İnsanlar yan yana yürümesini bilmiyorlar ki –
hep birbirlerinin üstüne üstüne yürüyorlar.
Büyük düşünür, felsefeci, yazar, şair Oruç Aruoba’yı yitirmişiz.
Elbette yazdıklarıyla var olmaya, kitaplarıyla ışık tutmaya devam edecek.
Yazdıkları birbirinden değerli onca metin arasından bana göre özel olan bazı alıntılarla
Ustayı anmak isterim.
***
Her şeyi yazarım da zamanı yazamam,
o yazar çünkü beni.
***
Şimdi buradayım
biraz önce yoktum.
***
Bir davranış biçimini, ötekilere davranma biçimini, yıllar yılı, uzun deneyimler sonucu, bir kez edinmişsek, artık, tutsağıyızdır onun – önümüze çıkan, yeni, bu deneyimlerin uymadığı birine de uygular bunları, ona da öyle davranırız.
O zaman da, bu yeni biri, alıştığımız davranış biçimimizin bir tutsaklık biçimi olduğunu anlıyor, bizi de kavrıyorsa, çaresiz kalırız onun bize yönelteceği bilinçli karşı davranış biçimi karşısında.
***
Yaşamın, kendi kendine ağırlık haline getirdiğin
şeylerin altında ezilmenin süreci olacak.
Yaşamı 'hafifçe' yaşayabilseydin, yaşamın olayları da
uçup giderler, sana yük olmazlardı – ama o zaman da,
uçucu, boş olurdu yaşamın. Bu yüzden, yaşadığın her
olayı 'ağır'laştıracaksın; ki uçup gitmesin, omuzuna
çöksün; sen de onun yükünü taşıyasın.
Yaşaman, yaşamın yükünü yüklenmek olacak.
Yaşam, yükleneceğin yüktür.
Yaşamın, yükündür.
***
Yaşam bize pek aldırmaz gibidir
– Yaşadığımız kadarı bile...
***
Kişi değişir, ama hep aynı kalır.
***
Bana getirilmişti.
Kırdım.
Nasıl oldu bilmiyorum: galiba sallantılı, dengesiz bir yere koymuşum, yeterince dikkat etmeden; sonra, ters bir hareket etmişim — düştü, kırıldı...
Yeterince düşünmemiştim üzerinde, demek.
Elimdeki, artık, birkaç iri parça ile bir sürü ufacığıydı; bazısı, neredeyse, kırıntı, kıymık — öyle, dağılmış duruyordu...
Tek tek bir yere topladım hepsini: Yokolmamalıydı.
Gittim, uygun bir zamk aldım.
Geldim, hepsini bir kağıt üzerinde düzenleyerek, bir araya getirmeğe başladım: şu parça, buna uyuyor mu; ya, bu, şuna...
Zamanla, parçaların kopma noktalarındaki dokularının; ve zamkın, tutma ve yapıştırma niteliklerini, öğrendim.
Bazı parçalarsa yapıştırılamayacak kadar ufaktı; onların bulunmaları gereken yerlerde boşluklar oluştu.
Tek tek yapıştırdım, yapıştırabildiklerimi. Çok uğraştım.
Sonunda ortaya aslının eğri-büğrü bir simgesi gibi bir şey çıktı – ve, şu tümce:-
Dikkatsizlik ederek düşürüp kırdığın — sevdiğin kişinin izlerini taşıyan; senin için değerli – bir nesneyi, parçalarını tek tek toplayıp, dikkatle —saatlerce uğraşarak— özel olarak aldığın zamkla yapıştırip, ortaya, orası burası eksik-gedik, yamru-yumru bir şey çıkar— ama eskisinden de daha değerlidir artık; çünkü, şimdi, senin izlerini de taşıyordur.
Başka bir şey yapamazdım.
***
Dengeli insandır uygar kişi – ama bu "normal", "uyumlu" demek değildir hiç de:
Aşırı insandır aynı zamanda uygar kişi –
nerede, ne zaman aşırı olması gerektiğini bilmekte dengelidir.
***
Yol belirli bir yerden kalkar,
belirli bir yere varır.
-ama yolun yönü hiç bir zaman
bu iki yer (iki nokta) arasındaki
düz çizgi (bir "doğru") değildir.
Yol, dolaşır...
***
bir yerden bıkıp, yeni yola çıkan kişi, çıktığı yolun hiç de yepyeni bir yol olmayabileceğini; daha önce zaten yürünmüş bir yol olabileceğini de hesaba katmak zorundadır: mutlak yeni yol yoktur. ama, yola çıkacak kişi açısından, yeni yol çoktur.
***
Anlık bir anlam: gözüküp geçiveren bir görünüm
–göze çarpıveren bir kavrama–
daracık kavrayış aralığından görülüveren kocaman dünya...
Geçiciliğin kalıcılığı-kalıcı bir geçicilik...
***
Yaşamında, genel çizgilerinde, üç tür 'şey'le karşılacaksın:
1-Gelip geçmiş şeyler.
2-Gelip geçmemiş şeyler.
3-Gelmeyip geçmiş şeyler.
Bütün şey'lerin, geçmiş ya da geçmemiş, ya da hiç gelmemiş olacak.
***
Kendimi haklı görüyor değilim; ama kendimi savunuyor da değilim hele yargılamayı hiç beceremiyorum, kendimi de dünyayı da.
Dünya ne ise oydu; ben de ne isem o oldum
uyuşamadık.
Hepsi bu.
***
Öyle yaşayacaksın ki, kendin bir türlü olgunlaşamadan,
arkanda olgun ürünler bırakıp yürüyeceksin – ancak
da olgun olduklarında bırakacaksın onları ardında...
Çünkü sen kendin de, olgun hale geldiğinde,
kendi ardında kalacaksın – bırakacaksın kendini
ki, ardında kalsın...
***
Garip ama doğru:
Kişiyi "kendi" yönünde yürütmek isteyen biri,
onun "kendi" yolunu aramaya çıkmasını,
"kendi" yönüne yönelmesini sağlayabiliyor.
– Bu da, "kendi" sözcüğünün dilsel
kaypaklığı değil,
yalnızca...
***
Uygarlık, kişinin kendi gündelik yaşamını, daha geniş bir bütünün parçası; kendisinden başka insanları –giderek bütün insanları; insanlığı– kapsayan bir çerçevenin içindeki bir olanaklı konum olarak görebilmesidir.
***
Yaşamının hiçbir belirli yerinde bulamadığın amacı,
Boydan boya kendisinde yatar.
Yaşamının amacını arayıp arayıp bulamayacaksın;
ki, bu olacak işte yolu gösteren – amaç da, bu...
***
İnsanca özlemler dünyaya uymuyorsa, bozuk olan dünyadır;
insanca özlemler, değil.
***
Bir yaşam, bir yönün bir yol olup olamayacağının denenme sürecidir.
***
Yaşadıklarımızı hep bağlantılı yaşarız zaten- de,
bağlantıları hep yaşadıktan sonra kurarız-
kurduktan sonra da yaşamıyoruzdur onları artık...
***
İnsanlar yan yana yürümesini bilmiyorlar ki –
hep birbirlerinin üstüne üstüne yürüyorlar.
***
Yaşamın, tasarladıkların ile gerçekleştirebildiklerin
arasında gidip gelecek: gerçekleştirebildiklerin
tasarladıklarından hep eksik;
tasarladıkların gerçekleştirebildiklerinden
hep fazla:
Hep, hem eksik, hem fazla olacak yaşamın
- gerçekleri eksik, tasarıları fazla...
Hep eksiklikler yaşayacaksın - ve, hep, fazlalıklar...
Yaşamın bu olacak işte:
eksik - fazla...
***
Çıkar uğruna dost olmasak bile,
çıkarlarımız sırıtır hep dostluklarımızın içinde
***
... "aşk", çünkü, önemsiz; giderek, değersiz bir şeydir: kişinin ‘başına’, nedensizce; hatta, nesnesizce ‘gelir’ : neden şu kişiye aşık olmuşsunuzdur; kimdir, âşık olduğun –belirsizdir- çünkü, yalnızca bir ‘etkilenim’, bir ‘tutku’dur işte : bir tutulmuşluktur…
sevgi ise dünyanın en önemli; giderek de (enderliğinden mi acaba-herhalde…) en değerli şeydir – çünkü, kişinin bilinçle ve tam da belirli bir kişiye yönelik, bulunabileceği en yoğun ve en yalın – anlamlı; amaçlı-eylemidir.
düşün: sevgi eylemdir.
***
Bir yolun başında duran kişi,
henüz hiçbir şey bilmiyordur: Ufku,
birkaç adım ötedeki ilk dönemece kadar,
ilk yol-ayırımına kadar uzanır ancak
– ama bir şeyden emindir:
Yürüyeceğinden...
***
Yaşamın, seni ulaşman gereken düzeyin altında tutmağa çalışan eğilimlerle (bu arada kendininkilerle de) savaşmakla geçecek. - Bu yüzden de, ulaşman gereken düzeye ulaşamayacaksın; yani, başarılı olacak o eğilimler, sonunda. Zaten, belki, istedikleri de budur: Senin, onlarla savaşmak yüzünden, ulaşman gereken
düzeyin altında kalman...
Ama savaşacaksın, gene de: sonuç her iki durumda da aynı olmayacak mı zaten - sen, zaten, ulaşman gereken düzeyin altında kalmayacak mısın ki? - Ama, savaşırsan, en azından (nereye gelebilirsen) geldiğin düzeye savaşarak gelmiş olacaksın - - bu da boşuna olmayacak.






