Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Kasım 2021

Edebiyat

Dostoyevski ve Lacan: "Büyük Engizisyoncu" ve Büyük Öteki

Alper Güngör

Paylaş

2

0


Çünkü kişioğlunun varoluş sırrı, yalnızca yaşamakta değil, yaşamanın nedenindedir. –Büyük Engizisyoncu (285)

Bir "dünya"yı tanımlayan şey, öncelikle onun olumlu özellikleri değil, yapısının kendi içkin imkânsızlığıyla olan ilişkisidir –Slavoj Žižek (2013, 1)

 

İsa Yok


Karamazov Kardeşler, Fyodor Dostoyevski'nin yaklaşık bin sayfalık son anıtsal eseri. Bu yazıda amacım epey mütevazı. Odaklanmak istediğim, ortanca kardeşin on iki sayfalık şiiri, Ivan'ın meşhur “Büyük Engizisyoncu”su. Şiir başlı başına muazzam, ancak Jean-Jacques Lacan için önemli kavramlar olan fantezi, objet a, büyük Öteki, arzu ve öznelliği Žižek ışığında şiir üzerinden açıklamaya çalışacağım.

Ivan, şiirini 15. yüzyılda meydana gelen auto-da-fé (inanç eylemi) olaylarının ortasında sahneliyor. Engizisyonun en etkili olduğu zaman ve yerde, İspanya'dayız. Sapkınlar her gün şehrin ortasında kurulan şenlik ateşlerinde yakılıyor. Sapkınları her gece yakan alevler şehri kasıp kavururken, kıvılcımların keskin karanlığında ışık on beş asır sonra bir kez daha parlıyor. Söz verildiği gibi, kutsal olan bir kez daha yoksullar arasında yürüyor.


“Halk önüne geçilmez bir güçle O'na koşuyor, çevresini alıyor, peşine takılıyor. Hiçbir şey söylemeden, sonsuz merhamet dolu bir gülümsemeyle geçiyor aralarından.” (279)


Meydandakiler, onun yürüdüğünü gördükleri anda gerçekten O olduğunu anlıyorlar. O'nun her şeyi kuşatan uysal çehresi herkesi bağrına basacak bir ışık yayıyor. Bu bir mucize. O, bir kez daha cömertçe mucizeler yaratıyor. İnsanlara dokunuyor, iyileştiriyor, taşı ekmeğe dönüştürüyor. Ne oluyor? Neden geldi? Ne istiyor? Gerçekten O olduğunu nasıl hemen anlıyorlar?

Bunlar Engizisyon'u deliye döndüren sorular ve bizi Lacancı kavramlarla uğraşırken de meşgul edecekler. Büyük Engizisyoncu derhal O'nun esir alınmasını buyuruyor. Sonuçta aradan bin beş yüz yıl geçmemiş gibi sokaklarda dolaşmamalı. Dün çarmıha gerilmedi ya? Elinden geleni yaptı, evet, herkes uğruna kendini feda etti ve sonunda da gitti. Ne istediğini hiç söylemeden. Peki bu doğru mu? Ne istediğini gerçekten söylemedi mi? Hepimiz O'nun insanları özgür kılmak istediğini biliyoruz. İnsanların kalbindeki prangaları ilk ve son kez herkes için kırmak istedi. Bedensel formunu yok etmek, dönüştürmek, ortadan kaldırmak ve yalnızca bir form olarak herkesin içinde yaşamak istiyordu. Gönüllere bir bedel karşılığında değil, özgür bir seçim sonucu yerleşmek istemişti. Ancak İsa gittikten sonra işler yolunda gitmedi. Ve işlerin yolunda gitmeyişinin haklı sebepleri vardı.

"O zamanlar sık ​​sık şöyle söyleyen sen değil miydin: "Özgürlüğünüze kavuşturmak istiyorum sizi." İhtiyar birden dalgın dalgın gülümsüyor. Ama bu "özgür insanları" gördün işte. Gözlerinin içine sertçe bakarak şöyle ekliyor: "Bu çok pahalıya oturdu bize, ama Senin adına bir sonuca erdirdik bu işi sonunda. Bu özgürlük yüzünden on beş yüzyıl acı çektik, ama bitti artık. Kökünden hallettik sorunu. Kökünden hallettiğimize inanmıyorsun, öyle mi? Ama şunu bil ki şimdi, özellikle günümüzde kişioğlu her zamankinden daha özgür olduğuna kesinlikle inanmaktadır. Oysa kişisel özgürlüğünü kendisi getirmiş, saygıyla ayaklarımızın dibine bırakmıştır. Ama biz yaptık bunu. Böyle bir özgürlük müydü Senin istediğin?" (281)


