Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Haziran 2024

Kültür Sanat

Sekiz Milyar Yüzlü Antroposen Kahramanı – O Yüzlerden Biri Sizin Yüzünüz

Mary Ellen Hannibal

Paylaş

0

0


Antroposen yeryüzündeki varoluşumuza ilişkin geleneksel mit ve söylemlere meydan okuyor. Kim bilir, belki de vatandaş bilimi yardımımıza koşabilir.

Çağ değiştirmek üzereyiz. Küresel standartta bir jeolojik zaman ölçeği oluşturmaktan sorumlu Uluslararası Stratigrafi Komisyonu (ICS) bize yaşadığımız çağın artık Antroposen olduğunu söylüyor ve şimdi bu cesur yeni dünyamızı anlamak için yeni hikâyelere ihtiyacımız var.  Antroposen,  insan faaliyetlerinin yeryüzünün işleyişini etkileyecek denli belirleyici hale geldiğini ifade eden yeni bir jeolojik çağ. Elde edilen somut verilere bakılırsa atmosfer, hidrosfer, litosfer ve biyosferin işleyişi bir önceki jeolojik çağ olan Holosen döneminin kimyasal limitleriyle uyumlu değil. Şu an yeryüzüne verdiğimiz zarar,  buz çağlarının ve meteor çarpmalarının yeryüzündeki etkisine eşdeğer. Hatta faaliyetlerimizden arta kalanlar artık fosil kayıtlarından izlenebiliyor. Çeşitli kirleticilere ek olarak plastik ve plütonyumun da dahil olduğu bu kalıntıların resmi bir ismi bile var: teknosfer.

Anlatı krizi

Neyiz ya da kimiz? Öteki yaşam formları üzerindeki katıksız hâkimiyetimiz bu tarz soruları nicedir yanıtlanmış kabul ediyor. İnsanlık tasavvurumuzu büyük ölçüde dini inançların yanı sıra roman, oyun, opera ve başkaca sanatlarda karşılaştığımız mitler üzerinden şekillendiriyoruz. Bunların tamamı bize kim olduğumuzu değil ama kim olduğumuzu sandığımızı gösteriyor. Hâlihazırda karşı karşıya kaldığımız fiziksel riskle kıyaslandığında pek önemli değil gibi görünebilir ama Antroposen, aynı zamanda geleneksel söylemlerimize ve mitlerimize meydan okuyan bir anlatı krizi.

Bizi fiziki gerçeklerden bütünüyle uzak tutan hatalı anlatılar oluşturma temayülümüzü telafi edecek bir yol var mı? O çok sevdiğimiz kurgusal, hayali, mitik, öyle ya da böyle fantastik hale getirilmiş sanat biçimlerimizi koruyabilir ama yine de sanrılarımızdan çıkmanın bir yolunu bulabilir miyiz? Evet. Bireysel maceralara değil ama kitle kaynaklı verilere dayanan farklı hikâye anlatma yöntemleri var ve buna vatandaş bilimi deniyor.

Vatandaş bilimi geleneksel ekolojik bilgi birikiminden köken alıyor ve binlerce yıldır yerli halklarca uygulanıyor. Günümüzün vatandaş bilimiyse doğaya dair gözlemleri bir araya getirip bunları, biyolojik dünyada neler olup bittiğine dair olgu temelli yeni bir anlatı biçimi oluşturacak ve böylece kurgu dışı bir hikâye yaratacak biçimde paylaşmaya dayalı.

Paylaşmanın pek çok yöntemi var elbet ama iNaturalist isimli uygulama iyi bir örnek. Kullanıcılar çektikleri bitki, hayvan ve mantar fotoğraflarını sisteme yüklüyorlar, uygulamaysa yapılan gözlemin coğrafi konumunu belirliyor. Gözlemleri inceleyen iNaturalist topluluğu varsa eğer çelişkileri gideriyor. Mesela kendi yapmış olduğum Deppea splendens gözlemim tarih, saat ve konuma göre haritalandırıldı ve bu veri küresel bir topluluk için erişilebilir hale getirildi. Bu tarz pratikler sayesinde hem sıkıntıda olan türleri doğal gözlem yoluyla tespit ederek gerektiğin duruma müdahil olabilir hem de yaşadığımız ekosistemi çok daha iyi bir biçimde anlayabiliriz. 

antroposen dürya

Sekiz milyar yüzü olan bir kahraman

Vatandaş bilimiyle geleneksel anlatı arasında öyle göründüğü gibi bir mesafe yok. Günümüzde özellikle süper kahramanları konu alan film senaryolarının yapılandırılmasında başvurulan “kahramanın yolculuğu” kavramı, Joseph Campbell’in 1949 yılında yayımlanan ve mitlerin yaşamımızı nasıl yönlendirdiğini anlatan Bin Yüzlü Kahraman isimli kitabı sayesinde popülerleşti.

Yirmili yaşlarımın başlarında üniversiteden bir arkadaşım bana, Joseph Campbell’ın New York New School’daki konferans dizisi için bilet vermişti. Campbell, “kendini gerçekleştirme” türevinden kavramların çağın ruhunu yansıttığı seksenli yıllarda çoğu insan tarafından tanınan popüler bir entelektüeldi. Mitoloji alanında akademik araştırmaları olan Campbell’ın bu ünüyse mitlerin aslında kişisel anlatılar olduğu iddiasına dayanıyordu. Şu an çok tanınan bir isim değil belki ama fikirleri halen daha geçerliliğini koruyor ve fikirlerinin Antroposenin hızlanmasına yardım ettiğin bilse eminim bundan dolayı dehşete düşerdi. 

İnsanlık her ne kadar binlerce yıldır yeryüzünü değiştiriyor olsa da yol açtığımız etkiler İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle başlayan ve GSYİH, nüfus, ulaşım, iletişim, mal-hizmet tedariki gibi alanlarda çok büyük bir ivmelenmenin görüldüğü “Büyük Hızlanma” dönemine kadar jeofizik döngüleri değiştirecek denli güçlü değildi. Campbell’ın yükselişi “Büyük Hızlanma” ile paralellik arz eder ki, bu durum gayet mantıklı çünkü mal ve hizmet tedarikinde yaşanan artış bireylerin bu ürünler vasıtasıyla belli kimliklerle özdeşlemesine yol açarken Campbell’ın fikirleri de tıpkı farklı konseptlerle ürün pazarlayan mal-hizmet piyasası gibi insanları, bireyselliklerini güçlendirmeye teşvik etti.

New School’daki konferanslarından birinde Campbell, dünya üzerindeki bütün mitolojilerin aynı örüntüyü izlediğini açıkladı: Buda’dan İsa Mesih’e kadar bütün hikâyeler özünde aynı olay örgüsüne sahip. Bizlere, aslında hepimizin bir kahraman olduğunu ve hepimizin – tıpkı o mitlerde anlatıldığı gibi – kendi yolculuğumuza çıktığımızı söylediğinde çok şaşırdık. Kendini gerçekleştirme mefhumu her ne kadar bireysel bir izlek olsa da, efsanevi bir önemi vardı. Anlam ve amaç açlığımızı gidermenin, kimlik özlemimizi nihayete erdirmenin yegâne yoluysa yapmayı sevdiğimiz şeylerin peşine düşmekti. “Nihai mutluluğu takip edin,” dedi Campbell, “evren sadece duvarların olduğu yerde kapılar açar.”

antroposen dünya

Doğa mitler aracılığıyla konuşur

Campbell kendi yolculuğuna yirmi yaşlarının başında, tam da Büyük Buhran döneminin doruğunda çıkmıştı. Yanında John Steinbeck’in Sardalye Sokağı isimli romanındaki Doc’a ilham veren Ed Ricketts vardı. Üniversite öğrenimini yarıda bırakan ama yaşamını da üniversite laboratuvarlarına numune satarak kazanan Ricketts amatör bir bilim insanı, günümüzde hâlâ geçerliliğini koruyan Between Pacific Tides adlı temel ders kitabının ortak yazarlarından biriydi.

Alaska Sitka’ya giden Campbell and Ricketts çeşitli numuneler toplayarak bunlardan bazılarını daha sonra Sitka Bilim Merkezi’ne dönüşecek olan yere emanet ettiler. Bu tarihsel numuneler sayesinde okyanus ekosisteminde ve türlerin dağılımında yaşanan değişimi günümüzde çok daha net bir biçimde anlayabiliyoruz. Mesela Campbell’ın örnekleri,  pek çok deniz yıldızı türünün yok olmasıyla sonuçlanan tükenmiş deniz yıldızı sendromunu araştıran bilim insanları tarafından bir referans noktası olarak kullanılıyor. İşte bu, tam olarak vatandaş bilimi adını verdiğimiz biyosferle ilgili gözlemlerin özü: zamanda ve uzayda veri noktalarına katkı sağlayan, türlerle dolu bir hikâye oluşturmak.

Hayatının sonraki dönemlerinde Campbell, doğanın mitler aracılığıyla konuştuğunu anladığı bu keşif gezisinin “her şeyin başlangıcı” olduğunu söyledi. Fakat genç bir adamın (mitlerde genelde böyledir) doğduğu yerden ayrılmaya karar verip yola çıkmasının, kimi zorluklara göğüs germesinin, hatta ölümle yüzleşip kendi topluluğu bakımından çok kıymetli bilgilerle dönmesinin ya da İsa örneğinde olduğu gibi önce ölüp ardından dirilmesinin son derece doğal olduğunu belirtmek haricinde bu sözlerle neyi kast ettiğini tam anlamıyla açıklamadı.

Öyleyse şu an kulak vermemiz gereken Campbell’ın numuneleri. 1930’lu yıllarda Alaska Sitka, deniz yıldızları bakımından zengin bir coğrafyaydı. Bazı türleri günümüze kadar gelmeyi başardı ancak kendi cinsinin tek türü olan ve bir metreye erişen genişliğiyle dünyadaki en büyük deniz yıldızlarından olan ayçiçeği deniz yıldızına (Pycnopodia helianthoides) artık neredeyse hiç rastlanmıyor. Güneş yıldızlarının epik yolculuğu sonlarına yaklaşmış gibi görünse de, gelgit çukurlarındaki belirli paternleri takip ederek olan bitenin anlayabilir ve belki de durumu tersine çevirmeyi başarabiliriz.

Antroposen için yeni bir mit

Güneş yükselir ve kahraman yola çıkar. Gün doğumuyla birlikte fotosentez yapan organizmalar fizyolojilerindeki ışığı karbon olarak açığa çıkarıp besin zincirinin kalanına güç verirler. Zaman güçlüklerle kendini gösterir: sayısız tür her gün besin ve alan için mücadele verir. Güneşin gökyüzündeki seyahati süresince yeryüzünde sayısız macera yaşanır. Güneş batar ve vakit gece oldu mu kahraman ortadan kaybolur. Fakat ölüm tehlikesi değişik bir farkındalığını beraberinde getirir. Kahramanlarımız hayatta kalabilmek için farklı türlerden yardım almayı öğrenir. Gün yeniden doğar ve kahramanlarımız bu hayatta kalma bilgisini kendi türlerine aktarır.

Sadece doğal rezervlerde değil, kentlerimizin artık devasa hale gelen otoparklarında bile farklı türleri gözlemleyebilir, çıkılan epik yolculuğun izini sürebiliriz. Mesela kelebekler, ilkbaharla birlikte filizlenen çok yıllık kır çiçeklerinin özüyle beslenirler. Kır çiçeği ölür ama kelebek yumurtlar. Ardından kelebeğin türüne bağlı olarak tırtıllar ortaya çıkar. Kuşlar ve küçük memelilerse bu tırtıllarla beslenir. Kendi yolculuğunda sağ kalmayı başaran tırtıllar kendilerine bir koza örer ve o gizemli karanlıkta yeryüzündeki en ilginç dönüşümlerden birini geçirirler. Bu, yaşamdaki yeniden diriliş döngüsüdür.

Campbell hayatının son dönemlerinde kahramanlık çağının sona erdiğini söyledi. Bir zamanlar kabileler halinde yaşıyorduk ve bu birliktelik hali kendi kültürümüzü korumamızı sağlıyordu. Fakat artık küresel bir dünyamız var. Hani neredeyse hepimiz tek bir kabileyiz. O yüzden hangi ülkede yaşarsak yaşayalım, dinimiz ya da ortak anlatılarımız ne olursa olsun hepimizin ortak bir hikâyeye ihtiyacı var.

Bu sefer hikâye bizi buldu. Ve ona Antroposen deniyor. Kahramanın yolculuğuysa henüz sona ermedi. Aslına bakarsanız daha ziyade yolculuğun en ürkütücü anlarını yaşıyoruz. Anlamadığımız, korktuğumuz, her şeyin aşırı hızlı ve tehditkâr olduğu bir dönemdeyiz. Korumaya çalıştığımız insanlığımız, canlılığımızın özü hiç olmadığı kadar tehdit altında. Campbell’ın da bize öğrettiği gibi keşfe çıkmamız, ruhsal gücümüzü yeniden kazanmamız ve edindiğimiz farkındalığı kendi türümüzle paylaşmamız gerek. “Nihai mutluluğu takip edin, evren sadece duvarların olduğu yerde kapılar açar.”

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Tanıl Bora: "Olağanüstü dayanıklı sayd..Semih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

S. E. Breitegger

10 Mart 2025

Amerikan Rüyası

Sylvia Plath bir gençlik hastalığı, ancak genç yaşta sevilebilecek, belli tipte genç kızların sevdiği bir şair olarak kodlanmış nedense…Bu yaz bir iş dolayısıyla, Amerika’nın iç kesimlerinde, oldukça muhazafakâr bir kısmında kendimle yaşıt Cumhuriyetçi Parti taraftarı bir grup insanla..

Devamı..

Venüs Retrosu

Bengi Kaya

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024