Özkan Ali Bozdemir • Matara
13 Haziran 2018 Ne Haber

Özkan Ali Bozdemir • Matara


Twitter'da Paylaş
0

Çok üzgünüm, diyorsun sadece. Elimden bir şey gelmediği için inanın çok üzgünüm. Gözlerini deviriyor. Ben de, demek istiyor. Elimden bir şey gelmediği için tıpkı ben de sizin gibi çok üzgünüm. İlk defa böyle bir şey yaşadım, diyor sonunda. Umarım ilk ve son olur.

Siren sesleri duyuluyor sokaktan. Alçalıp yükselen, kalp atışları gibi gergin, huzursuz bir ses. Camdan dışarı bakıyorsun. Hah, sonunda. Hiç gelmeyecekler sandım. İki kadın iniyor ambulanstan. Yirmi yaşlarında, esmer tenli, zayıf. Suratlarında aynı bıkkın ifade. Acelesiz, kararlı adımlar. Ne büyük bir apartman, diye düşünüyor olmalılar. Sahibi kim acaba?

Hepsi bu kadar mı, diyor üzüntüsü biraz geçmiş gibi. Göz göze geliyorsunuz. Evet, başka bir şey yok. O sırada fark ediyorsun. Tam karşında. Daha önce nasıl görmedin. Şey, diyorsun gözlerini kısarak. Acaba...

Tut dilini. Bırakma. Çek. Daha çek. Sakın kaçmasın. Sok. Ha gayret. Bak kaçıyor. Tut.

Aklında yemek pişirmek yoktu. Bir durak erken indin, hava serinlemişti. Yürümek istedin. Ne gündü ama. Üç saatlik uyku, yarım simitle geçiştirilen kahvaltı, topuğunu sıkan kösele ayakkabın, dolmuş şoförüyle yaşadığın münakaşa. Hep seni bulurdu. Bir lokma huzur haram. Sahil kalabalık olur şimdi. Bisikletliler, balıkçılar, falcılar, amansızca koşan insanlar. Eskiden sakindi. Denize karşı oturur bir sigara yakardın. Belki bir vapur geçerdi. Güvercinlere yem atmak, denizin üzerinde bir martı görmek, dalgakırana vuran köpüklerle ıslanmak, üşümek büyük şanstı. Denizi de doldurdular, diye öfkeleniyorsun. Boş bir bank bile kalmadı. Yüksek apartmanlara karşı yürüyorsun. İyiden iyiye yoruldun. Kaç saat olmuş, yemeği bile unuttun. Soğuk bir su, diyorsun. Belki sinirimi geçirecek.

Saçlarını atkuyruğu yapmış bir kadın. Elmacıkkemikleri çıkık. Üzerindeki lacivert üniformasıyla öylece duruyor karşında. Nasıl oldu, diyor. Siz yanında mıydınız, müdahale ettiniz mi? Yakasındaki amir sözcüğüne takılıyorsun. İş ciddi. Bir şişe su içecektin, evin yolunu tutacaktın. Hepsi bu. Nasıl anlatılır ki. Suçlu ve güçsüz hissediyorsun. Şu ufaklık ilişiyor gözüne. Kocaman gözlüklü, sıska kız çocuğu. Elinde külah dondurma, yere saçılmış onca eşyanın içinden telefonu buluyor. Bir ısırık alıyor dondurmadan, küçük parmağını ustaca kaydırıyor ekranın üzerinde.

Yani çok ilginç, diyebiliyorsun nihayet. Şurada yoğurtlara bakıyordum. Gerçi su almak için gelmiştim. Ama evde yoğurt da yoktu. Suyu çıkarken alırım dedim. Sonra şu derin dondurucu dolabı. Hay Allah, tavuklarda indirim varmış.

Hep seni bulurdu. Gel de anlat. Vardiya amiri, Hasibe. Kollarını kavuşturmuş, şüpheci keskin bakışlar. Yoksa sen mi, der gibi süzüyor. İtiraf et.

“Baba. Annem düştü. Bilmem, öyle düştü. Marketteyiz. Hı hı, bir adam var. O da tam bilmiyor. Bilmem, bilmiyor işte. Evet yerde. Bir abla yardım etti. Sen de gel. Ama neden? Tamam. Biliyorum, 112.”

Ufaklık imdadına yetişiyor. Gerçi tümüyle aklandın sayılmaz. Demek bir görgü tanığı daha var. Atağa geçiyorsun.

Tavuklardaki kampanyayı o da fark etmiş olacak, hızla yürüdü dolaba. Ben de arkasında belirdim. Ama şu sürgülü kapağı açmadı bir türlü. İzledi de izledi. İri bir paket ilişti gözüme. Ama kıpırdayamadım. İki elini de cama dayamış, öylece bekliyor. Sanırım aynı tavuğa bakıyorduk.