İsa'nın istediğinin aksine, insanlar arzularında özgür olmaktansa onlardan isteneni duyabilmekle daha çok ilgileniyorlar. “Çünkü ancak şimdi insanların mutluluğu üzerine düşünülebiliyor” (282). Jouissance, Öteki'nin isteğini duyduktan sonra gelir, daha önce değil. Öznellik, özne ile Öteki'nin arzusu arasındaki ilişkinin etkisidir. Bu her zaman belirli bir fantezi çerçevesinde gerçekleşir. Ama fantezi nedir? Žižek (2013) şöyle açıklıyor:

"Fantezide gerçekleşen (sahnelenen) arzu öznenin değil, Ötekinin arzusudur - yani fantazmatik bir oluşum olan fantezi, 'Che vuoi?' (Ne istiyorsun?) muammasına bir cevaptır. Öznenin ilkel, kurucu konumunu ortaya koyar. Arzunun orijinal sorusu doğrudan 'Ne istiyorum?' değildir ama "Başkaları benden ne istiyor? Bende ne görüyorlar? Başkaları için ben neyim?'dir. Küçük bir çocuk, etrafındakilerin arzuları için bir tür katalizör ve savaş alanı olarak hizmet eden karmaşık bir ilişkiler ağına gömülüdür.” (26; Çeviri: Alper Güngör)

Fantezi, sesler ve dolayısıyla arzular arasında birçok karmaşık dolayımın gerçekleştiği bir aşamadan başka bir şey değildir. Sesin sembolik alandan çıkması ve büyük Öteki'nin arzusunun boş kalması, kişinin gerçeklik duygusunu kaybetmesiyle sonuçlanır (ki "gerçeklik" [reality, Lacan'ın Real düzlemi değil] yine, belirli bir tür fanteziden başka bir şey değildir) (14). Büyük Engizisyoncu için bireyler, İsa'nın amaçladığı büyük Öteki'nin eksikliğini doldurmak için kendi fantezilerini kurmakta başarılı değiller. İsa kendisinin eksikliğini (lack) göstermek istemişti. Tam da kitabın başında Dostoyevski'nin İncil'den alıntıladığı gibi: "Gerçeği söylüyorum size, gerçeği: Buğday tanesi yere düştükten sonra yok olmazsa, bir buğday tanesi olarak kalır; ama yok olursa, o zaman bereketli ürün verir" (Yohanna XII. bölüm 24)  Böylece kalanlar, İsa'nın gidişinin yarattığı eksikliği doldurmak için kendi otantik yollarını bulmak zorunda kalacaklardı.

Ancak, İsa'nın ölümü aslında birçokları için travmatikti. Büyük Engizisyoncu'ya göre, bazıları (İsa'ya daha yakın olanlar) İsa'nın isteğini takip etmeyi başardılar, bazıları ise yüzyıllardır üzerine tartıştıkları fanteziler kurdular. Ama birçokları için Öteki'nin ne istediğini (Che Vuoi?) duyamaz hale gelmek, uçuruma bakmak anlamına geliyordu. Bir zamanların dindar özneleri şimdi çıplak kalmıştı. Lacan'a göre “özne bireye göre merkez-dışıdır" (decentered) (9). Dış merkez yok olduğunda özne de kaybolur. Öznenin varlığı, onu oluşturan yapıya bağlıdır. Objet a'nın yok edilmesi karşısında ve hayal kırıklığı durumunda kişiler, "aktif varoluştan mahrum 'bitkisel' kayıtsızlık durumuna düşer" (2013, 9). Ellerindeki ekmek taşa dönüşür. Geriye hiçbir şey kalmaz. Ekmeğin bir gösterenin (signifier) başka bir gösterene bağlanacağı gösteren zinciri (chain of signifiers) kopmuştur.

Lacan'a göre "bir gösteren zincirinin dışında hiçbir özne yoktur." Engizisyon'un büyük Öteki'nin yerini aldığı yapıda özne, Engizisyon'un aracılık ettiği gösterenlerden geçer. Ekmeğin ekmek olduğu gerçeği büyük Öteki (s(A)) tarafından garanti edilir.

