unvanlarının hepsini birden başarıyla taşıyan Ahmet Ümit’in yeni romanı Yırtıcı Kuşlar Zamanı, birkaç gün önce Yapı Kredi Yayınları tarafından okurla buluşturuldu. Rafta konulduğu yer de çok satanlar listesinin bir numarası oldu. Uzun bir süre de o rafı işgal edecek gibi görünüyor. Bu süre içinde Ahmet Ümit gelen talepler doğrultusunda, her kitabının yayını sonrasında olduğu gibi Türkiye’yi son dönemde de dünyayı dolaşarak okurlarıyla buluşup bol bol imza etkinliği düzenleyecek. Roman elbette çok konuşulacak. Bir edebiyat sosyolojisi olarak çok satan ve konuşulan romanların neyi, nasıl anlattığı üzerinde durmak da ülke edebiyatı için hayli gerekli bir uğraş sayılacağından ve yeni bir romanın tadını da kaçırmadan metne birlikte bakalım…
Polisiye yazarları, sahip oldukları polis karakteri ile okurun arasında güçlü bir bağ olmasını arzu eder. Dünya edebiyatında Başkomiser Nevzat’ın Türk okuru ile arasındaki bağ kadar güçlüsünü bulmak hayli güç. Ve bunun güçlü bir nedeni var: Ahmet Ümit, ilk metinlerini vermeye başladığı 1990’lı yıllarda ülkenin kültürel iklimi ve medya yapısı bugünkü gibi tek sesli değil oldukça fazla sese ve renge yani olması gerektiği gibi çoğulculuğa sahipti. O nedenle yeni ve heyecan verici bir yazarın keşfi dönemin edebiyat dergileri, gazete kitap ekleri, radyo ve TV’si tarafından büyük bir heyecanıyla sahiplenilir ve yazar da entelektüel bir eylem olarak okurla yakından tanıştırılırdı. Bunda nitelikli medya yöneticilerinin payı büyük olurdu. Başyazarlar sıcak siyasi gündemi bir kenara bırakır, o yazar ve metninden söz ederdi. Gazeteler en önemli röportajcılarını yazarla mülakata gönderir, milyonlar harcanmış şaşalı yapımların öncesinde TV kanalları yazarı canlı yayına konuk alırdı. Ki normal olanı da budur. Bir ülke medyası, ülkenin iyi yazarını keşfeder, bunu köşelerine taşır, yazar da tanınma duvarlarını aşar; daha çok okurla buluşma imkânı bulur. Bundan okur mutlu olur, yazar mutlu olur. Hemen hemen 19’uncu yüz yılın ikinci yarısından beri durum böyledir. 2000 sonrası doğumlu olan arkadaşların bu konuda tecrübesi yok ama Türkiye’de de böyleydi. Burada en önemli şey yazarın yetenekli ve yeniliğe açık olması ayrıca yazı iştahının da yüksekliğiydi. Öyle de oldu. Yazar, tüm bu niteliklere sahipti. Polisiye matematiğini iyi biliyordu. Üstelik Beyoğlu’nu merkezine alarak ülkedeki tüm olayların özetlendiği, harmanlandığı, pişirildiği hatta pek az kişinin bildiği şeyleri yazıyordu. Böylece okur yeni bir yazara, yazar da ona başka bir iş yapıp hayatını kazanma zorunluluğu olmadan kitap yazarak geçinebilme fırsatına kavuştu.

