Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Mart 2021

Söyleşi

Şehnaz Erkan: “Ölüm pek çok gündelik sorunu geçersiz kılar.“

Demet Aksu

Paylaş

2

0


Ben şu ana kadar hep sezgisel bir şekilde yazdım. Önce gözümün önünde canlanan bir imge oldu ve onun peşinden gidip bana ne söylemek istediğini bulmam gerekti.

Şehnaz Erkan’ın ilk öykü kitabı Ölmeden Önce, Holden kitap etiketiyle okuyucusuyla buluştu. Öykülerinde ölüm teması etrafında dolanırken zaman zaman da ironiye yer vermeyi ihmal etmiyor yazar. Proust, “Hayata öyle çok taahhütte bulunuruz ki, bir an gelir, hepsini yerine getirmeye gücümüz kalmadığını hisseder, mezarlara döneriz, ölümü, 'tamamlanmakta zorlanan kaderlerin yardımına koşan ölümü" çağırırız” der. Erkan da öykülerinde kendi yasını tutan, ölüme aracılık eden, dünya işlerini bir kenara bırakan, ölümün çağrısındaki karakterlerle tanıştırıyor okuyucuyu. Erkan’la biraz ölümü, biraz da Ölmeden Önce'yi konuştuk.

Demet Aksu: Kitabınızın isminin de verdiği ipucuyla birlikte öyküleriniz ölüm teması etrafında dolanıyor. Bu bir bilinçli tercih miydi? Ölümle ilgili konuşmak isterim.

Şehnaz Erkan: Bilinçli bir tercih değildi kesinlikle. Bunlar benim yazdığım ilk öyküler ve hemen hepsi belirli bir öngörü, bir plan olmadan yazıldılar. Bu benim acemi bir yazar olmamla da ilgili elbette.

ŞE: Ölmek, bir gün yok olmak fikri beni çocuk olduğum zamanlardan beri hep üzmüştür. Bu konuda yalnız olmadığımı da biliyorum. Bugün beş yaşındaki oğlum bile çok yavaş büyümek istediğini söylüyor. Oturup üzerine hergün saatlerce düşünmesek de bu kaygı bir şekilde tezahür ediyor hayatlarımızda. Benim de öykülerimde ortaya çıktı ve meseleyle baş etmemi sağladı.

DA: Tanık öykünüz kitapta okuru karşılayan ilk öykü. Yerinde bir seçim olduğunu düşündüğüm başarılı bir öykü aynı zamanda. Usul usul anlatımın ardından, kendi ölümlerini seyreden bir insan topluluğuyla tanıştırıyorsunuz okuyucuyu. Bu öykünüzle ilgili neler söylemek istersiniz?

ŞE: Her şeyden önce, ben şu ana kadar hep sezgisel bir şekilde yazdım. Önce gözümün önünde canlanan bir imge oldu ve onun peşinden gidip bana ne söylemek istediğini bulmam gerekti. Tanık, ölüm ya da şiddetli bir fırtına gibi, kötü bir şeylerin olacağını bile bile bunu hesaba katmadan yaşayabilmemize dair bir öykü. Gözümde canlanan, ledlerle aydınlatılmış bir ağaç imgesinden doğdu.

DA: Schrödinger’in Kedisi Kaybolmuş öykünüz, düşünsel telaşa rağmen sakin kalan bir bekleyişin öyküsü. Yani bilinmezliğin içsel çekişmesine karşılık, yaşayıp görelim sakinliği. Açılmayan zarflar, bilinmesi gerekeni erteleyen ya da zamanını bekleyen sonuçlar. Öyküdeki karakterlerin çıkmazları hakkında neler söylemek istersiniz?

ŞE: En büyük çıkmazları kaygılarıyla yüzleşme konusunda yaşıyorlar, yaşıyoruz aslında. Kaygı duyduğumuz şey gerçekleştiğinde şu hisse kapılırız sıklıkla: Daha bu sabah ne kadar mutluydum, ya da dün gece böyle bir şey yoktu ortada. Oysa vardı, düşünce formundaydı, korku şeklindeydi. Bu yüzden belki, yüzleşme anından elimizden geldiğince kaçınır bazılarımız. O mutlu sabahı ya da bir önceki huzurlu geceyi uzatmak isteriz.

DA: Sıralı Ölüm öykünüz, oldukça keyifli diyaloglardan oluşuyor. Öykü ilerledikçe bu keyifli diyalogların yanında ölüme karşılık doğum düşüncesiyle sarsılıyor okur. Kimin öleceğine de yine insan dediğimiz varlık karar veriyor, kurban da sırasını bekliyor. Bu öyküyü kurgularken neler düşündüğünüzü merak ettim.

