Robert Doisneau: Benzersiz Fotoğraflara Ait Bir Yaşam
11 Mayıs 2018 Kültür Sanat Fotoğraf

Robert Doisneau: Benzersiz Fotoğraflara Ait Bir Yaşam


Twitter'da Paylaş
0

“Maybe if I were 20, success would change me. But now I'm a dinosaur of photography.”* Robert Doisneau
Sennur Karanlık
 Takvimler 1956 senesini gösteriyordu. Soğuk ve sisli bir Paris sabahında kırk yaşlarında, saçları dökülmeye başlamış; gri paltolu, ütüsüz pantolonlu, omuzları hafif eğik, utangaç bakışlı bir adam okulun rutubetli taş basamaklarını yavaş adımlarla çıkıyordu. Elinde Leica marka bir kamera vardı. Okulun sert müdürü, nasıl olduysa okulun içinde fotoğraf çekmesine izin vermişti. Adamın amacı, huzuru bozmadan, çocuk yüzlerinin masumiyetini fotoğraf makinesinin içine hapsedebilmekti. Basamaklar onu geniş bir koridora ulaştırdı. Sağlı sollu kapıların ardından otoriter sesler yükseliyordu. Adam bir kapının camından içeri bakma cesareti buldu, ne de olsa en yetkili kişiden izinliydi! İçerideki ışığı gördüğü an, doğru yerde olduğunu anladı, kapıyı hafifçe tıklattı ve Fransızlara özgü nezaketin doldurduğu ses tonuyla içeri girme izni istedi: – Est-ce que je peux venir? – Oui. Sınıftaki çocuklar meraklı gözlerle adamı süzdüler ama öğretmenin taviz vermeyen, sert bakışları altında, başları, önlerinde çözülmeyi bekleyen sorularla dolu küçük kara tahtalarına döndü. Anlaşılan sorular epey zorlayıcıydı. Büyük bir sınıftı burası. Camlardan giren ışık, adama ideal bir stüdyo ortamı sunmuştu sanki. Daha fazla beklemenin anlamı yoktu. Deklanşöre bastı, bir iki meraklı göz yakaladı. Ama aradığı poz bunlar değildi. Çocuklar göz ucuyla bir taraftan onu süzüyor bir taraftan da sorularla boğuşuyordu. En öndeki çocuk o hepimizin bildiği tavandan yardım isteyen tavrı sergilemiş, sanki sorunun yanıtı gökten inecekmiş gibi zihnini tavandaki bir noktayla bütünleştirmişti. Yanındaki ise galiba kendinden çok emin değildi, göz ucuyla tavan sempatizanı arkadaşının yazdıklarına bakıyordu. İşte kritik an buydu! Adam deklanşöre bir defa daha bastı: pungdum. O an anladı, bu fotoğraf en ünlü eserlerinden biri olacaktı… Bu adam, hiç bilet almadan dünyanın en güzel görüntülerini bedavaya seyreden, arada bir de fırsat çıktığında, bir görüntü saklayan sokak fotoğrafçısı Robert Doisneau’dan başkası değildi. Robert Doisneau, aşağıda gördüğünüz fotoğrafı çekerken öyküsünü kurguladığım anları yaşamış mıdır, bilmiyorum. (Belki çocuklara emretti: “Şuraya bak, böyle otur, şöyle poz ver!” diye.) Ama vizörden gördüğünün bir sanat eseri olduğu gerçek. Bu fotoğraf Fransız fotoğrafçının başyapıtlarından biri çünkü. Kuşkusuz tek başyapıtı da değil. Seksen iki yıllık yaşamına pek çok başyapıt sığdırdı ünlü fotoğrafçı. Bu seksen iki yıllık yaşam, dünyanın büyük bir savaşa gebe olduğu yıllarda başladı. Fransa’nın Gentilly kentinde doğdu sanatçı... Burası Fransa’nın işçi mahallelerinden biriydi. Kitap ticaretiyle uğraşmayı düşündüğünden el sanatlarını öğrenmek için Paris'te Ecole Estienne’e katıldı sonra da  gravür ve taşbaskı (litografi) üzerine eğitim aldı. 1930 yılında nesnelerin detaylarını