Yekta Kopan bu dönemin insanının çelişkilerini, umutsuzluklarını, yarım kalan sevinçlerini, iyiliklerini, kötülüklerini, kısacası insanı insan yapan her şeyiyle anlatmaktadır.
Nazlıcan Kalem
Yekta Kopan, Çağdaş Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden biri olmaya, adını duyurmaya devam etmektedir. Genellikle öyküleriyle öne çıkan yazar, insanın gizli kalmış, haykırmak isteyip haykıramadığı, gerçekleştirmek isteyip gerçekleştiremediği işleri hayalleri, hayatını belki de çoğumuzun yaşadığı ama dile getiremediği bu dünyada bize bir ayna gibi tutar ve onu insanlığın çığlığı gibi gözlerimizin önüne serer. Bu yazıda, onun eserlerinde önemli yer tutan birkaç noktaya değinilmiştir.
Yekta Kopan’ın hikâye ve romanlarında çocukluk, sıklıkla karşılaşılan izleklerden biri. Anlatıcılar genellikle kendilerini mutsuz ve çaresiz hissettiğinde aile içi ve çocukluk anılarını hatırlar. Bu tür eserlerinde anne-baba ilişkileri önemli yer tutar. Anne, genellikle mutsuz, evi çekip çeviren, sinik, varlığında çok kıymet bilmeyen ancak özlenen kişidir.
Baba, sevilmeyen, tam anlamıyla tanınmayan, soğuk ve uzak biri, âdeta bir yabancı gibidir. Sanki anlatıcının yetişkinliğinde yaşadığı bütün sıkıntı ve başarısızlıkların sebebi babadır.
Aile Çay Bahçesi adlı romanında Müzeyyen’in babasıyla nerdeyse hiç anısı yoktur ve bu, zihninde tüm olumsuzlukların sembolü gibidir. Annesini hep üzmüş, babası olduğunu da kendisine hissettirememiştir.
Genellikle anlatıcı bakış açısıyla yazdığı eserlerinde kahramanların başlıca özelliklerinden biri, topluma ve geleceğe karşı güvenlerini yitirmiş olmaları. Bu güvensizlikten ötürü özellikle aile bağları ve insan ilişkileri zayıf, aşkları, arkadaşlıkları, işleri kötü giden ya da kötü sonuçlanmış kişiler görürüz. Çevrelerindeki en yakın insana bile uzaktırlar.
Aile Çay Bahçesi adlı romanında, Müzeyyen tek başına yaşayan, fazla insanla ilişkisi olmayan biriidir, hatta kardeşini bile çocukluktan gelen bir tepkiyle fazla tanımamaktadır. Ailesindeki bu kopukluk, babayı ve kardeşi annenin ölümünden sorumlu görmeyle gelen uzaklaşma ve soğukluk, onu, babasının hayatını kendisinin sonlandırmasına kadar sürükler.
“Katil, Uşak!” hikâyesinde geriye dönüşlerle çocukluğundaki anılarından bahseden anlatıcı, burada da babasından yakınır. Hikâyedeki otoriter yöneticinin acımasız ve katı tutumunun nedeni sanki babasıyla küçükken yaşadıklarıdır. Balık onun için nefret edilesi bir şeydir. Çünkü babası balıkçıdır ve onunla birlikte avlanmaya gittiklerinde balıkların ölmüş bedenleri ve babasının onu yemeye zorlaması midesinin bulanmasına, ondan nefret etmesine neden olur. Sanki acımasızlığının ve sertliğinin altında yatan sebep çocukluğunda yaşadığı bu durumdur. Ne zaman kötü bir role bürünecek olsa ya da sinirlense aklına o balıklar gelir.
Hikâye ve romanlarında gelenek ve körü körüne âdetlere bağlanmış toplumlar, kuru bir kalabalık, değersiz unsurlar gibidir; -mış gibi yaşamaktan, inanmadığı değerlere uymak zorunda kalmaktan nefret eder. Kendini hep içinde ve birlikte bulunduğu toplumun dışından seyreder. Kendini toplumun dışından hisseden anlatıcı ve kahramanların ön planda olduğu yazarların başında gelen Oğuz Atay’da karşılaşılan toplum tarafından dışlanan karakterlerin aksine, Yekta Kopan’ın kahramanları toplum tarafından dışlanmaz ancak o, kendini onlardan yalıtmış gibidir. Ne içeridedir ne dışarıda...
Anlatıcılar için inanılmayan hiçbir şey yapılmamalı, hissedilmeyen hiçbir şey söylenmemelidir. Onun anlatıcıları kendilerine bile sırları olan kişiler gibidir. Bu nedenle bazen etrafındaki çok az kişiden, arkadaşından bile uzak durur. Kalıplaşmış bir hayatı yaşamak bir cezadan ve cehennemden farksızdır ve kendini böyle hissederek toplumda yaşamak zorunda kalan kişiler elbet bir gün patlama yaşayacaktır. Bu da Yekta Kopan’ın kurmacasında karşılığını bulmakta, eserlerinin sürpriz sona gitmesini olağan kılmaktadır. Bu kimi zaman cinayet, kimi zaman boşanma ile sonuçlanan evlilikler vs. olabilir.
Aşkları da umutsuzdur, başarısız evlilikler, yarım kalmış gençlik aşkları... Zaten kalıplaşmış, toplum tarafından uygun görülmüş bir ilişki, düzenli bir hayat onun karakterine uygun düşmez çoğu zaman.
Hikâyelerinde yazma serüvenine de sıklıkla yer verir. Bazen bir yazar bazen bir yazar adayı karşımıza çıkar. Bu tarz öykülerine örnek olarak
Karbon Kopya adlı kitabındaki "Becerikli Bay Kerim İnal" adlı öyküsü gösterilebilir. Bu öyküde nitelikli eserler vermek isteyen bir yazarın, para kazanma mecburiyeti yüzünden, talepler yönünde ticari yönden yüksek çalışmalar yapmak zorunda kalması neticesinde ucuz polisiye romanlar yazmak zorunda kalması konu edilmiştir. Eserlerinden örnekler artırılabilir ancak konuyu uzatmamak için denebilir ki, yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Yekta Kopan bu dönemin insanının çelişkilerini, umutsuzluklarını, yarım kalan sevinçlerini, iyiliklerini, kötülüklerini, kısacası insanı insan yapan her şeyiyle anlatmaktadır.