Hastanedeyim.
Kendi çalıştığım serviste üstelik. Buradaki hemşirelerin biri de bendim. Şimdi maskeli ve siperlikli yüzüyle bana iğne vuracak olan hemşire on yıldır birlikte çalıştığımız Aysun. Gülümsediğini gözlerinin kenarlarında oluşan kazayaklarından anlıyorum. Gece kremleri almak istedi bir süre önce, nöbetlerdeyken gece ve gündüz birbirine karışınca, o da kullanmayı bıraktı. Annesinden miras kaldığını söylesem de bu izlerin o hep gece mi gündüz mü bilemeyip süremediği kremlerden bildi.
– Gönül! Nefes alış verişin düzeldi bak, farkındasındır sende?
Elimi ‘tamam!’ anlamında kaldırdım. İyiye gidip gitmediğim belli değildi aslında ama onların bana karşı duruşu hep iyimser oldu. Beş günü daha sıkıntılı geçirdim. Bilincim hiç kapanmadı. Ama ağır atlatıyordum. Zamanla nöbetçiler değişti, Ahmet gitti Zeliha geldi. Faik abi odamı üç öğün dezenfekte etti. Serumlarımın içine enjekte edilen ilaçlarım azaldı. Cihazlarım çıkarıldı ve bana artık gerçekler söylenmeye başlandı ‘iyisin, gerçekten!’
Yendim onu. On günün sonunda kendi kendime rahatça nefes alabiliyordum. Bu ne büyük bir lütuftu. Bilemezsiniz. Her adımını ezbere bildiğim tedavi şeklinin bundan sonraki süreçlerini bilmek, neler olabileceğini bilmek hem çok zordu hem de kolaydı. Bir sonraki aşamaya geçilemediğinde neler olabileceğini biliyorsunuz ve eğer geçerseniz de nelerin olamayacağını.
On birinci günün öğleden sonrası Aysun nöbet çıkışı odama geldiğinde bana yine aynı soruyu sordu. Israrları fayda vermeye başlamıştı. Bir iki ufaktan çıtlatıyordum zaten. Ama tamamını anlatmamıştım.
– Sahi gönül nasıl yaptın bunu?
Beni merak etmesi güzeldi ama dinledikten sonra da aynı şekilde beni düşünmeye devam edecek miydi işte onu bilemiyordum. Aklımda sorular varken anlatmak kolay değildi.
– Tamam, tamam gel anlatayım sana. Ama önce pencereyi aç ve benden beş metre uzak dur maskeni asla indirme.
Gitti camın önüne koydu sandalyesini. Bir masal anlatıcısı gibi anlatmaya başladım ben de nedenini ve niçinini.
– Ziya çok çalışıyor Aysun biliyorsun, hep de şikâyet eder zaten. Ağzında şekeri gitmiş çiklet gibi döndürür durur bunu. Çok sıkı çalışma saatleri olan bir yerde çalışsaydı acaba ne yapardı merak ediyorum.
‘Bilirim’ anlamında başını salladı Aysun. Levent’i pandemi sürecinde işten çıkarmışlardı. On beş yıllık emeği görmezden gelinerek ve tazminat ödenmeden de üstelik. Kıdemli kıdemsiz fark etmemişti. Özel sektör sekteye uğramıştı haklıydılar belki de ama işte insanın aklına gelmiyor böyle olağan üstü durumların olacağı. Ev için çektikleri kredinin bitmesine iki sene kalmıştı. Aysun’un maaşıyla geçinmeye çalışıyorlardı birkaç aydır. Bu yüzden Ziya’nın şımarıklığı şuan anlatabileceğim en son şeydi ama konunun anlaşılabilmesi için bunu ona hatırlatmam lazımdı. Devam ettim anlatmaya
– Virüsün ülkemizde görülmesinin hemen sonrası biz de hemen bir hareketlilik olmadı biliyorsun ya. O zamanlar işin böyle gideceğini düşüyorduk hepimiz, hatırlarsın.
– Ah sorma Gönül, bin kişi kapar mı kapmaz mı iddiasına bile girmiştik. Öyle bir pembe gözlükle bakıyorduk olanlara.
– Zaten yeni pandemiye servisine çevrilen yerde fazla hasta olmayınca bende az yorulmuş oluyordum haliyle. Zeki evden çalışmaya başladı hemen. Bilgisayarla telefonla hallettikleri için ev ofis fark etmiyordu. Ben de o zamanlardan beri her şeyi yapmaya devam ettim zaten. O yokmuş gibi. Ben yokmuşum gibi devam et sen demişti bana biliyor musun? Ne garip değil mi? Var ama yokmuş gibi. Sen işine bak dedi resmen bana.
– İşine karışmak gibi olasın demiş adam işte Gönül ne var bunda?
Şaka yaparak hafife almayı seçiyorsun sevgili Aysun, ama boş ver, haklılık payı yok burada.
– Nöbetten çıkıp çocukların kahvaltısı hazırlamak, akşamdan kalma dağınıklığı toplamak falan rutin şeyler devam ediyordu…
– Rutinler yorucu zaten Gönül!