Sihirli bir giriş metni ile karşılaşıyoruz
1990’ların ortasından beri Ahmet Ümit yazdıkça biz de ilgili, samimi, nazik, görgülü, duyarlı, zeki, araştırmacı, aşık ama aynı zamanda yaralı, acı çeken, hasretlik olan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde çalışan Başkomiser Nevzat ile tanışabildik. Okur, bu açıdan Başkomiser Nevzat’ı ilk günden beri karşısında olgun bir karakter olarak görse de Yırtıcı Kuşlar Zamanı isimli son romanda olduğu gibi artık yaşlılığın ilk kademelerine adımını attığı, yaptığı işten sıkılmaya başladığı, hayatta her şeyin ona biraz anlamsız ve biraz fazla geldiği döneme kadar onun eşini, kızını kaybetmesinden içine düştüğü çıkılmaz durumlara kadar bir insan psikolojisiyle ilgili bilinebilecek ne varsa hemen hepsini yakından öğrenme fırsatı yaşadı. Bu açıdan Başkomiser Nevzat karakteri, bir roman karakterinin yaklaşık 30 yıllık serüveni içinde yazı psikolojisinin olay ve durumlar karşısında sunulması anlamında elde edebiyat tarihçileri, belki sosyologları inanıyorum ki ileride edebiyat psikologları tarafından hayli önemli bir kaynak olarak görülüp, incelenebilecek. Bir başka ifade ile Ahmet Ümit, her Başkomiser Nevzat romanında Nevzat’ı okurun bildiği ana hatları ile çizdikten sonra o metnin dokusu gereği başka bir psikoloji ile anlatıyor. Zaten polisiye matematiği bilmenin ilk şartı, baş karakterin psikolojisini okura iyi yansıtmakla başlıyor. Bu polisiyenin amentüsüdür. Yırtıcı Kuşlar Zamanı da Nevzat’ın romanda ilerleyen bölümlerde bizim karşımıza ne çıkabileceğini anlatan bir rüya sahnesiyle başlıyor. Orada bir fark daha var. Edebiyat severler bu konuda mütevazı olamayacağım için özür dilerim benim Türk edebiyatı literatürüne kazandırdığım ifadelerden ‘Sihirli İlk Cümle’ kavramını da biliyorlar. Bu ifadenin de tanımı şudur: Bir romanın konusunu, özeti, yapısı ve yine benim tanımım ile romanın bütünün anlatan ‘Metin İklimi’ giriş cümlesinde verilir.
O iyi insanlar, güzel atlara binip gittiler. Yaşar Kemal – Demirciler Çarşısı Cinayeti
Ben hasta bir adamım – Dostoyevski – Yeraltından Notlar
İntihar etmeyeceksek, içelim bari – Adalet Ağaoğlu – Bir Düğün Gecesi
Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu ise kendine göredir. Tolstoy – Anna Karenin
Sihirli ilk cümle ile ilgili geçmişte yazdığım metinleri inceleyebilirsiniz. Yırtıcı Kuşlar Zamanı’nda sihirli ilk cümle yok fakat sihirli giriş bölümü var. Polisiye metinlerde sihirli ilk cümle kullanımı olmaz. Çünkü romanın yapısı buna müsaade etmez. Ama eskiden beri tanıdığımız Nevzat’ın Yırtıcı Kuşlar Zamanı girişindeki gördüğü rüya bize nasıl bir metin okuyacağımız konusunda yazarın sihirli ilk cümlesi olarak okunabilir.

Yaşadığımız gerçekliği anlatıyor
Rafa yeni çıkmış bir metni detaylı özetlememi ve sonunu söyleyip tadını kaçırmamı beklemeyin. Ama incelemenin gereği olarak şu kadarını söyleyebilirim ki; Yırtıcı Kuşlar Zamanı’nda ne tanıdığımız Nevzat var ne de olaylar bu şekilde geliyor. Aslında ülkenin polisiye yazarları hangi konuları ele alıyor ve buradan ülke gündeminin değişimine ilişkin nasıl bir veri elde edilir konulu çalışma yapılsa Yırtıcı Kuşlar Zamanı bunun için biçilmiş kaftan. Romanda Türkiye’den 250 bin dolar konut yatırımı yapıp Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı alan yabancı uyuşturucu çetesi patronu da var, Güneydoğu’da görev yaparken çeşitli suçlara bulaşıp İstanbul’da cinayetle sonuçlanan işlere uzanan özel harekatçılar, şehirdeki kirli polisler de var. Roman bir uyuşturucu, cinayet ve cinnet üçgeni üzerinde sürüyor. Artık yaşlandığını hisseden ve bunu okurdan da gizlemeyen Başkomiser Nevzat bir yandan İstanbul Ağva’da işlenmiş ve sadece kemikleri kalmış bir cinayet vakasını çözmeye çalıştığını zannederken bir yandan kendini ona karşı ustaca kurulmuş komplonun içinde buluyor. Bununla boğuşurken devreye uyuşturucu ve uluslararası bağlantıları girerken, bol çatışma, bol ölüm ve şüphe etrafında Nevzat aynı zamanda karısı ile kızının katillerine ilişkin de bir soruşturma daha yürütüyor.
Romanı okumayı sürdürürken, cinayetlerle ilgili bölümleri irdelerken; İstanbul’da 19 yaşındaki bir erkek cani, 18 ve 19 yaşında iki genç kadını başlarını keserek vahşice katletti. Aynı zamanda tarihi surlara çıkarak oradan kestiği başı caddeye fırlattı. Kendini astı ve surlardan aşağıya atarak öldürdü. Beyoğlu’nda başka 2 cani, aralarında cinsel saldırı dahil bir dosya dolusu sabıkaları olmasına rağmen cadde üzerinde bir kadına tecavüz girişiminde bulundu. Mağdur kadın, muhtemelen başına daha büyük belalar almak istemediği için, şikayetçi olmadı ama görüntülerin sosyal medyaya düşmesinin ardından serbest bırakılan 2 zanlı yeniden gözaltına alındı. Aynı gün yine İstanbul trafiğinde yabancı uyruklu bir şahıs, çaldığı lüks araç ile onlarca arabayı ve sürücüyü ezdi ve olay yerinden kaçtı.
Yakın bir gelecekte size daha önceki yazılarda zaman zaman bahsettiğim ve detaylandırdığım Roman Gerçekliği’ni anlatmayıp planlıyorum. Bir gerçek bir edebi metne dönüştüğünde yazarın zihninden geçerken ne kadar değişir? Ne kadar değişmelidir? Ne kadar değişirse romana dönüşür? Polisiye yazarlar gerçeklik dokusunu korumak üzere, yaşam gerçekliğini çok fazla eğip bükmeden roman gerçekliğine dönüştürürler. Yırtıcı Kuşlar Zamanı’ndaki yabancı mafya babalarının Türkiye’deki varlığı, ülkedeki uyuşturucu trafiği, çürük polisler gerçek yaşamda da yok mu? Bolca var. Bunları Başkomiser Nevzat’ın psikolojisi ile okurla buluşturup, kurgu yeni karakterler yazdığınızda da yeni bir metin elde etmiş oluyorsunuz. Ama romanın rafa çıktığı gün İstanbul’da yaşanan 3 vaka o kadar gerçek ki, bu saf gerçeklik karşısında zaten saf başka gerçekleri malzemesi yapmış kurgu savaştaki kılıçsız bir askere dönüşüyor.

Bir karakterin gelişimi açısından önemli
Ama bu demek değil ki Yırtıcı Kuşlar Zamanı kötü bir zamana denk geldi. Tam tersine Orhan Pamuk’un Veba Geceleri yıllarca süren bir çalışmanın ardından yayınlandığında hiç hesapta kitapta olmayan Covid-19 salgını vardı Türkiye’de. Ahmet Ümit de var olan bir gerçeği roman gerçekliğine dönüştürdü ve hayat gerçekliği, önümüze bu olayları çıkararak romanı daha da okunası kıldı.
Yırtıcı Kuşlar Zamanı, bir ülkeyi bir polisiyeden okumak, çağdaş olayları güzel bir kurgu ile yeniden değerlendirmek, aşina olduğunuz polisiye karakterin dönüşümünü görmek ve yeni romanlara kapı aralayan soru işaretleri bıraktığını anlayıp, roman okumanın tadını zevkini duymak için okunmalı. Ahmet Ümit, Türk polisiye romancılığının has örneklerini veriyor. 50’nin üzerinde dile çevrilerek Türk edebiyatına dünyada yeni kapılar açma misyonunu da başarıyla yerine getiriyor.