fotoğraflamaya başladı, 1931-1933 yılları arasında André Vigneau’nun uygulayıcı asistanlığını yaptı ama aslında Gentilly işçi sınıfı mahallesinin sokakları onun ilgi odağıydı. Dünyadaki güzellikleri fotoğraflayan sanatçılara inat, o hep arka mahalle fotoğraflarını ön plana çıkarmak istiyor gibiydi… Ezilmişliğin içinde ironi vardı, ruh vardı ve birilerinin bunu görmesi, diğerlerine de göstermesi gerekliydi. Avangard düşünceler 1930'ların depresyon yıllarında sanatçıları bir araya getirmişti aynı dönemde Doisneau da fotoğraf kullanım alanını genişletme kararı aldı ve fotoğraflarını dergilere satma umuduyla, zaten aklının bir köşesinde olan Paris sokak ve mahallelerini fotoğrafladı. Artık durağı Paris’in metroları ve ara sokaklarıydı. 1932 yılında Excelsior gazetesine ilk fotoğraf hikâyesini sattı. Fotoğrafları mizah barındırıyordu. Bıraksalar, Paris deklanşöründe her ânı, her tadıyla kahraman olacaktı ama ne yazık ki dünya başka bir savaşın eşindeydi. Doisneau da savaşa aktif olarak katıldı. Kariyeri Dünya Savaşı ve Alman işgaliyle kesintiye uğramıştı, artık o da direnişin bir üyesiydi. Bu dönemde asker ve savaş fotoğrafları çekti. Paris’in işgalini ve kurtuluşunu fotoğrafladı. Savaştan hemen sonra Life ve diğer önde gelen uluslararası dergiler için serbest çalışmaya döndü. Kısa bir süre için İttifak fotoğraf ajansına katıldı. Nihayet Vogue dergisinin fotoğrafçısı olmayı başardı. Yaptığı röportajların yanı sıra, Giacometti, Cocteau, Leger, Braque ve Picasso gibi birçok Fransız sanatçıyı vizörünün önüne yerleştirdi. İlk fotoğraf kitabı, La Banlieue de Paris'i başkaları izledi. Düzen karşıtı değerler, mizah ve başına buyruk unsurlar, insanlar ve olaylar fotoğraflarının kompozisyonuydu. Sonunda aradığı büyük şöhreti 1950′de çekilen Le baiser de l’hôtel de ville adlı  fotoğrafıyla buldu. Şöhret, fotoğrafın başarısından çok bu fotoğrafın kurgulanarak çekildiği tartışmasından geldi. Ama yine de bu fotoğraf çeyrek milyon dolara alıcı buldu. Çocuk fotoğrafları çekmeyi de seviyordu çünkü çocuklar da sokakların bir parçasıydı. Sokakta çektiği çocuk fotoğrafları kadar evde ve okulda da çocukların anlarını yakaladı. Bu anların kimi doğal pozlardı kimi de kurgulanmıştı. Bu fotoğraflar, özellikle o yıllarda çocuk giysilerinin görsel ve tarihsel kaydına kılavuzluk etti. Robert Doisneau, 1947 yılında Prix Kodak kazandı. 1956 yılında Prix Niepce ile ödüllendirildi. 1960'lar fotoğrafçının iyice zirveye ulaştığı yıllar oldu. Sanatçı 1 Nisan 1994 tarihinde çok sevdiği eşinin vefatından altı ay sonra hayatını kaybetti. Öldüğünde, kızı kendisine asistanlık yapıyordu. Öteki ünlü fotoğraf ustaları gibi her şeyin bakmak ve görmekle ilgili olduğunu kanıtladı Doisneau da… Bazı fotoğrafların teknik gerektiğini bazılarının ise fotoğrafçının içgüdüsü olduğunu iyi biliyordu. Makine ile bütünleşmekti mühim olan. Doisneau da "an" ı keşfetmedeki yeteneği ile fotoğrafçılıkta duayen olup zirveye yerleşti. * “Yirmisinde olsaydım, başarı beni değiştirebilirdi. Ama şimdi fotoğrafın bir dinozoruyum.”

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR