Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Kasım 2021

Söyleşi

Ozan Eren: “'Karşı Salgın' iyiye, güzele; yaşanılabilir bir dünyaya duyulan ihtiyaçtan doğan bir çağrıydı.”

Aynur Kulak

Paylaş

1

0


"Her toplumun kendi karşı salgın stratejilerini yarattığını düşünmüyorum. Eksikler, hatalar, bencillikler ve en önemlisi ekosisteme verilen zararlar maalesef halen devam ediyor."

Ozan Eren ile Covid-19 salgınına karşılık derlenen Karşı Salgın kitabı odağında yapmış olduğum söyleşi öykü ve şiir başta olmak üzere karşı salgın titri gözetilerek deneme türünü de kapsayan edebi metinler kapsamında birçok sanatçının katkısıyla oluşturulmuş tüm dünyayı etkisi altına alan salgına dair yazılmış karşı metinler çerçevesinde gerçekleşti. Yanı sıra kitapta yerini alan dijital grafiklerin, oje tekniği ile yapılan resimlerin, illüstrasyonların halihazırda tüm hızıyla devam eden salgına karşılık yazılan karşı metinlere katkısını da konuşmadan edemezdik. Karşı Salgın, dünyayı tamamıyla etkisi altına alan Covid-19 salgınına karşılık yolunu sadece kendisinin belirlediği bir kitap. Yeni hayat tanımı üzerinden hikayesini yaratmak isteyen bir oluş hali.

Sanatın tüm dallarının bir araya getirilmesiyle oluşturulan Karşı Salgın kitabı üzerine Ozan Eren ile gerçekleştirdiğim kapsamlı söyleşi için buyurun lütfen.   

Aynur Kulak: Karşı Salgın kitabı isminden mütevelli Covid-19 virüsüyle ilgili ve şimdiye kadar oluşan yeni varyantlarıyla ilgili bilimsel makalelerle karşı karşıya gelecekmişiz gibi bir düşünce uyandırıyor ilk etapta. Fakat hiç de böyle bir kitap olmadığını "Başlarken" bölümünden tutalım da, içindekilere şöyle bir göz gezdirdiğimizde görüyoruz. Salgın’a karşılık nasıl bir karşı duruş bu, çıkış yolunuz tam olarak neydi?

Ozan Eren: Bu soruya cevap vermek için öncelikle “salgın”ı iyi kavramsallaştırmak gerekiyor, diye düşünüyorum. Kitaba başlamadan önce salgını, bireye, ekosisteme; bütün canlılara zarar veren her şey olarak kavramsallaştırmıştım. Bu perspektifle, salgın oldukça olumsuz bir kavram. “Karşı salgın”sa olumlu bir çağrışım uyandırıyor. Karşı Salgın iyiye, güzele; yaşanılabilir bir dünyaya duyulan ihtiyaçtan doğan bir çağrıydı. Bu yüzyıl salgınlarla geçecek gibi görünüyor. Covid-19 bu salgınlardan sadece biri. Birkaç söyleşide üzerinde durduğum soruyu burada da yinelemek istiyorum: “Bu salgından kurtulsak bile dünyayı daha yaşanılabilir bir yer haline getirmeye gücümüz yetecek mi?” Esas üzerinde durmamız gereken, bu soruya vereceğimiz cevaplardır. Eğer hem dünya sistemini, hem de birey olarak kendimizi eleştirip içinde yaşadığımız gezegenin devamlılığı için doğru adımlar atmazsak korkarım ki bu yüzyılda daha büyük acılar yaşayacağız.

Karşı Salgın bir oluş hali. Kurgulanan, her sayfası inceden inceye tasarlanan bir kitap değil. “karşı salgın” metaforundan hareketle 29 değerli yazar ve sanatçıyı bir araya getirdiğimiz bir yapıt bu. Derleme kitaplarda derleyen kişi veya kişiler genellikle bütün katılımcıları önceden belirlerler. Karşı Salgın’da derleyen olarak yer alsam da, ben sadece birkaç kişiyi çağırdım. Çünkü Karşı Salgın da bir salgın sonuçta. Bir salgının kime, nasıl, hangi koşullarda ulaşacağı bizim kontrolümüz dışındadır. Karşı Salgın da böyle oluştu. Dokuna dokuna, çoğala çoğala 29 kişiye ulaştık. Katılımcıların seçiminde, referans kişiler olarak, benimle birlikte değerli arkadaşlarım Ekin’in (Ekin Metin Sozüpek), Erkan’ın (Erkan Karakiraz), Nilay’ın (Nilay Özer), Seran’ın (Seran Demiral) ve kardeşim Ezgi’nin (Ezgi Eren) çabaları etkili oldu. Zamanla yayıldı ve bulaştı Karşı Salgın. Sayılmaya da devam ediyor.

Karşı Salgın’ın arka planında yapı-fail gerilimini aşmayı erek edinmiş düşünürlerin yapı için faili, fail için yapıyı ihmal etmediği bir ilk düşünceden hareket edildiği söylenebilir. Kolektif olanla bireysel olanın birbirinden bağımsız düşünülemeyeceği fikri de arka planda Karşı Salgın’ın özünü oluşturuyor.

AK: "Kendisi ve Bir" öykünüzü yazdığınız gün böyle bir kitabın kıvılcımları beliriyor kafanızda. 14 Mart 2020 günü. Salgının henüz konuşulmaya başlandığı, tüm dünyada Pandemi’nin de henüz ilan edilmediği ve sokağa çıkma yasaklarının başlamadığı günler. Hem öykünüz hem de kitabın içindeki metinler, böyle derleme bir kitap projesi salgınının henüz başında (vaka sayıları, ölüm oranları, sağlık sisteminin çöküşü bu kadar net değilken) şekillenmeye başlıyor ve gelinen noktada çok güzel örtüşüyor her şey. Mesela 6 Mayıs 2020’de Fransa’da salgına karşılık bir karşı-söylem olan “Lütfen Normale Geri Dönmeyelim” hareketi başlatılıyor ama bu zaman zarfında siz Karşı Salgın kitabının ilk oluşumunu başlatmışsınız zaten, ne dersiniz? 

OE: Öngörülerimde çok az yanılan bir insanım. Salgının büyüyeceğini ve birçok ölüme yol açacağını 2020’nin ilk aylarından itibaren öngörmeye başlamıştım. Arkadaşlarıma artık maske takmanın gerekli olduğunu söylediğim zaman Şubat 2020’ydi. Eczacı, doktor olan tanıdıklarımın büyük bir kısmı maske takmayı gerektirecek bir şey olmadığını söylüyorlardı. Toplu taşıma kullandığım o günlerde Türkiye’de hemen hemen hiç kimse maske takmıyorken ben maske takıyordum. O günlerde, benim maskeyle dolaşmam çok tuhaf karşılanıyordu diğer insanlar tarafından. Bugün gelinen noktadaysa, maske takmamak büyük bir duyarsızlık olarak karşılanıyor. Hatta birçok kamusal alanda cezai işlemler bile uygulanıyor. “Birisi” ve “Diğeri” adlı karakterlerimi oluştururken salgına dair farkındalık düzeyim oldukça yüksekti yani. Herhangi bir salgının sebeplerini başka salgınlarda aramaya başlamak ve salgınları dünya sistemi ve bireysel sorunlar üzerinden ele almak beni “karşı salgın”a ve yeni kavramlar aramaya yöneltti.

AK: Kafanızda böyle bir kolektif kitaba dahil edeceğiniz isimler nasıl şekillendi?  Karşılaştırmalı alanlarda eserler vermiş, konuyu bu bağlamda ele alacak kişiler olmalı mı diye ilerlediniz yoksa hayır tamamen güdüsel bir noktadan mı? Bazı metinlerin karşılaştırmalı bir yapısı var sanki. Bu durum kitabın hacminin sadece “derleme” bir kitap olarak ele alınmaması gerektiğini de gösteriyor bize. Sosyolojik analiz, öykü, deneme, şiir, çizgi öykü, illüstrasyon ve resim gibi türlerin bir araya geldiği derleme nitelikli kitaplarda çok az rastlayabileceğimiz bir durum bu.

OE: Bu tarz kitaplarda yayına hazırlayan ekibi doğru belirlemek çok önemli. Hemdertli olan, birbirinizle aynı veya benzer dili konuştuğunuz insanları çekirdek kadroya dahil edemezseniz, inşa etmek istediğiniz fikirler, kısa zamanda temelden yıkılacaktır. İlk etapta, çekirdek kadrodaki erkek-kadın sayısını eşit tutmayı hedefleyerek düşüncelerine değer verdiğim ve kitabın oluşumuna büyük katkı sağlayacağını hissettiğim beş arkadaşımı yayına hazırlayan ekibinde yer almak üzere davet ettim. En başından itibaren, Karşı Salgın’da merkezi otoritenin eril gücünü bertaraf edip yatay bir ilişkisellik üzerinden katılımcıların belirlenmesini amaçladım. Zaten kitabın ilk nüvelerini oluşturan güçlü kıvılcım diğer katılımcılara dokununca kitap bizden gelen ama bizi aşan bir gerçekliğe büründü. Belli belirlenimlerimiz ve hedeflerimiz de vardı elbette: Tür skalasını geniş tutmak istedik mesela. Birbiriyle karşılaşabilecek metinleri ve/veya sanat eserlerini bir araya getirmek en son aşamaydı bizim için. Bütün eserler toplandıktan sonra bunu kurguladık. Yaklaşık bir buçuk senenin ardından, bütün süreci ve eseri nesneleştirerek, tarafsız bir gözle tekrardan kitaba baktığımda Karşı Salgın’ın derleme kitapların kanonik yapısını aşan bir yapıt olduğunu ben de fark ettim.

AK: Karşı Salgın üzerine bir araya getirdiğiniz editör ekibiniz Ekin Metin Sozüpek, Erkan Karakiraz, Ezgi Eren, Nilay Özer ve Seran Demiral metinleri ile "Başlarken" bölümü sonrası "Sıfır" ile giriş yapıyoruz kitaba. "Sıfır" ile başlayan, sayfanın bomboş olduğu, en alta dipnot düşülen, 8, 14, 26, 28 sayılarıyla devam eden metaforlarla insan yaşamının sayılara indirgendiği, kısa bir süre sonra da bu durumun sıradanlaşması “normalleşmesi”  konusuna böyle bir perspektiften yaklaşmak nereden aklınıza geldi? Bunu konuşmak isterim sizinle çünkü, kendi kıyınızı bırakıp karşı kıyıya geçerek görülebilecek olan bu sıra dışı durumun (İçindeyken çok fark edemiyoruz bu durumu) “normalleştiğini” anlatabilmek önemli.

OE: Sayılar aslında artan bir “karşı salgın”a işaret ediyor. İlk etapta yayına hazırlayan ekibindeki arkadaşlarıma bu fikri sunduğumda sayıların kitapta yer alanların sayısına paralel olarak artış göstermesini önermiştim. O şekilde düzenledik sayıları. Yayına hazırlayan ekibindeki herkes farklı bir sayıyı aldı ve kendi istediği gibi yazdı. Farklı okumalara da açık bu sayılar, sizin de farklı bir şekilde değerlendirdiğiniz gibi…

AK: Kitaba ilk olarak Ali Akay’ın "Karşı Salgın Metaforu" metniyle başlamak kitabın ana izleği açısından önemli zira; salgın, izolasyon kavramlarını sosyal varlık insan üzerinden geniş bir yaklaşımla tarihsel verilerden de el alarak ele alan bu metin, metafor kavramını düşündüğümüzde zıt bir yere konumlayarak kendini son derece gerçekçi tek metin şeklinde kaşımıza çıkıyor. “Demek ki…” diyor Ali bey, izolasyon kelimesinin kökenini bize aktarırken, “… “izole” olan bizler bir mahkûm konumunda bulunmaktayız.” Ali Bey’in "Karşı Salgın Metaforu" yazısıyla dikkat çektiği üzere bir metafor olarak ele aldığımız izleklerin başımıza ne işler açtığını ve dünyanın gidişatını nasıl etkilediğini konuşmak isterim.

OE. Ali Akay’ın metnini kitaba giriş mahiyetinde almak gerek. Edebiyat ve sanattan beslenen, sosyolojik analizi de içinde barındıran bu metin kitabın kavramsal çerçevesini oluşturuyor bir bakıma. İzole olma durumu ister istemez mahrumiyetleri de beraberinde getiriyor. Sevdiklerinizden, yapmak istediklerinizden ve bunlara ulaşabileceğiniz dış dünyadan uzaklaşma, izolasyonun hayatımıza olumsuz yansımalarından bazıları. Her mahrumiyet mahkûmiyeti beraberinde getirmese de potansiyel bir hapis olma durumunu içerisinde barındırıyor.

Karşı salgın, İsveçli genç aktivist Greta Thunberg’in iklim değişikliğine ve ekosisteme dair farkındalık yaratmak için verdiği mücadelede… Karşı salgın, Japon tenisçi Naomi Osaka, ABD’nin Minnesota eyaletindeki siyahi George Floyd’un polis tarafından gözaltına alınırken öldürülmesine verdiği tepkilerde… Karşı salgın, “Lütfen Normale Geri Dönmeyelim” başlıklı, Le Monde gazetesinde yer alan bildiride… Bu örnekleri uzatmak mümkün. Ancak, Karşı salgını sadece kısıtlı örnekler üzerinden anlamlandırmaya çalışmak oldukça yetersiz. Çünkü karşı salgın, salgın gibi yayılma özelliği göstermesinin yanı sıra, mutasyonlara uğrayarak yeni itirazlar ve özeleştiriler doğuracaktır farklı dönemlerde. Bunun temel nedeni aynı zamanda tarihsel ve bağlamsal olması.

AK: Nazlı Karabıyıkoğlu’nun "Raşamonlar Tarihi: Bir Pazar Salgını" henüz yayınlanmamış Elfiye romandan bir kesit. Eril söylemler üzerinden yazılmış, metnin ilerleyen noktalarında yer yer toplumsal cinsiyet kavramının cinsiyetsizleştiği  bu metnin Karşı Salgın kitabına yaptığı katkıyı konuşmak isterim. Kavramlara karşılaştırmalı baktığımızda normalin, normalsizleşmeye ya da normalsizleşmenin normale çevrilmeye çalışıldığı dünyamızda cinsiyetin, cinsiyetsizliğe bürünmesi en çok tartışılan kavramlar konusunda zihin açıcı. Raşel Meseri’nin ‘oje-resim’ tekniğini kullanarak oluşturduğu, kitabın kapak yüzü cinsiyetsiz figürün ta kendisi Elfiye sanki, ne dersiniz?

OE: Kitapta yer alan farklı eserleri birbirinin tamamlayıcısı olarak düşünmek mümkün elbette. Ama her eser bize ayrı ayrı geldi aslında. Elfiye karakterini Raşel’in resmi üzerinden değerlendirmeyi hiç düşünmemiştim. Bu görselin karakterle uyumuna dair öykünün yazarı Nazlı ne düşünür, ona da sormak gerekir tabi. Öte yandan, bu yüzyılda, halen toplumsal cinsiyet eşitliğini dünya ölçeğinde tesis edememiş olmamız çok üzücü. Bu yüzden Karşı Salgın’ın bir ayağını da çeşitli eşitlik talepleri oluşturuyor diyebiliriz.

AK: Ekin Metin Sozüpek’in "Kapan Tırnağı" metni. “Kağıda rakamlar yazmak bitsin. Yazmakla direniş fikrim bitsin. Şöyle bir durup, etrafa, bakmayı ıskaladım. Bunlar, bitsin.” Dokuz bölümden oluşmuş son derece parçalı, ateşi yüksek, yüksek ateşli olduğu için de düşünceleri, algıları muğlak, boğulma hissi de veren bir metinle karşı karşıyayız. Bedenimize giren virüs tam da böyle etkiler bırakmıyor mu bizde? Ekin Metin Sozüpek şair olmanın da etkisiyle virüsün bedenimize ve duygularımıza yaptıklarını karşı bir bakışla ele alıp salgın döneminde nasıl “tanrısal bir hayvana” dönüşümümüzü parçalı ama akıcı bir metinle anlatıyor bizlere. Aynı "Raşamonlar Tarihi: Bir Pazar Salgını" metninde cinsiyetlerin cinsiyetsizleşmesi gibi, ne dersiniz?

OE: Hande Balkız’ın Gazete Duvar’da, Karşı Salgın üzerine yayımlanan değerlendirme yazısında önemli tespitler ve analizler var. Ekin’in yazısı için şöyle yazmıştı Hande: “İç sesin yankılarıyla, sanrılarla biçimlenen bir anlatı düzlemi…  Sınırların tekinsizliğinde zihin hem ontolojik kaygılar hem de fiziksel kaygılar üretir. Art alanda yükselen ateşin ele geçirdiği anlatıcının travması, edilgen öfkesi bilinç akışının kaygan zemininde verilir. ”

Karşı Salgın’da yer alan metinler ortak bir kaygı ve benzer itirazlar üzerinden ele alınmış metinler. Bu yüzden, kurgusal ve biçimsel farklılıklar dışında, anlatıların iç içe geçtiği yerleri görmek mümkün, sizin de tespit ettiğiniz gibi. Bu iç içe geçmişlik, ortaya atılan “karşı salgın” metaforunun gücüne ve yaşamsallığına da işaret ediyor aslına.

AK: Sevda Zeynep Karadağ şiiri "Yasağa Çıkma Sokağı" ve Nilay Özer şiiri, "Çevrimiçi Müze Gezisi ve "Uzayan Üzüntünün Şarkısı". Şiirler hem toplum yapısına, yasakların toplumlara ayrı ayrı nasıl etki ettiğine hem de  yeni düzende, “normallerde” çağın oluşumunun nereye doğru gittiğini bizlere göstermeleri açısından önemli. Toplum, birey, dijitalleşme, çevrimiçi olma kavramları o kadar hızlı bir değişimle girdi ki hayatımıza, bunları içeren anlatının hızını en iyi şiir üzerinden anlayabiliyoruz gibi geldi bana sanki, kitabın içeriğindeki şiirleri okuyunca, ne dersiniz?

OE: Bu sorunun cevabı sanıyorum en başında şiirin türsel özellikleri ve anlatı düzlemiyle ilgili… Şiir, en kısa zamanda en çok şeyi en etkili şekilde söyleyebilme özelliği taşıyan edebi tür bence. Bahsettiğiniz kavramların bilimsel çalışmalarda ya da diğer edebi türlerde de işlendiğini görüyoruz. Ama şiirle gelen söz daha farklı şekillerde karşımıza çıkarıyor bu kavramları. Bu elbette şiiri üstün bir tür yapmaz. Sadece türsel farklılıkların getirdiklerine değiniyorum. Zeynep’in ve Nilay’ın şiirleriyse ayrı bir inceleme konusu. 

AK: Kitabın içeriğindeki dijital grafikler var. Mesela, “Karanta” Ya da yine kitabın kapağındaki resmi de yapan Raşel Meseri’nin kitabın içeriğinde yer alan, oje tekniğiyle yaptığı “Antroposen”. Maskeleri takınca görüntümüz tam da “Antroposen”dekine dönüşüyor diye düşündüm kendi kendime. İllüstrasyonlar var, kara kalem çizimler. Bunlar kitabın anlatısının görsel olarak kafamızda canlanmasını da sağlıyor. Bu çalışmaları nasıl belirlediniz? Kitabın içerisine serpiştirilmeleri de yerli yerinde mesela. Bu çalışmalar nasıl oluştu?

OE: Yayına hazırlayan ekibindeki herkes, kitapta yer almak üzere bir sanatçıyı davet etti. Çizgi öykü, illüstrasyon, resim gibi farklı çalışmalar olsun ve kitabı katmanlaştırsın, istedik. Kitapta yer alan edebi eserlerin ve görsellerin birbiriyle uyumluluk göstermesi için sıralamada çok uğraşıldı. İlk etapta ben sıralamaları yaptım. Sonrasında çekirdek ekiple uzun süreli beyin fırtınaları gerçekleşti. Raşel’in kapakta yer alan oje-resim çalışması aslında kitabın içinde yer almak üzere bize gönderdiği iki eserden biriydi. Ben eserin kapakta çok güçlü duracağını düşünüyordum. Çekirdek ekipteki arkadaşlarım da aynı fikirdeydi. Raşel’in iznini ve yayınevinin de onayını alarak bu çalışmanın kapağa taşınmasını sağladık.

AK: Her ülke, her toplum ve neredeyse her birey bir buçuk yılı geçkin süredir devam eden Covid-19 salgınına karşı, kendi karşı salgınını geliştirmiş gibi geliyor bana, ne dersiniz? Normalleşmekten veya yeni normalleri kanıksamaktan ziyade her ülke, her toplum ve bireyler bir şekilde kendi karşı salgın stratejilerini yaratarak normalleşmelerini de ona göre yaratma peşine düştüler sanki. Hem toplumlar, bireyler, dünya hem de edebi üretimlerin oluşumu açısından bundan sonraki süreci nasıl değerlendirirsiniz? Nasıl metinler okumaya başlayacağız mesela. Yeni normallerde kültür sanat dünyasının “normalleri” nasıl şekillenecek sizce? 

OE: “Karşı Salgın”ı ben bir metafor olarak ortaya atmıştım. “Karşı Salgın”ın kavramsallaştırma süreci kitapla başladı. Karşı salgın hâlâ yeni anlamlar üretmeye devam ediyor. Aşı bulmak ve Covid-19’la mücadele etmek elbette çok önemli. Ancak, karşı salgını bu mücadele üzerinden tanımlamamıştım ben. Daha önceki sorunuzda, kavramın içini doldurmaya çalışırken de dünyadan farklı örnekler vermiştim. Yeterli eleştiriler ve özeleştiriler yapılmadan; dünya ölçeğinde değiştirilmesi gerekenleri değiştirmek için somut adımlar atılmadan bir karşı salgından söz etmek mümkün değil. “Normal” tanımı çok tartışmalı. Kitabın girişinde sorduğum soruyu yinelemek istiyorum burada da: “… Esas soruysa ‘normal’ tanımının nasıl yapıldığı, kimler tarafından belirlendiğiydi. Sahi neydi bu ‘normal’? Disipline edici özellikleriyle modern toplum muydu normal olan? Yine Foucault’nun üzerinde durduğu biyoiktidarın ilişkilendiği normalizasyon süreçlerine hapsolmak mıydı normal?”

Söylediklerimden yola çıkarak, benim kavramsallaştırmama göre, her toplumun kendi karşı salgın stratejilerini yarattığını düşünmüyorum. Eksikler, hatalar, bencillikler ve en önemlisi ekosisteme verilen zararlar maalesef halen devam ediyor. Elbette karşı söylemler, karşı duruşlar da arttı salgın döneminde. Ancak bunun edebiyat-sanat alanlarındaki yansımalarını konuşmak için henüz erken olduğunu düşünüyorum. Ben aynı zamanda bir sosyoloğum. Henüz bitmemiş bir dönem üzerinden, döneme dair yeterli verileri toplayıp analiz etmeden yorumda bulunmanın spekülatif iddialar sunma ihtimalini beraberinde getirmesini istemem. Bununla beraber şunu söylemek de mümkün: Kriz, savaş ve salgın dönemleri her zaman yeni ontolojik kaygılarla birlikte yeni sanatsal-edebi ürünleri, kültürleri ve karşı duruşları da beraberinde getirmiştir. Örneğin, Büyük Buhran’ın ardından Big Band’lerin en güçlü dönemini yaşaması tesadüfi değildir. Türkiye’ye baktığımızda, D Grubu’nun, 1933’te, yani Cumhuriyet’in kuruluşunun 10. senesinde ortaya çıkması da tesadüfi değildir. Altı önemli sanatçı resimde izlenimciliği reddetmekle birlikte dünya genelinde çok erken sayılabilecek bir dönemde, kübist anlayış ve konstrüktivizm akımından etkilenerek eserler üretmekle kalmamış; dönemin en avangard sanat hareketlerinden birini uzun süre devam ettirmiştir. 1960’larda ve 1970’lerde Mods, Skinheads gibi gençlik karşı-kültürlerinin (literatürde “altkültür” olarak geçer) ortaya çıkması da tesadüfi değildir. Savaş ortamı ve ayrımcı politikalar yeni itirazları ve kültürleri beraberinde getirmiştir. Bu tarz örneklere 20. yüzyıldan itibaren daha sık rastlıyoruz.

Bugün yeni bir kırılma dönemindeyiz. Salgınla birlikte farklı boyutlarda ve türlerde reddedişin, “normal” kavramına dair sorgulamaların artacağını; edebiyat-sanat özelinden başlayarak gelenekten kopuşun mikro ve makro düzeylerde daha görünür olacağını düşünüyorum.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kayıtsızlık Günlerinde Kendin OlmakFerruh Tunç
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

P. D. &. L. Moon

6 Ekim 2025

Mega Influencerların Yükselişi

Mega influencerlar halkın hayal gücüne yön verir. Ve gerçeklerden çok anlatıların önem kazandığı bir dünyada savaşlar hayal gücünde kazanılır, hayal gücünde kaybedilir.Epistemolojik bir krizin son safhalarındayız. Yapay zekâyla donanmış çağımızda hakikat fikri -ne olduğ..

Devamı..

Kapitalist Kişisel Dönüşümün Olmazsa O..

Fabien Trécourt

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024