ŞE: Bir yakınımız öldüğünde bir zamanlar yaşadığı ev bir cenaze evine dönüşür. Bir anda başka kurallarla işlemeye başlar. O eve özgü değil de, topluma mal olmuş başka gelenekler ve başka türlü bir misafirperverlik söz konusu. Her yerde olmasa bile çoğu yerde kapı açık bırakılır, misafirler davet beklemez ve onlara ikramda bulunulur. İnsanlar yine de gündelik meselelerden konuşur, helvanın şekerini yağını tartarlar kafalarında. Ne kadar inkar etsek de çoğumuz aynıyızdır. İşte, bir cenaze evinde misafir olarak bulunma hali bana hep “Bu sefer de sıyırdık” duygusu yaşatmıştır. Tabii, bunu böyle söylemek ayıp, ben de değiştirerek söyledim.

DA: Sessizlik öykünüzde, ikizler üzerinden insanın kendine benzeyene karşı tahammülsüzlüğü mesajını alıyoruz. Ya da insanın kendiyle yüzleşmesinin sancısı da diyebilir miyiz?

ŞE: Bir ebeveynlik öyküsü aslında. Borçlanılmış gelecek. Anne olduğumuzda neden kendi annemizi taklit ederiz, ya da baba olduğumuzda babamızı? Çünkü aynı kaygıları hissederiz. Aynı yollardan geçmişizdir, hatalar yapmışızdır. İstemediğimiz bir koruma içgüdüsüyle hareket ederiz. Öyküdeki ikizlerin aynı hayatı yaşamaları buna bir gönderme.

DA: "Merhaba Üstat" öykünüzde, kendi geleceğiyle ilgili merakı ve bu merak sonucunda da gelecekteki kendisiyle konuşan bir karakterle tanışıyoruz. Gelecekten gelen mesajla şimdiyi yönetme kararı alan bir karakter. İnsanın kendi kendine verdiği tavsiyeler gerçekten etkili oluyor mu?

ŞE: Yaşadığımız zamanın en büyük dezavantajının bizi zihnen hep geleceğe odaklaması olduğunu düşünüyorum. Gelecekteki güzel günleri düşleyerek, orada yaşıyoruz. Geleceğe olan merakımız hep bu yüzden. Bugünü, şimdiyi kaçırıyoruz. Öte yandan ölüm de gelecekte bir yerlerde, bugün ise hâlâ hayatta ve sağlıklıysak neden tadını çıkarmıyoruz?

Ben kendi adıma, on ya da yirmi yıl sonraki halimle oturup bir kahve içmeyi isterdim. Ona sorular sormayı ve cevaplarını almayı isterdim. Bugün aynaya baktığımda kendi kaygı ve kararsızlıklarımı görüyorum. Bugünkü sorularımın cevapları bende yok. O yüzden kendimin bugünkü tavsiyeleri bende işe yaramıyor pek.

DA: "Ölmeden Önce" kitaba ismini veren öykünüz. Boşanmak gibi büyük bir sorunla baş etmeye çalışan bir çiftin ölümü beklerken nasıl bir hal aldıklarını, fanilikle nasıl yüzleştiklerini görüyoruz. Doğum ve ölüm arasındaki kısa hesaplaşma da diyebiliriz aslında ölümün hemen öncesine. Neler söylemek istersiniz?

ŞE: Denir ya hani “Dünya İşleri” diye. Ölüm pek çok gündelik sorunu geçersiz kılar. Parasal krizler, davalar, anlaşmazlıklar, boşanmalar da bunlardan. İnsan bunları öte tarafta çözerim diye yanına alıp gidemez. Öleceğini anladığı anda bir anlamda hafiflemiş de oluyor yani.

Bir de şöyle bir durum var, eğer herkesin normal ve iyi olduğu bir zamanda siz zaten kötü durumdaysanız, herkesin aklını kaçıracağı kadar zor bir güne de hazırlıklısınızdır. Kıdemlisinizdir yani, daha iyi başa çıkarsınız. İrem’le Oğuz da hayat normalken şiddetli bir çatışma halindelerdi. Hayatları kavga ve kötü duygulardan, nefretten ibaretti. Clade onları sakinleştirdi. Nefret gidince ve ellerinde seçimler yapabilecekleri birer gelecek kalmayınca birbirlerine tutundular.

DA: Öykü yolculuğunuzda, Ölmeden Önce yolculuğunuzda, size eşlik eden kitaplar hangileriydi?

ŞE: İyi bir okur olmaya uğraşıyorum hâlâ. Okuduklarımdan besleniyorum. Öyküleri yazarken, pek çok kitapla beraber, en yakın eşlikçilerim, Cortázar, Keret, Carver oldu sanki. Tabii çok daha fazlası da var ama ilk aklıma gelenler bunlar.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Dijital Sanat Merkezine Dönüştürülen D..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

M. N. Çetinkaya

6 Ekim 2025

Körfez'in Sessiz Çığlığı: Atilla Birki..

Körfezde Sıkıyönetim sadece politik baskı anlatısı olarak değil, varoluşsal suskunluk metni olarak karşımıza çıkar.Sıkıyönetim, Türkiye'nin toplumsal hafızasında derin izler bırakan bir kırılma anıdır. Ancak bu hafızanın anlatımı gen..

Devamı..

Spekülatif Kurgu: Romanın Eğlence Değe..

Camille Tinnin

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024