Hasibe dehşetle dinliyor. Bir soru daha, belki en can alıcı olanı, soracakken sarsılıveriyor. Nihayet canlandı. Ölmemiş. Okkalı bir tekme savuruyor Hasibe’nin cılız baldırına. Çocuklar tutun, diyor Hasibe. Dili, aman yutmasın. Çıkarın dilini. Çocuklar dediği, marketin depocusu iki oğlan. İlkyardım konusunda başvurulacak son iki insan belki. Şişman olanı etli parmaklarını tekrardan sokuyor kadının ağzına. Hasibe de eğildi. İyi olacaksınız, diyor, şimdi gelirler.

Ee sonra, diyen varmış gibi devam ediyorsun. Sonra da düştü işte.

Sinir krizi, diyor şişman çocuk. Baksanıza kaskatı kesilmiş. Sıcaktan, diyor beriki. Şişmana nazaran daha az şişman. Soğuk bir su, diyorsun. Belki sinirini geçirir.

Ne vardı markete girecek. Sahilde aylak aylak yürüseydin ya adam. Midye yeseydin, çekirdek çitleseydin, fena mı, falcı kadınlara yarenlik etseydin. Şu yaşlılardan neyin eksik, aralarına karışsaydın, koşsaydın. Denize sıralanmış renkli balonlar. Bir tüfek alıp eline sırayla, teker teker, bütün hırsınla patlatsaydın onları.

Tam sırası, diyorsun. Zaten başı kalabalık. Hasibe fark etmeden uzaklaşmalısın. Nasıl derler. Soğukkanlılıkla.

Kuyruk uzadıkça uzuyor. Herkesin gözü yerdeki kadında. Arada sana bakan bile var. Kesin anladılar. Neyi? Ah Hasibe, insana kendini katil hissettirir. Toparlanıyorsun. Önce peynir reyonu, köşede ekmek dolabı. Çengeldeki pastırmalara gülümseyerek devam ediyorsun. Az ileride deterjanlar. Yolu uzatıp kraker reyonuna sapıyorsun. Dar rafların ortasından dimdik ve gururla geçiyorsun. Yürürken, hızını da kesmeden, bir paket beyaz leblebi alıyorsun solundaki raftan. Dilini çıkarabilecekler mi acaba. Ya yutarsa. Koca kadın, yutmaz herhalde. Kuyruğa eklendin nihayet. Kalabalıktan yükselen cık cıklara sen de destek veriyorsun. Nerede kaldı ambulans? Bu kadarına da pes canım. Trafik, diyor önündeki yaşlı kadın. Yol vermeyi de bilmez bunlar. Varsa yoksa dıt dıt korna. Buna da şükür, diyor bir başkası. Geçen de bizim yönetici bayıldı, telefona bile bakmadılar. Kucağındaki karpuzu tek hamlede bırakıyor yürüyen tezgâha. Kasiyer, Aylin. Rahatlıyorsun. Sadece kasiyer.

Sıran geldi. Sakin olmalısın. Sende kabahat yok, düşeceği varmış demek. Bakışıyorsunuz bir süre. Çok üzgünüm, diyorsun sadece. Elimden bir şey gelmediği için inanın çok üzgünüm. Gözlerini deviriyor. Ben de, demek istiyor. Elimden bir şey gelmediği için tıpkı ben de sizin gibi çok üzgünüm. İlk defa böyle bir şey yaşadım, diyor sonunda. Umarım ilk ve son olur. Siren sesleri duyuluyor sokaktan. Alçalıp yükselen, kalp atışları gibi gergin, huzursuz bir ses.

Bir paket beyaz leblebi...

Hepsi bu kadar mı, diyor üzüntüsü biraz geçmiş gibi. Göz göze geliyorsunuz. Evet, başka bir şey yok. O sırada fark ediyorsun. Tam karşında. Daha önce nasıl görmedin. Şey, diyorsun gözlerini kısarak. Acaba... Şu matara sekiz lira mı? Arkasına dönüyor Aylin. Evet, diyor gülümseyerek. Elli lira ve üzeri alışverişlerde sekiz lira.

Çıktı mı dili, biraz daha. Sakın yutmasın. Çek. Tut. Bırakma.

Sonunda atıyorsun kendini dışarı. Hava açık, iyiden iyiye serin. Topuğundan midene, oradan kalbine, sonra şakaklarına, burnunun ucuna kadar yürüyen sızı dindi. Büyük bir iştahla açıyorsun paketi. Siren sesleri yükselip alçalmaya devam ediyor. Ambulansın arkasından geçerken iki leblebi atıyorsun ağzına. Doğru sahile.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR