Sarrasine’nin Ölümcül Hayal Kırıklığı
10 Ocak 2019 Edebiyat Kitap

Sarrasine’nin Ölümcül Hayal Kırıklığı


Twitter'da Paylaş
0

Sarrasine hikâye içinde hikâye anlatarak güzellikten çirkinlik, yaşamdan mezarlık, dişiden erkeklik, erkeklikten dişilik üreten çok katmanlı bir yapıt ve dahası da.

Sanat büyüleyicidir hiç kuşkusuz, bizi tanrısallığa yaklaştıran yegâne yoldur belki de, doğru; ama biz ne yaparsak yapalım, hangi sanat yapıtına dokunmaya çalışırsak çalışalım, yaramız neyse bu yapıtın etkisini en çok hissettiğimiz yer yine de yaramızı deşen kısımdır. Yalnızsak yalnızlık, âşıksak aşk, zorbalığa maruz kalıyorsak zorbalık, erkeklik hormonlarımız üst seviyedeyse erkeklik ya da delikanlılıkla ilgili vurgular daha faza dikkatimizi çeker. Gelelim Balzac’ın öyküsü Sarrasine’e:   

Genç heykeltıraş Sarrasine yaşadığı yerden tümüyle farklı bulduğu Roma’ya ilk defa ayak bastığında heykellere, fresklere, tablolara hayran kalır. Ruhu Michelangelo ile Bouchardon arasına adını yazdırma arzusuyla dolup taşar. Ardından gelen Argentina tiyatrosunda Jommelli’nin müziğinin sesi. Seslerin melankolik özgünlüğü Sarrasine’i büyüleyip kendinden geçirir. Dili tutulmuş, felç olmuş gibidir; müziği her gözeneğiyle işitiyormuş hissine kapılır. Ve hemen ardından sahnede görünen Zambinella, o güne kadar doğanın içinde, şurada burada kusursuz hallerini aradığı ideal dişi güzellik.

Zambinella sadece bir kadın değil, bir şaheserdi Sarrasine’in gözünde. O anda şan, ilim, istikbal, varoluş, taçlar hepsi devrilip gider.

Sarrasine: “Ya benim olacak ya da öleceğim.” Genç heykeltıraş kendisi hakkında verdiği hüküm budur işte. (Ya benim olacak ya da toprağın’ deseydi tıpatıp bizimkiyle aynı olacaktı bu yargı, değil mi? Yine de bu yargısı da bizimkinden pek farklı sayılmaz, ne de olsa ‘ucunda illa ki ölüm olacak’ var.)

Sarrasine, Balzac’ın erken dönemde yazmış olduğu bir öyküsü. Roland Barthes’ın üstüne kalınca bir kitap kaleme aldığı bir eser, en azından Balzac’ın bu öyküsüyle hacimce karşılaştırıldığında oldukça kalın. (İtiraf ediyorum, Barthes’ın bu eserini henüz okumadım, bu yazıyı yazarken Barthes’ın etkisinde olmak istemedim, zira neyi görüyorsam onu yazmayı diledim, iki satır dahi olsa, bu da benim kusurum olsun.) Sarrasine ilk günden itibaren her hafta Zambinella’yı izlemeye gider. Hayranlık ve aşkın büyüsüyle yüreği dolup taşar.

Sarrasine: “Ama sevgili meleğim, sen benim hayatımsın, mutluluğumsun!”

Zambinella: “Bir kelime söylersem, dehşet içinde itersiniz beni.”

Sarrasine ödüllü bir heykeltıraş, insan bedeninin detaylarına vakıf biri. Zambinella dişi doğasının nefis oranlarını tüm canlılığıyla göz önüne serer ya da Sarrasine’nin tam da gördüğü budur.

Ne yazık ki Sarrasine’nin doğduğu çağ bizimkinden (bizimki derken, basbayağı bizim yaşadığımız dönem ve topraklar) de daha fazla erkek egemen kültürünün hâkim olduğu bir dünya. O dönemde ne Roma’da ne de İtalya’nın başka bir yerinde tiyatro sahnelerinde bir kadının yer alması mümkündür. Kısa süre içinde büyü bozulur, Sarrasine dehşet içinde kalır: “Sen bir erkeğin aşkıyla oynamaya cesaret ettin demek ha?” (“Bir erkeğin aşkıyla”, dikkatinizi buraya çekeyim, “erkeğin” denilen kavrama.)

Ancak sanatla temas ettiğimiz takdirde ilkel dürtülerimizden bir nebze de olsa kurtulur ya da bu dürtülerimizi bir süreliğine dahi olsa kenara itebiliriz. Yine de erkeklik kültürünün hâkim olduğu yerde sanat gibi muhteşem bir araçla bile bu dürtülerimizden tamamen kurtulmak imkânsızdır, en azından bu öyküden çıkardığım sonuçlardan biri de buydu.

Sarrasine hikâye içinde hikâye anlatarak güzellikten çirkinlik, yaşamdan mezarlık, dişiden erkeklik, erkeklikten dişilik üreten çok katmanlı bir yapıt ve dahası da. Öykünün konusunu ya da özetini burada anlatıp o olağanüstü büyüyü bozacak kadar açgözlü değilim. Yaramıza gelince, bir deha bile bizi içinde debelendiğimiz kültürden ayrı inşa edemez, en fazla aramıza bir kulaç kadar mesafe koyabilir, bunu en güzel örnekleyenlerden biridir Sarrasine.   

Honore De Balzac, Sarrasine, Çeviren: Ali Berktay, İş Kültür.     


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR