Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

26 Kasım 2020

Sinema

Peterloo Katliamı: Eşitsizlik ve Haksızlığın Filmi

Tufan Erbarıştıran

Paylaş

0

0


Filmi izlerken sonunda büyük bir katliam olacağı kuşkusuna varıyorsunuz. Bu kadar iyi niyetli insanların harcanacağını sezinliyorsunuz. Gabriel García Márquez’in ünlü Kırmızı Pazartesi romanında olduğu gibi.

Bazı ülkelerin tarihlerinde iktidarların baskılarıyla yapılan siyasi katliamlar vardır. Siyasi ve ticari güçlerini elde tutmak isteyen, toplumu kendi menfaatleri doğrultusunda yönetenlerin kurduğu düzenin devamı için emekçi kesimin hiçbir önemi yoktur. Bütün çalışanlar doğrudan ya da dolaylı yoldan kendilerine itaat etmelidir. Özellikle Orta Doğu ülkelerinde bu tür katliamlar ve baskılar her zaman görülmüştür. Batı toplumlarında ise emekçilerin ve aydınların dayanışma içinde olmaları sonucunda, benzer olayların geçmişte kaldığını görmekteyiz. Ancak Batı’da da emekçilerin hak ettikleri özgürlükleri aldıklarını söyleyemeyiz. Konuyu sinema filmimize getirmeden önce şunu da anımsatmakta yarar var.

Türkiye’de çalkantılı dönemlerin yaşandığı 1970 ve 1980 yılları arasında neler olup bittiğini herkes biliyor. Emekçilerin 1 Mayıs 1977 tarihinde Taksim Meydanı’ndaki masumane kutlamalarına kimlerin hem de nerelerden ateş ederek ortalığı kan gölüne çevirdiğini de biliyoruz, ama ne yazık ki elden bir şey gelmiyor. Birazdan yorumunu okuyacağınız sinema filminde de benzer bir son var.  

Peterloo Katliamı (2018) adlı film bu konuda yaklaşık iki yüz yıl öncesine dayanan bir belgesel sunuyor adeta. 16 Ağustos 1819 Pazartesi, Manchester’ın Aziz Peder Meydanı’nda yaklaşık 60 bin emekçi, kadın ve çocuk toplanmıştır. Hepsinin tek bir amacı vardır: Hukuk önünde eşit koşullara sahip olmak.

Manchester’a bağlı olan Lancashire kasabasının huzursuzluğu üst düzeydedir. Kraliyet ordusunun Waterloo Savaşı’nı kazanmasından sonra ülkede açlık, kıtlık ve ekonomik bozukluk kendini göstermiştir. Yoksulların ödedikleri vergilerin boşa gittiğini, yerel yönetimin emekçilere karşı son derece duyarsız ve önyargılı olduklarını, kralın ise her zamanki gibi dünyadan bir haber yaşadığını görüyorsunuz. Filmde bunun çarpıcı örneklerini sıralanmış. Yoksulların nasıl sömürüldüklerine, onlara birer hayvan muamelesi yapıldığına, hiçbir konuda konuşma hakkı verilmediğine tanık oluyorsunuz.

İnsanların canına tak ettiği, ölmekle aç yaşamak arasında hiçbir fark olmadığını anlıyorsunuz. Film boyunca açlık ve yoksulluk tüm çarpıcılığıyla gözler önüne seriliyor. Özellikle yakın çekim ve kapalı mekân çekimlerinde bu koşulları iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Üstelik her şey açıkla da sınırlı değildir. Lancashire emekçileri oy verme konusunda da çaresizdir. Parlamento seçimleri için sadece varsılların, belirli büyüklükteki tarlası olanların ve işveren statüsünde bulunanların oy vereceği bir ucube sistemleri vardır. Kral ve parlamento dayanışmasıyla ünlü “Mısır Yasaları” devreye girmiştir. Lancashire sakinleri için yaşam tam anlamıyla perişanlık içermektedir. Fransa’daki aydınlanma ve özgürlük hareketleri henüz buraya gelmemiştir. Ancak yönetim bundan son derece korkmaktadır.

Bölgede yaşayanlar binbir güçlükle kendi aralarında bir dayanışma hareketi başlatırlar. Dönemin ünlü kitapçı ve yayıncısı olan Joseph Johnson, bir mektupla Henry Hunt’ı konuşma yapması için davet eder. Hunt karizmatik bir hatip olarak epeyce iyi iş çıkartıyor aslında. Fiziksel görünümü ve konuşmasıyla kitleleri ateşlendirmesi, beden dilini iyi kullanmasıyla da gerçekten film boyunca güçlü bir performans çiziyor. Ağzından çıkan her sözcük büyük bir alkış karşılığında onay almaktadır. Kendisi sıkı bir rejim muhalifidir ve bu konularda birçok yerde ateşli vaazlar vermektedir. Hunt, gösterişli konuşmasıyla öne çıkarken onu öneren grup liderleri de izleyici üzerinde olumlu bir etki bırakıyor.

Filmin görselliği son derece etkileyici bir atmosfer oluşturuyor. Her bir sahnenin kartpostal güzelliğinde olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle hareketli sahnelerin çekimlerinde figürlerin ve baştaki oyuncuların başarılı performansları son derece etkileyici olduğunu söyleyebiliriz. Filmi izlerken kendinizi bir an için orada, o kasaba halkının arasında gibi hissediyorsunuz. Ayrıca yayınevinin, bazı dükkânların, el sanatlarının, tozlu sokakların, dönemin evlerinin iç ve dış görünümleri son derece etkileyici bir doğrulukta yansıtılmış. Kadınların yemek yapmak için kullandıkları malzemeler, erkeklerin döneme uygun sözleri ve alışkanlıkları izleyiciyi doğrudan etkiliyor. Her şey ayrıntısal bir biçimde düşünülmüş.

 Filmin fonunda ise istihbaratın ne denli önemli olduğu imleniyor. Yerel yönetim halkın bir gösteri yapacağını bir istihbarat sayesinde öğrenmiştir. Hemen kendi ararında toplanırlar ve bir karar alırlar. Bu gösteri kesinlikle iptal ettirilmelidir. Hem de ne pahasına olursa olsun. Bu yapılmazsa benzer türden başka gösterilerin de yolu açılacaktır. Sonunda hepsinin tahtı yerle bir olacaktır. İşte asıl mesele de budur. Emekçilerin haklarını savunmaları ile kendi kurdukları aristokrasi düzenin çarpışmasıdır bu miting. İçişleri Bakanı, kral, bazı siyasiler bu gidişattan son derece korkmaktadır. Bir sınıfın diğer bir sınıfa üstün kılınmasının engellemek hakkında bizim tarihimizin de hazin dönemleri olmuştur.

Filmde, Lancashire halkının yoksulluk nedeniyle giysileri yırtık pırtık, çoğu yamalı ve eskidir. Çocukların ayakkabılarının altları oyuk, giysileri son derece kötüdür. Aristokrasiye hizmet eden bazı siyasiler, hatta bazı ulusal basın organları bile onların bu kötü giysileriyle açıktan alay etmektedir. İşte bu nedenle gösteriye katılacak olanların en temiz giysilerle gelmeleri istenir. Bazı kadınların ellerinde bahçelerden topladıkları çiçekler bile vardır. İzleyici olarak onların bu iyi niyetli davranışlarını, en yeni diye giydikleri elbiseleri görünce ister istemez duygulanıyorsunuz. Bir gösteriye hazırlanır gibi değil, sanki bir panayıra gidecekmişler gibi herkes heyecanlıdır, coşkuludur ve geleceğe yönelik umutları vardır. Kendi aralarında oy verme haklarını kazanacaklarını, yeni çıkarılan vergi yasalarının iptal edileceğini, çocuklarına daha iyi bir gelecek vereceklerine dair beklentilerini konuşmaktadırlar. Onların bu masum ve son derece haklı istekleri ise ne yazık ki kanlı bir bastırmayla son bulacaktır. Filmi izlerken sonunda büyük bir katliam olacağı kuşkusuna varıyorsunuz. Bu kadar iyi niyetli insanların harcanacağını sezinliyorsunuz. Gabriel García Márquez’in ünlü Kırmızı Pazartesi romanında olduğu gibi. Sonu başından bellidir aslında. Bizden de bir örnek verelim. Dönemin Genelkurmay Başkanı (Memduh Tağmaç) şöyle demişti: “Sosyal ve kültürel gelişme, ekonomik gelişmenin önüne geçmektedir. Buna izin vermemeliyiz.” Aynen bu ifade sayesinde neler olduğu tarih kitaplarında yazılıdır.       

16 Ağustos 1819 Pazartesi günü tüm Lancashire halkı gösteriye gitmeye başlar. Ancak öte yandan yerel yönetim, kralı ikna eder ve atlı birlikler yola çıkarılır. Hemen belirtelim ki söz konusu süvari alaylarının birçoğu aristokrasi ailelerinin çocuklarıdır. Bunların hepsi avamdan nefret etmektedir. İşte tam da burada sınıf ayırımına geliyoruz. Varsıl ve yoksul arasındaki güç dengesinin nasıl bozulduğunu görüyoruz. Siyasi sistemi ellerinde tutanların, asker ve polis gücüyle bastırmaya çalıştıkları toplumsal gösteri, bir silahlı halk isyanı değildir. Tam anlamıyla bir hak aramadır. İngiltere’nin yüzlerce yıl dünyayı nasıl sömürdüğünün küçük bir örneği kendi topraklarında yaşanmaktadır. En tepede kral ve din adamları vardır. Sonra siyasi parlamento ve aristokrasi gelmektedir. Emekçilerin hiçbir hakları yoktur. İngiltere bu uygulamayı birçok yerde yapmıştır. İngiltere; Bolivya, Moğolistan, Afrika’nın ve Batı Avrupa’nın bazı ülkeleri hariç neredeyse tüm dünyada hegemonya kurmuştur. İngiltere her girdiği ülkenin özellikle dilini ve kültürünü bozmuştur. Yeniden konumuza dönelim.   

Gösterinin yapılacağı alan 11.000 metrekaredir ve tamamen dolmuştur. Alanda yaklaşık 60 bin kişi hak ve adalet aramak için bağırmaktadır. Sınıf ayırımına, eşitsizliğe, adaletsizliğe karşı haklı bir tepki gösteren masum halkın üzerine silahlı askerler saldırır. Üstelik bu saldırı silahlar ve kılıçlarla yapılmaktadır. Filmin bu sahneleri tıpkı bir savaş sahnesi gibi özenle çekilmiş. Yere düşünler, çığlık atanlar, kaçanlar, ağlayanlar, şaşkınlıkla bakakalanlar… Herkes kendi yakınını bulmak için dört dönmektedir. Askerlerin yüzlerindeki ifadeler insanın kanını donduracak kadar vahşidir. Saldırdıkları insanlar aslında kendi vatandaşlarıdır. Sonunda Hunt tutuklanır, grup liderleri yaka paça sahneden sindirilir ve yerlerde sürüklenirler. Saldırıyı tertipleyenler derslerine o denli iyi çalışmışlardır ki kalabalığın kaçacakları sokaklar önceden askerlerce tutulmuştur. Beklendiği şekilde burada askerlerin süngü darbeleriyle öldürülürler. Tıpkı 1 Mayıs Mitingi’nde Kazancı Yokuşu’nun önceden arabalarla kapatılması gibi. Gösteri alanına giren askerlerin savunmasız insanları nasıl katlettiklerini gördükçe, belleğinize ister istemez bizim 1 Mayıs mitingi geliyor. Intercontinental Oteli’nin (Bugünkü The Marmara Oteli) üst katlarından, Sular İdaresi’nin üstünden, yan sokaklardan rastgele açılan ateşlerle onlarca kişi ölmüş ve yaralanmıştı. Peterloo Katliamı sömürü düzenini korumak amacıyla yapılan sayısız eylemlerden biridir. Sonuç: 15 ölü, en az 400 yaralı.

Peterloo Katliamı çok katmanlı bir senaryoya sahiptir:

 1 İngiltere’nin sömürü anlayışını göstermektedir.

 2 İngiltere’deki siyasi yapının adaletsizliğini vurgulamaktadır.

 3 Aristokrasinin ve gücü ellerinde bulunduranların her şeye karşın halkın öldürülmesini bile göze almalarını yansıtmaktadır.

 4 İngiltere’deki sınıf ayırımının dramatik gösterimidir.

 5 Hak ve özgürlük istemenin ön koşulu olan demokratik mitingin öne çıkmasıdır.

 6 Emekçileri savunanın da bir aristokrat olmasının ironisi sezdirilmektedir.

7 Sınıf ayrımı söz konusu olduğunda, aristokrat ailelerin asker çocukları nasıl da etki altında kaldığının tipik bir örneğidir.

 8 Hak aramanın dayanışma içinde olmasının güzel bir örneğidir.

Filmin bazı sahneleri (özellikle mekân içinde çekilen) görüntüleri göze hoş görünse de yerel idarecilerin kendi aralarındaki konuşmaların yapıldığı sahnelerin uzunluğu gereksizdir. Bir diğer konu ise, miting için yapılan çalışmalarda bölgedeki kilisenin varlığı hiç yoktur. Filmin sonunda ise kilise ve bir rahip ekrandadır.

Bütün bunlara rağmen filmin görselliği, kurgusu, oyuncuların başarılı performansları, uzak-yakın kamera çekimleri, yansıttığı sınıfsal değerler nedeniyle Peterloo Katliamı izlenmesi gereken bir sinema şöleni.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Leonora Carrington’ın Tarot KartlarıF. Kılınçarslan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. Y. Genç

19 Ocak 2025

Hepimiz Birer Canavarız

Claire Dederer erkek yazarlardan, babalardan, hayatlarını onları için kolaylaştıran karılarından bahsediyor. Pek çok alıntı ve örnekle.Günlerdir çok canım sıkkın. Neil Gaiman meselesi. Alışmış olmam lazım artık diye düşünüyordum. Sonuçta daha yeni bununla ilgili bir kitap bile..

Devamı..

19. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Çeviri Tarih..

Marie Lebert

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024