Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

17 Kasım 2022

Öykü

Öylesine Bir Gün

Banu Özügül

Paylaş

3

4


Güne başlamak için erken bir saat, kopyala yapıştır bir günün daha arifesindesin. Güneşi görmeden yataktan kalkmak zoruna gitse de, acele etmezsen işe geç kalacaksın.  Evrensel saat diliminin kullanılmadığı şehirdesin ne de olsa. Burnunun deliklerinden sızıp da beynini oyan o koku mu göz kapaklarının aralanmasına sebep olan, yoksa motivasyon olsun diye telefonuna ayarladığın ezgiler mi? Bilemiyorsun. Kalkma vakti çoktan gelmiş ama hiç canın istemiyor. Annen geliyor aklına ve her sabah seni işe yolcularken, kapı eşiğinde mıh gibi aklına çaktığı sözleri: “ Zor bu devirde sigortalı iş sahibi olmak, kıymetini bil oğlum.” Sabah sabah muhasebeye çok da gerek yok, acele etmezsen “41 Y” kaçacak. Geç kalırsan, manyetik kartını okuttuğun an, kendi kendini ihbar edersin. Olmaz öyle şey, bu güne kadar olmadı da.

Bitişik duvarlarınızın tül inceliğine karıştığı çoğu gecelerde, yatağını paylaştığın kapı komşun Emine’yi uyandırmaktan imtina ediyorsun. Yavaşça, karanlıkta bile ayırdına vardığın süt beyaz kolunu göğsünün üzerinden alıyor, sonradan sarışın saçlarına nazikçe dokunuyorsun. Gündüzleri Emine, geceleriyse Mine’nin evinden çoğunlukla sabaha karşı kendi evine geçersin ama dün mesaiye kalınca yoruldun besbelli, bu kez uyuyakalmışsın. O da işe gitmemiş belli. Biraz daha kalmak isteğinden adını fısıldadığında, ince uzun parmaklarını saçlarına doluyor Emine. Başını boynuna yaklaştırıyor. Birkaç yıldır gümüş rengine dönmeye başlayan saçlarınsa direnmiyor. Keskin koku, gece art arda devirdiğin kadehlerin doldurduğu midene bir iki yumruk sallıyor, kusman an meselesi. Hızlıca kalkıp, birkaç adım ötedeki evine geçiyorsun. Ne vardı hafta arası bu kadar çok içecek. Belki koyu bir kahve içmelisin. Tel dolap da kalmış mıydı hatırlayamıyorsun. En iyisi bir an önce evine gitmek. Hemen her sabah işe gitmeden yaptığın gibi neredeyse yarım asırlık boruların homurtularını dinleyerek duşa giriyorsun. Saçlarını şampuanlarken ıslık çalmak âdetindir ama bu gün içinden gelmiyor.  Sıcak suyun şifasına inanıyor, pis kokuyu duymazlıktan geliyorsun. Suyun ara sıra soğuması çocukluk alışkanlığın. Başını öne eğip kendini suyun akışına bırakıyorsun. Bir an önce bu mendebur kokudan kurtulmak için, bol sabunla köpürttüğün el örgüsü lifle derini neredeyse zımparalıyorsun. Küçükken sokaktan eve geldiğin akşamlarda annenin banyoda seni temizlediği günler gibi. Hayret!  Bornoz da kokuyor. Oysa geçen hafta aldığın lavanta kesesini yanına asmıştın. Hiç mi fayda etmemiş? Bunu da dert etmiyorsun. Vodina Caddesinin köşesinde yıllardır, önceleri mahalleliye sonraları birkaç yakın semte hizmet veren kuru temizlemeden gelen takım elbiseni özenle dolabından çıkarıp giydiğinde her zamanki temiz koku burnuna gelmiyor. Hiç kimse işini doğru dürüst yapmıyor sanki. Olsun! Yeni aldığın parfümden sıkarsın. Kravat takmayı da canın istemiyor, en azından işe gidene kadar cebine tıkıversen de olur. İyi ki annen burada değil. Ne kadar çok söylenirdi şimdi; “ Erkek dediğin çakı gibi giyinmeli” diye. Kadıncağızın etrafında pek göremediğinden olsa gerek, her ay dul maaşını almaya gittiği devlet kapısında çalışan, alabros traşlılara pek özenirdi rahmetli. Sigortalı işime geç kalmayayım diyerek karanlığın içinde yola düşüyorsun. Burnundan midene yol tutan, oradan da boğazına yükselen keskin acıyla yüzün buruşuyor.  Mutfağın kıyısında köşesinde bir şey mi unuttun da çürüdü acaba? Evin tamamını sarmış bu koku. Akşam dönünce kallavi bir temizlik yapmayı planlıyorsun. Mine’yi bu gece görmesen de olur.

Sancaktar yokuşundan hızlıca meydana doğru inerken yol kenarında birikmiş çöplere bakıp, dün yine almamışlar bunları diye kendi kendine söyleniyorsun. Memlekette hiç mi kimse işini düzgün yapmaz kardeşim? Sen, bir gün masanda duran A-4 leri kırpma makinasına atmasan ya da daha değerli olanları arşive kaldırmasan, ertesi gün sana dar ederler o masa sandalyeyi. Paslı demir varillerinden, zamanla özensiz ve zevksiz yeşil boyalı plastikler içine yığılan atıkların yanından geçerken, sağ elinin iki parmağını burnuna bastırıp yürümeye devam ediyorsun. Otobüsün durağa gelmesine on dakika kalmış. Zamanlama tutarsa tabii. Meydandaki fırından, her sabah almayı adet edindiğin simitleri bir an önce alıp da durağa yetişmek için acele etmen lazım. Fırıncının çırağı, seni kapı eşiğinde görür görmez sarıyor iki adet simidi gazete kâğıdına, boyasız poşetin içine atıyor. Üçgen peyniri de yanına iliştiriyor. Hergele, nasıl para kazanacağını iyi biliyor. Yaz tatillerinde, okuldan arta kalan zamanlarda çalıştığın galeta fırını geliyor aklına. Meşhur, tarihi fırın. Babasız ocakların zor tüttüğünü görüyorsun, okula gitmesi gerekirken sabahın köründe çalışmak zorunda olan çırağın gözlerinde. Aslında parayı bir an önce verip gitmek niyetin ama, arka duvara iliştirilmiş televizyona kayıyor bakışların. Sana nispet olsun diye sesini de sonuna kadar açmışlar sanki. Kocaman kocaman puntolarla, önümüzdeki yıl maaşlara yapılacak zam haberini veriyor. İçin sıkılıyor. Burnunun direğini sızlatan koku sinmiş her bir köşeye.  Otobüsün gelmesine beş dakika kalmış,  elinde simit ve üçgen peynir tezgâhın önünde hemen kısacık bir hesap yapıyorsun. Mine ile akşamları içilen birkaç kadehi de azaltmak lazım bu gidişle. Ekranda konuşmaya başlayan sınıf arkadaşın. İyi tanıyorsun. Kim bilir kaç evin misafiri oluyor sabahları? Tanımayan yok memlekette, kime sorsan bayılıyor. Olsun!  Senin de sigortalı işin var be Selim. Özelde, yarın hadi deseler işsizsin. Fakültedeyken de böyle gözlerinin içi gülerdi bunun. Milyonlara kendini sevdirmesi de boşa değil. Fırından çıkarken kapıyı açık bırakıyorsun. Aaabiiii diyecek oluyor çırak, “Havalansın, ağır kokuyor içerisi” diyerek durağa yaklaşan otobüse yetişebilmek için hızlı hızlı yürüyorsun.

