Küp’ün hiç azalmayan popülaritesi sürerken, onu icat eden Macaristanlı mimar ve girişimci Ernö Rubik hep geride kalmayı tercih etti.
Bu yazıyı okuyanlar arasında Rubik Küpü’nü hayatı boyunca görmemiş kimse muhtemelen yoktur. Büyük ihtimalle Küp'ü gördünüz, onu çözmeye çalıştınız, hatta belki de başardınız ya da bir ihtimal başaramadınız.
Altı farklı renkteki altı yüzeyi, her yüzeyinde 3x3x3 kombinasyonuyla dizilmiş dokuzar küp bulunan, toplam elli dört ufak küpten oluşan, yaratıcısının deyimiyle “hem basit hem karmaşık, hem hareketli hem durağan bir obje” olan Küp, yaklaşık elli yıldır dünyanın en popüler oyuncaklarından biri olmayı sürdürüyor.
Küresel bir zekâ ve yaratıcılığın sembolü
Çocuklar, gençler, yaşlılar ona bayılıyor. Ne yaş sınırı tanıyor Küp tutkusu, ne cinsiyet, ne kültür ne teknoloji rekabeti… Üstelik sadece oyuncak olarak değil, popülaritesini birçok farklı alanda farklı şekillerde güçlendirmeye de devam ediyor. Televizyon ekranlarında, tişörtlerin üzerinde, dergi kapaklarında, filmlerde, dizilerde, kitaplarda, dövmelerde, heykellerde, albüm kapaklarında, hatta okullarda bir şekilde karşımıza çıkıveriyor. Adına turnuvalar, yarışmalar düzenleniyor, şampiyonluk yarışları yaşanıyor. Onu hızlı çözme taktiklerinden oluşan yüzlerce kitap, satış listelerinin en üstlerinde kendilerine yer buluyor. Etkisi sadece kültür endüstrisi içinde de sınırlı kalmıyor. Sanatçıları olduğu kadar düşünürleri de etkisi altına alıyor; küpün doğası ekseninde varoluşsal analizler yapılıyor.
Küp’ün hiç azalmayan popülaritesi sürerken, onu icat eden Macaristanlı mimar ve girişimci Ernö Rubik hep geride kalmayı tercih etti. Mümkün mertebe medyada görünmeyen, hayatını gözlerden uzak yaşayan Rubik, yetmişli yaşlarını ortasında kaleme aldığı ve ilk kez 2020 yılında İngilizce olarak yayımlanan ilk kitabı Küp: Bulmacalarla Dolu Bir Hayat’la ilk kez kendi kararıyla sahnede boy göstermeyi seçiyor.
Küp’le insanlar arasında nasıl bir ilişki var?
Oyun ve oyuncak dünyasındaki kuralları piyasaya sürüldüğü andan itibaren kısa süre içinde değiştiren Küp’ün mucidi Rubik, bu ilk kitabında odağına adından da anlaşılabileceği gibi Küp’ü alıyor ama bunu oldukça sıra dışı bir anlatımla yapıyor. Rubik kitapta kronolojik bir anlatımla yaşam öyküsünü sunup Küp’ü nasıl icat ettiğini aktarmakla kalmıyor; bulmacaların doğası, mimarinin gücü, Küp kültürünün harika tuhaflıkları ve insanlığın ince soruları hakkında yer yer felsefi düşünceler ortaya koyup, sorgulamalara da girişiyor. Bu kitabı kaleme almaya karar verdiğinde aslında Küp’ün doğasını anlamaya çalıştığını belirten yazar, kitabı yazmaya başladığında fikrinin değiştiğini, kendisini asıl ilgilendirenin küpün doğasından ziyade insanların doğası ve insanlarla küp arasındaki ilişki olduğunu fark ettiğini ifade ediyor.