Bu, İsa'nın ayrılışına bağlı tüm yapıların ortadan kalktığı anlamına gelmez. Aksine, İsa'nın büyük Öteki olmayı reddetmesi ve dünyadan kaybolarak kendisini objet a'ya çevirmesi, yukarıda bahsedilen tüm olasılık koşullarını, azizlerin Mesih'le otantik ilişkilerini, mezheplerin bitmeyen kavgalarını vb. yarattı. Diğer bir sonuç da Engizisyonun büyük Öteki'nin yerini almasıydı.

İsa, artık et ve kemik olarak değil, bir isim olarak, Engizisyon'un büyük Öteki rolünü üstlendiği yapının imkânsızlık noktası haline geldi. Engizisyonun varlığı için İsa'nın kurban edilmesi gerekliydi. Žižek, objet a'nın bu yönünü çıkarma (subtraction) olarak açıklar. “[Objet a] gerçeklikten çıkarılanı (imkânsız olarak) belirtir ve böylece ona tutarlılık kazandırır, gerçeğe dâhil olursa felakete neden olur.” 


“…Eğer öyleyse, burada bizlerin anlayamayacağı bir sır var demektir. Sırrı kabul edince de, bu sırrı insanlara anlatmaya, kalplerinin özgür kararının, sevgilerinin önemli olmadığını, körükörüne, hatta vicdanlarının sesine kulak asmadan baş eğmek zorunda oldukları sırrın önemli olduğunu onlara öğretmeye hakkımız var demektir. Biz de öyle yaptık. Yapıtına başka bir biçim verdik, mucize, sır, otorite temeline dayandırdık onu.” (295).


İsa'nın dönüşü, Engizisyon'un yaydığı gizem için bir tehdittir ve Žižek'in de dediği gibi, bu felakete neden olur. Ama neden? Ve kim için? İsa geri döneceğine söz vermemiş miydi? Herkes O'nun gelip bir kez daha cenneti dünyaya getirmesini, tüm günahlarımızı bağışlamasını, sonsuza dek mutlu yaşamamızı beklemedi mi? Evet. Bu, şiirdeki herkesin içinde yer aldığı fantezinin motivasyonuydu. Her şeyden önce Engizisyon, gizemi yayarak halkı paranoyaya sürüklemişti. İsa'nın son eyleminin arkasında bir şeyler olmalı, sıradan insanların arkasında Engizisyonun otoritesini sorgulayan, fanteziye uymayan bir şey olmalı. Ve gizeme cevap verebilecek tek bir otorite var. İsa, Ötekinin Ötekisidir. Engizisyon, cevapları büyük Öteki olarak elinde tutuyordu. Engizisyon, İsa'nın geleceğini ve Dünya'ya cennetin geleceğini söylüyorsa, bu doğruydu. Vaat edilmiş düşler ülkesi olmadan, bir vaat ertelenmiyor ve bu ertelenmediği için de bir jouissance çıkmıyordu. Öznenin kendinde ilk etapta eksik göreceği bir artık zevkin (jouissance) varlığı bu vaade bağlıydı. Fantezi içindeyse, bu zevk özneden her zaman çalınmış konumdaydı. Dolayısıyla fantezi çerçevesi içinde özne kendisini engellenmiş, yetersiz $ özne olarak bulacaktı. Lacan'ın formülüyle göstermek istersek: ($<>a). Ortadaki baklava, engellenmiş öznenin ($) arzulanan nesneyle (objet a) ile ilişkisini gösteriyor. Objet a, Lacan'ın özellikle belirsiz bıraktığı, her şeyin bu nesne olabildiği, ötekinde arzulanan şeye denk düşüyor. Objet a özneden hem küçük hem de büyüktür, ancak asla ona tam uymaz. İsa eksik olduğu için Dünya bir cennet değildir, ancak İsa ikinci kez geldiğinde varlığı dayanılmazdır. Fantezi çerçevesine fazladır.


“...Ancak o zaman sürünerek yanımıza gelecek hayvan, ayaklarımızı yalayacak, kanlı gözyaşları dökerek ağlayacak. Biz de sırtına bineceğiz, üzerinde 'Sır!' yazılı kupayı havaya kaldıracağız. Ancak o zaman, evet ancak o zaman huzura, mutluluğa kavuşacak kişioğlu” (288).


Engizisyonun büyük Öteki'nin konumunu aldığı fantezi, jouissance yaratır. İsa artık orada olmadığı ve bir gün geri geleceği ve Dünya bir cennet olacağı için, kişiler ne yapmaları gerektiğini biliyorlar: Engizisyona güvenmekten başka bir şey düşünmelerine gerek yok. Büyük Engizisyoncu, kişiler için önemli olanın ne istediklerini bulmak olmadığını biliyor, onlar ancak umutsuzca “vicdanlarını rahatlatacak” şeyler ararlar (288). büyük Öteki'nin onlardan istediklerini takip ederlerse her şeyin yoluna gireceğini hissetmek isterler. Ve büyük Öteki'nin önündeki tek engel, inanmayanlar, sapkınlardır. Onlar kötüler, aramızdaki, Dünyanın cennet olmasını istemeyen, İsa'nın geri gelmesini istemeyen iblislerdir. Bu nedenle, ortadan kaldırılmaları gerekir. Sembolik kurgu (fantezi 1), Žižek'in (25) belirttiği gibi, hortlak avı (spectral apparition) (fantezi 2) gerektirir. Yahudi komplosu olmadan Nazi büyüsü olamayacağı gibi, aramızdaki iblisler olmadan da Engizisyon büyüsü olmaz. Bu sapkınlar, İsa kılığına girebilecek derecede kurnaz olabilirler.

Bu bizi objet a'nın ikinci ve üçüncü özelliklerine getiriyor: uzatma (protraction) ve engelleme (obstruction). Žižek, uzatmayı çıkarmanın tersi olarak tanımlar (6). Eylemin sonsuz ertelenmesidir. İsa gerçeklikten tamamen uzaklaştırılmıştır ve ikinci gelişi belirsiz bir süreyle ertelenmiştir. Bu, İsa'nın “yüce” (sublime) mertebesine yükseltilmesinin ana nedenlerinden biridir (6). Geri döneceğine dair bir söz vardı. Ama ne zaman? Bu bekleyiş, fantezinin olası tüm olumsuzluklarını katlanılabilir kılıyor. Žižek bu durumu, “dürtü, amacına ulaşmakta değil, etrafında dolaşmakla, ona ulaşamamayı tekrarlamakta tatmin bulur,” diyerek açıklıyor (9). İsa bir isim olarak, ulaşılamaz bir hedef olarak fanteziye içkindir. Ama objet a olarak İsa, fantezide değildir, yapıya göre merkezsizdir.

İsa ikinci kez geldiğinde bekleyiş sona erer. O artık sokaklarda duruyor, mucizeler yaratıyor ve herkes O'nun getirdiği ışığın etrafında toplanıyordur. Bu durum, Büyük Engizisyoncu'nun gölgelerde “iktidarsız Efendi” haline gelmesine neden olur (7). İsa'nın varlığı, fantezinin işleyişine en büyük engeldir. Gelişiyle, imkânsızlık noktası bir gerçeklik haline dönüşür. Bu nedenle, bir kez daha İsa'nın bastırılması gerekir.

Başta Büyük Engizisyoncu, hiç düşünmeden İsa'yı yakılmaya mahkûm eder. Fantazmatik büyünün henüz bozulmadığını bildiğinden, insanların O'nun yanması için fazlasıyla istekli olacağından emindir.

"Gene söylüyorum, yarın göreceksin bu söz dinler sürüyü: Bir işaretimle, bize engel olmak için Seni yakacağım ateşi tutuşturmaya koşacaklar. Evet, yakılmayı en çok hak eden biri varsa o Sensin. Yarın yakacağım seni. Dixi*.” (290; * Latince: hepsi o kadar [Ç.N.]).


Şunu not etmekte fayda var: Büyük Engizisyoncu, çıplak kral olduğunu bilmeyen çıplak bir kral değildir, yani kendi büyüsüne kapılmamıştır. Ne yaptığını tam olarak biliyor. Kendi sebepleri var, bu şekilde Engizisyon'un sürdürdüğü fanteziyle arasındaki mesafeyi asgari düzeyde koruyabiliyor. Hapishanede karşı karşıya olduğu adamın kılık değiştirmiş şeytan değil, İsa olduğunu biliyor. Onun gözünden fanteziyle haz (jouissance) “bağlanmamıştır” (unhooked). Fantezi 1 (Engizisyon) ile hortlak avı (sapkın kurgusu, Fantezi 2) arasındaki bağlantı kopmuştur. Aslında fantezinin iki yönünü reddederek, fantaziyle tam olarak özdeşleşir. Bu yüzden ne O'nun (hiç duymadığımız) sesini duyma fikrine, ne de O'nun yumuşak başlılığına ve şefkat dolu bakışlarına karşı koyma fikrine dayanamaz. Engizisyoncu, büyük Öteki gibi davrandığı fanteziden hiç de haz almıyor. İsa'nın asıl amacını reddetse (disawov) bile, yine de İsa'nın bir zamanlar yaydığı büyüye kapılmıştır o. İsa'yı fantezi çerçevesine derhal bir tehdit olarak görmesinin nedeni budur. Yine de, söylediği onca şeyden sonra İsa onu dudaklarından öptüğünde titremesinin nedeni de budur. Dünyada doksan yıl boyunca, belki de daha uzun süredir, unutulmuş ve bastırılmış bir fanteziden zevk aldığı tek andır bu.

“Ama biz, senin yolunda olduğumuzu, Senin adına hüküm sürdüğümüzü söyleyeceğiz. Gene kandıracağız onları, çünkü bir daha yanımıza yaklaştırmayacağız Seni. Bizlerin acılarımız da bu kandırmada toplacanak, çünkü yalan söylemek zorunda kalacağız.” (284).

Çıkmayan sesiyle, yalnızca şefkatli bakışıyla, ikinci İsa zaten ölüydü. Kurumun otoritesini tehdit eden bir durum yoktu. Büyük Engizisyoncu, İsa'nın daha önce söylediklerine ekleyecek bir şeyi olmadığını biliyordu (ama aynı anda korkuyordu da). Bir söz eklemek, Engizisyon'un anlam zinciri üzerindeki otoritesini devirmek anlamına gelecekti. Engizisyon'u değil, herkes İsa'yı dinlerdi. İsa'nın "yeni" sözleri, Büyük Engizisyoncu'nun hadım edilmesiyle (castration) sonuçlanacaktı. İkinci İsa'nın, Žižek'in terminolojisindeki empirik İsa'nın konuşmaması, “kavramsal” İsa'da hiçbir değişiklik olmayacağını garanti ediyor (23). Bu yüzden şiirin sonunda Büyük Engizisyoncu, İsa'yı tutsak eden prangaları çözer ve tutsak sessizce gider (292).

"Ya ihtiyar?
Öpüş yüreğini yakıyor ama eski düşüncesinden dönmüyor.” (292)

Bu yazıda Lacan'ın bazı zorlayıcı kavramlarını açıklamada biraz da olsa amacıma ulaşabildiysem ne mutlu bana. Biliyorum, daha söylenecek çok söz var. Yanlışım elbette ki yok değildir. Eleştiri her zaman çok yardımcı olur. Şimdilik aşağıya şu ana kadar Lacan'ın arzu grafikleri üzerine bulduğum en iyi youtube videosunu ilgilenen olursa diye koyuyorum.

Ek okuma için de şimdilik şu kitabı önermek isterim: 
Yannis Stavrakakis - Lacan and the Political

 

Kaynaklar

Dostoevsky, Fyodor. Karamazov Kardeşler. Çeviren: Ergin Altay. İletişim Yayınları, 2005 (9. Baskı).

Lacan, Jacques. ‘The Freudian Unconscious and Ours’, in: The Four Fundamental Concepts of Psycho-Analysis. New York: W W Norton & Co Inc, 198. P. 17-28.

Žižek, Slavoj. ‘Object, Objects Everywhere’, in: Less Than Nothing. New York / London: Verso, 2013. P. 649-691 of 1038 total.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

J.D. Salinger’da “Terapatik Mekânların..D. G. İbrişim
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

James Clark

29 Ağustos 2025

Yaz Sıcağıyla Baş Edebilmek İçin Orta ..

Avrupa genelini kasıp kavuran bu sıcak hava dalgalarının yoğunluğu ve insan hayatına malolan kayıplar için 2003 yılına dönmemiz gerek. Bu hafta İngiltere 2025 yazının dördüncü sıcak hava dalgasına maruz kalıyor. Hava durumuna ilişkin tarihsel v..

Devamı..

Hayali Kardeş

Mehmet Ali Ete

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024