Tam vaktinde olmasa da otobüs birkaç dakika gecikmeyle beklediğin durağa geliyor. Bu şehirde yaşayanlar için mucize gibi bir şey. Geç kalmayacağın için seviniyorsun. Poşetin içindeki simit susamı buram buram kokarken, midenin gurultusu, bulantını daha da azdırıyor. Bir parça koparıp yesen mi? Bu kalabalıkta olmaz,  annen görse sana çok kızardı. Görgüsüz gibi görünmektense, avuç içini göbek deliğinin üzerine bastırıyorsun. Yetersiz bakiye diyerek cümle âleme seni reklam eden sesi duymamayı ümit ederek basamakları çıkıyorsun. En son ne zaman yüklemiştin ki kartını? Hep son ana bırakırsın. Neyse ki bu sabah korktuğun başına gelmedi. Sırtını yaslayacağın bir köşe bulunca yanına sokulan otuzlarında var yok, omuz başlarının üzerinden görünen, tıka basa dolu sırt çantası ve kucağına sarıp da çene altına kendisininkinden büyük görünen kafasını sabitlemeye çalıştığı çocuğuyla binen kadına yer açıyorsun. Boşta kalan eliyle düşmemek için tutunuyor. İpek gibi saçları var, ama kötü kokuyor.  Kucağında ki çocuk bir eliyle annesinin saçlarını burarken diğer eliyle yanında duran saçı sakalı yüzünden beyaz adamın bastonunu çekiştiriyor. Midene söz geçiremiyorsun. Arkanda duran camı aralamaya çalışırken, “Çocuk üşür “ diyor kadın. Vazgeçiyorsun. Bulantın dayanılmaz oluyor. Neyse ki birkaç durak sonra iniyorsun da temiz hava kokunun ağırlığını bastırıyor. Asansörde cebindeki kravatı çıkarıp takmayı unutmuyorsun, aynada düzeltiyorsun kendini. Güzel görünüyorsun, şu bulantı da bir geçse.  Masanın başına geçiyorsun. Sabah yatağından çıkmadan aydınlığı umut etmemişsin gibi, bütün gün karanlık olmasını bekliyorsun. Odanın camını hep açık tutuyorsun ama uyandığından beri tebelleş olan koku bir türlü azalmıyor. Her molada tuvalete gidip yıkıyorsun sağını solunu. Akşam eve döndüğünde Mine’yi görüyorsun sahanlıkta. Kırmızı rujunu sürmüş, mentollü sigarasını tellendiriyor. Mutfağı temizlemeye girişiyorsun tüm yorgunluğuna rağmen. Mutlaka çürümüş bir şey olmalı.

YORUMLAR

Deniz Teke Selçuk

Devamını merakla bekliyorum 🧿❤️

17 Kasım 2022

Ali YILDIRIMER

Yine alıp götürüyorsun insanı. Eline ve yüreğine sağlık

18 Kasım 2022

Şirin Azsert

Selimin sıkışık ruhunu derinden hissettiren bir öykü olmuş. Öykünün tum kokusunu duydum adeta. Gonlunuze saglik.

18 Kasım 2022

Cem Birgi

Bütünüyle çok güzel bir öykü olmuş. Kurgunuza hayran kaldım. Özellikle bitiriş cümlesi en vurucu nokta. Kaleminize sağlık, daha çok öykü bekliyorum sizden.

18 Kasım 2022

Öne Çıkanlar

Kahraman StephenPınar Üretmen
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adam Burgess

18 Şubat 2025

İngiliz Edebiyatı Tarihine Kısa Bir Ba..

Her ne kadar tarihçiler İngiliz edebiyatı tarihini farklı şekillerde bölümlendirseler de, kronolojik anlamda ortaklık gösteren dönemler aşağıdaki gibidir. İngiliz edebiyatı, temelinde sözlü geleneğin ve Beowulf gibi erken dönem yazılı eserlerin bulunduğu eski..

Devamı..

Gaziantep’in Otantik Keşif Noktaları

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024