Tam bir oyun tutkunu olduğunu her seferinde dile getiren Rubik, kitabın ön sözünü Küp’ün dilinden yazarak, bu kitabın da oyunlarla dolu olduğunun sinyalini veriyor. Kitabın sayfaları boyunca anlattıklarının yanı sıra üzerine düşündükleri ve bazen cevabını okura bıraktığı sorularıyla da bunun interaktif bir okuma deneyimi olmasını sağlayarak, oyunu büyütüyor.
Kitabın ilk sayfalarında, Rubik çocukluğundan yetişkinliğine uzanan hayat öyküsünü, bulmacalara ve küplere olan tutkusu merkezinde anlatıyor. Küp tutkusuyla ilgili bu sayfalarda yazar şöyle diyor:
“Küp şekli genellikle, örneğin oyun zarı gibi, kontrol edemediğimiz bir cisimle ilintilidir. Ama Küp’te tesadüfen gerçekleşen veya kontrol edilemeyen bir şey yoktur. Tabii sabırlı ve meraklı olma isteğiniz varsa.”
Nice teknolojik oyuncak bile Küp’ü alt edemedi
İlerleyen sayfalarda, bir yetişkin olduğunda küpleri kullanarak bazı icatlara girişmesine şahit oluyoruz; derken 1974 yılında Ernö Rubik, etkisi onlarca yıldır hiç azalmayan Küp’ü tamamlamayı başardı. 1977'de Macaristan’daki oyuncakçılarda satışa çıktı. İki yıl sonra, Macaristan'da 300 bin Küp satıldı. 1980'de ise Amerika’da satışa çıktı. Üç yıl içinde 100 milyon Küp sattı.
Küp’ün başından beri çocuklara yönelik bir oyuncak olarak tasarlandığını, kendisinin de bu oyuncağın bu kadar büyük bir ilgi görmesini hiç beklemediğini söyleyen yazar, şöyle diyor:
“Eşi benzeri görülmemiş bir teknoloji devriminin gerçekleştiği on yıllar boyunca bu denli ‘basit bir teknoloji’ ürününün bu kadar büyük bir ilgi çekmesi, herkesi olduğu kadar beni de şaşırtan bir tuhaflık aslında.”
İthaki Yayınları etiketiyle Türkiye’de okur karşısına çıkan kitabıyla ilgili olarak ise; “Bunu ayrıca Küp’ün dikkat çekici popülerliğini ve varlığını nasıl devam ettirdiğini tam olarak anlamaya çalışma girişimi olarak da düşünebilirsiniz. Küp zihnimizin nasıl çalıştığı hakkında bize neler anlatıyor? Bizi bir araya getiren belirli evrensel niteliklerin varlığını mı ima ediyor?” ifadelerini kullanıyor.
Bulmacaların öneminin yanı sıra derinlikli birçok felsefi sorgulama yapıyor
Tam bu noktada, kitap Küp’ten yola çıkarak birçok farklı konuya değiniyor: Yaratıcılık, simetri, eğitim, mimarlık, sorular, oyunbazlık, çelişkiler, güzellik... Ama Rubik, kitabın asıl konusunun bulmacalar olduğunun altını çizerek, bu bulmacaları da tanımlıyor: “Benimle ilgili bulmaca, yaklaşık elli yıl kadar önce keşfettiğim garip bir objeyle ilgili bulmaca ve hepimizle ilgili bulmaca.”
Rubik, bu ilk kitabında Küp özelinde, kitabın alt başlığından da anlaşılabileceği gibi yaklaşık elli yıldır kafası karışık halde yaşayan insanlığı anlatma çabasına girişiyor, yarattığı sorular ve verdiği yanıtlarla da bunu başarıyor. Finalde ortaya sadece dünyayı saran bir oyunun ve yaratıcısının hayat öyküsü değil, bundan çok daha fazlasının, insanlığı geliştiren ve dönüştüren kavramların sorgulandığı derinlikli bir eser çıkarıyor.
Küp tutkunu okurların ve bulmaca meraklılarının kesinlikle okuması gereken Küp: Bulmacalarla Dolu Bir Hayat, aynı zamanda nitelikli bir felsefi eser okumak isteyenlerin ıskalamaması gereken bir kitap.