– Öyle canım benim, öyle.
– Neyse sen devam et araya böyle şeyler sokma lütfen hazır açılmışken.
– Tamam devam ediyorum.
Devamını bu kez odaya giren bölüm şefimiz Sabri Bey böldü. O her zaman gülümseyen yüzünü maske ve siperlik gizlemiş olsa da ben bana gülümsediğini biliyordum.
– Çiçek getirmemiz sakıncalı ama sen elimde bir demet papatya getirmiş farz et kızım. Dedi bana. Ben burada hüzünlendim. Hayali buketimi elinden alır gibi yapıp olmayan saksıya koydum ve koku alamadığım burnumla kokladım.
– Misler gibi kokuyor Sabri Bey, teşekkür ederim.
Fazla konuşmaması son söylediklerinin insanın aklında daha uzun süre kalmasına sebep oluyordu. İki dakikada bana hissettirdiği şeyler çok da zor değildi aslında. Yani demek ki bir insan istese inceliği hayal ederek bile yapabiliyordu. Ne hoş bir insansın sen Sabri Abi.
Aysun bu olanların çok çabuk bitmesini isteyen gözlerle bizi izlediği için, Sabri beye bir baş selamı verdi yalnızca. Konuşmaya dalarsa oldukça uzun süren cümleleri olduğunu bildiğinden susmayı ve beni dinlemeyi tercih edecekti.
– Bu böyle devam etti işte bir süre daha Aysun ’cum. Ziya’nın iki apartman alt tarafta yaşayan anne ve babasının evini temizlemeye gelen bir çalışan vardı, işte onu da istemediler, malum tedbir amaçlı. Haklılar da. Ama tabi ki bu iş benim ellerimden öpüyordu.
– Kızı da var canım! O da gelmiştir.
– Geldi tabi ki gelmez olur mu? Ama maskeli ve mesafeyi koruyarak anne ve babasını görüp beş dakika durmadan da gitti. Kocası doktor ya hani hastaneden bir şeyler getirirse falan.
– Sen de hemşiresin ama Gönül, hem de pandemi servisindesin.
– Zeki’ye göre gelinler daha makbuldür bu işler için. Hem ben çok dikkat ediyorum hastanede biliyor bunu. Eniştesine güvenmedi o aslında. Belki de kardeşine kıyamadı bilmiyorum ki. Aman Aysun…
– Bak sen! Demek öyle. Sonra ne oldu peki?
– Bizim servise hastalar yatmaya başladıkça Zeki’ de evde daha çok yatmaya başladı. İşi eve sığdırmıştı o. Ben eve sığamıyordum ama. Öyle bitkin düşerek geliyordum ki eve. Çocuklara hasret kalmak bir taraftan diğer yandan yığınla beni bekleyen bulaşıklar, hiç değişmeyen ve sekteye uğramayan rutin işler… Nasıl anlatsam. Anlayamazsın ki. Yaşamadın. Yaşama da.
– Levent öyle biri değil doğru ama ben inan bu kadar olabileceğini düşünmemiştim senin yükünün.
– Dışardan bakıldığında üniversite mezunu bir kadının yaşamaması gereken şeylermiş gibi duruyor değil mi anlattıklarım? Yok, bunun eğitimle bir alakası yok be Aysun. Yaşayan her türlü yaşıyor. Gece uyumayan ben miyim yoksa o mu inan karıştırıyordum. Hatta bazen haklı adam o kadar yoruluyor bilgisayar başında telefonla falan bile diyordum. Bana bunu hissettiriyordu konuşmalarıyla. Öyle güzel anlatıyordu ki tatlı tatlı. Tüm işleri benim yapmam gerektiğine inanıyordum.
Aysun elini çenesine koymuş ben anlattıkça o da benim dibinden siyahların geldiği saçlarıma bakıyordu. Kızıla boyattığım uçlar sarıya dönmüş, birkaç tane de beyaz karışmış içine üç renkli bir armoni yaşanıyordu. Üstelik günlerdir de yıkanmamışlardı. Kaşınmayı bile bırakmışlardı. Saçlar bile durumu anlamış bana anlayışla yaklaşıyorlardı. Anlayana bu bile yeterdi.
– İşten gelirken sen alıverirsin diye bana alış veriş listelerini mesajla atmaya başladı sonraları. İnternetten alalım dedikçe kargoculara güvenmedi. Yüzümüze virüs üflerlerse ya? Annesiyle babasına yaptığım yemekleri arabadan inmeden ben götürdüm. Yemeği çabucak yapıp çocukların canlı derslerini kontrol edip ödevlerini yaptırdım. Evde çok zaman geçirince ev çok kirleniyordu, her yeri bir çırpıda silip süpürüyordum. Elimin çabukluğuna övgüyü de unutmuyordu ama Zeki. Senin kadar pratik birini görmedim der zaten. Camlar bile gözüme takılmaya başladı biliyor musun? Onları da bana Zeki hatırlattı sağ olsun. Pek dikkat eder, evin düzenli kalmasını sever.
Güldük buna. Gülünmeden olmuyor çünkü. Böyle katıla katıla gülebilseydim eğer onu da yapardım da sırtımın ağrısı hala geçmemişti. Susmuyordu beynim. Ardı arkası kesilmeyen meğer ne çok biriktirdiğim varmış benim içimde. Anlattıkça hafiflediğimi hissediyordum.
– Kocamın başka taraflarını gördüm Aysun. Zora gelince nasıl hareket edeceğini, sıkıntılı zamanlarda takındığı tavrı, rahatlığından ödün vermeyişini yaşamak beni daha da üzmüştü. Anlasın diye şikâyetlerimi dile getirmiyor sadece yüzümü asıyordum. Ama yüzden kelimeler akmıyor. Anlaması için birilerine anlatmak gerekiyormuş. O da yetmedi yakın çevremin bile benden beklentilerini duydukça erkeğin kadına yapabileceği zorlukların kadının kadına yüklediği ağırlıktan daha hafif kaldığını da gördüm. Kadındım ve birçok şeyi ben yapmalıydım. Evden de çalışsan işten de çalışsan hatta durmadan çalışsan da beklenti hiç düşmüyordu. Çocuklarım bile ne isteyeceklerse benim işten gelmemi bekleyip benden istiyorlardı. Öyle öğretmiştik çünkü onlara. Etraftan kadınsın olacak biraz. Erkek beceremez şimdi batırır mutfağı, senin elin çabuk o kırk saat ütüleyemez bir gömleği, ne var canım geceleri uyuyorsunuz hastanede, bilmiyor muyuz sanki biz cümlelerini peşi sıra duydum. Ben de devreler birbirine girmeye başlamıştı bile. Hayır, Zeki’nin ailesine kötü gelin imajı vermemeye çalışıyorum bir taraftan, diğer taraftan da iki kap yemek götürmek, bir süpürüp silivermek, gerektiğinde kendimize alırken onlara da yiyecek bir şeyler almak beni yormadı, beni yere serdi. Bunu Zeki’ye anlattım, hatta gözüne soktum. Artık yeter yetişemiyorum, dayanamıyorum diye haykırdım bir gün. Bağırdım çağırdım evi terk etmeye kadar getirdim işi. Ya bir on gün dedim yahu on gün. O kadarcık bir süre bırakında dinleneyim. Zaten izin almak yasak iş yerinde. Bari eve geldiğimde sıcak bir çorba yap, evle ilgilen. Vaktin var uzaktan çalışıyorsun diye yirmi dört saat bilgisayarın başında değilsin dedim. On gün bana yeter. Söz on birinci gün tüm işleri yine devralacağım da dedim.
Soluksuz dedim tüm bunları. Ciğerlerim hepsine izin verdi. Bir yudum su içmeden ağzım kurumadan anlattım hepsini. Çok ihtiyacım varmış bunları anlatmaya, şimdi anlamıştım
– Kıyamam sana ben Gönül, inan ki şu an sana öyle bir sarılmak istiyorum ki. Bana bunları neden anlatmadın sen? Bir hal çaresine bakardık belki, ya da ne bileyim.
Ağlamıyordum bunları anlatırken çünkü geçmişti. Yüreğim ılımış ve eski kanlı canlı haline gelmişti bu süreçte.
– Bu süreç en çok bizi vurdu Gönül, erkekler hastalansa bile virüs gelip yine kadınları buldu. Bizi sevdi belli ki.
Yorgun olmayan gülümsemeleri özlemiştim. Burada bunu yaşıyordum bolca.
– Her şeyiyle bizi vurdu bu süreç Aysun. Bunu ben iliklerime kadar yaşadım, yemin ederim.
– Peki, sonrası nasıl oldu Gönül?
– Ben de kafaya koydum. Sonunun böyle olacağını tahmin etmemiştim çünkü gözüm dönmüştü anlayabiliyor musun?
– Valla anlıyorum Gönül!
– Yanlış, hatta suç belki ama ben de pozitifli alzheimer bir hastaya iğnesini yaparken kendi siperliğimi ve maskemi indirdim. Onun da indirmesini istedim. Dediğimi hemen yaptı teyze. Derin derin nefesler aldım ciğerlerime. Tüm pozitifliğimle gülümseyerek yaptım bunu.
Ayağa kalkmış bana doğru gelmeye yeltenen Aysun’u elimle durdurdum. Ellerini ağzına götürmüş kocaman açtığı gözleriyle bana inanamıyordu. Haklıydı çünkü ben de kendime inanamıyordum.
– Kızım sen aptal mısın? Nasıl böyle bir şey yaparsın Gönül?
Ben işin bu noktalara varacağını düşünmemiştim. Bünyem sağlam bir on gün hastanede yatarım sanmıştım.
– İşte o gün bu gündür tam on gündür dinleniyorum Aysun ben. Dedim.
– İnanamıyorum sana. Ölüyordun! dedi Aysun da.
– Ölüyormuşum evet, olsun on gün dinlenmeye değdi be Aysun!






