Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

21 Haziran 2022

Söyleşi

Sevil Üçüncüoğlu: "Toplum içerisindeki dayatmalardan, nefes almakta zorlanan bireyler tanıdım, elbette bu süreçte kendimi de tanıdım."

Serkan Parlak

Paylaş

0

0


Hepimizin kaçınılmaz sonu herkes gibi olmak, lakin kendiliğimize özlem duyuyoruz. Sonra arafta kalıyoruz. Bütün bunların neticesinde gelsin depresyonlar, içilsin antidepresanlar…

Sevil Üçüncüoğlu ile Nemesis Kitap etiketiyle yayımlanan ilk romanı Asal hakkında konuştuk.

Serkan Parlak: Sevil Hanım, ilk romanınız Asal geçtiğimiz günlerde okurla buluştu. Edebiyatla ve özelinde romanla ilişkiniz nasıl başladı, nasıl gelişti ve bugünlere nasıl geldiniz?

Sevil Üçüncüoğlu: Hani hayatta insanın kendini bulduğu yerler vardır. Benim yerim hep edebiyat oldu. Kelimelerin sihrine inanırım. Cümlelerle, örüntülerle, noktalama işaretleri ile duygularımı ifade etmeye bayılıyorum. Benliğimi bulduğum ve en huzurlu hissettiğim an, yazdığım zaman. Okumayı, bilgiye ulaşmayı, yeni kurgular oluşturmayı da çok severim. Bütün bunlar bir araya gelince; edebiyat ve yazmak kaçınılmaz oluyor. Bununla ilgili bir eğitimim yok. Aslında çok küçük yaşlarda keşfettiğim, lakin sosyal baskı ve yönlendirmeler ile ancak bugün kendini gerçekleştirebilmiş bir yeteneğim bu benim.

SP: İlk romanınızda ilham kaynaklarınız neler oldu, gözlemleriniz, deneyimleriniz, okumalarınız metninize nasıl yansıdı?

SÜ: Mesleğim ve eğitimlerim gereği işim hep insanlarla oldu. İnsan varsa; hikâyeler, kurgular, deneyimler fazlasıyla mevcut. Seyahat etmeyi, insan davranışlarını incelemeyi seviyorum. Kaynaklarım bunlar. Okumayı çok seviyorum. Sadece roman yazma esnasında etki altında kalabilme ihtimalimi ortadan kaldırmak adına, roman türündeki okumalarıma ara veriyorum. Bu durum yazarken beni motive ediyor. Çünkü romanımı tamamladığımda, yeni romanlar okuma ödülü var.

SP: Elinizdeki malzemeyi kurgu için yeniden üretip dönüştürürken nasıl bir süreç işliyor? Özellikle roman türünü seçmenizin nedeni nedir? Neden öykü ya da şiir değil?

SÜ: Plansız ve spontane gelişen bir süreç benimki. Sınırlar, kurgularıma ve hayal gücüme ket vuruyor. Çünkü hep mükemmeli yakalamaya çalışan bir yapım var. Plan yaparkenki kusursuzluk çabam, üretme potansiyelime engel oluyor. Roman okumayı çok seviyorum. Hayat hikâyeleri hayatıma rehber oluyor. Bu nedenle roman yazmayı da çok seviyorum. Zaten rüyalarım fantastik kurgularla bezeli. Öykülerim, şiirlerim de var, sadece yayımlamayı seçmedim. Yazmayı ve kelimelerle oynamayı seviyorum, dolayısıyla her türü seviyorum.

SP: Romanınızın merkez karakteri, romanın adı da olan Asal’ın kişilik özelliklerini sizden dinleyelim.

SÜ: Asal dissosiyatif kimlik bozukluğu gösteren bir genç diyebiliriz. Çocukluğunda otizm belirtileri göstermiş, sonrasında aldığı yoğun eğitim, destek ve çalışmalarla sosyal hayata adapte olmaya çaba gösteren bir birey. Sosyal hayata adapte olmaya çalışırken ki sorgulamaları, hepimizin güncel yaşamındaki eleştiri ve sıkışmışlıkları. Asal insanlığın sorgularını, yargılarını, hayal kırıklıklarını ve umutlarını temsil ediyor. Hikâyesi tümüyle kurgu, gerçek yaşam hikâyesi barındırmıyor. Herkesin kendinden kesitler bulacağı çokça kurgusal hikâyeler, kişiler, sorular, cümleler barındırıyor.

SP: Romanınızın merkezinde bağlılık ve bağımlılık üzerinden gelişen anne-oğul ilişkisi var. Bu durumun romanın merkez karakteri Asal’ın annesi dışındaki kadınlarla olan ilişkilerine yansıdığını görüyoruz.  Siz geçmişten bugüne anne-oğul ilişkilerinde ne gibi değişimler gözlemlediniz, romanınızda bu kadim meseleyi nasıl bir yaklaşımla görünür kılmaya çalıştınız?

SÜ: Anne ve çocuk bağı, henüz birey rahme düştüğünde oluşuyor. Bu sadece duygusal bir bağ değil; fiziksel, hormonal, biyolojik bir bağ… Kadın doğası gereği, canlılar üzerinde şekil verici bir güce sahip, sadece kadının yaşamdaki değerini fark etmesi gerekiyor. Kendimizi sorgulayalım; cinsiyetimizin ne olduğu fark etmeksizin, annenin yahut hayatımızda bu rolü üstlenen bireylerin ışığında şekillenmiyor muyuz? Dolaylı ya da direkt olarak, şekillenmemizi oluşturan kaynak hep dişil. Bu bağlamda, yaşamımıza yön verirken hep bir kadın oluyor hayatımızda; kimi zaman anne, kimi zaman arkadaş, kimi zaman eş, kimi zaman kardeş…

SP: Romanınızın merkez izlekleri: birey-toplum çatışması, bireysel yabancılaşma, özerklik-suçluluk ikilemi, kolektif bilincin yarattığı tahakküm. Güncele dair temel dertleri kurmaca aracılığıyla araştırırken amacınız neydi, bu romanı neden yazdınız?

SÜ: Toplum içerisindeki dayatmalardan, nefes almakta zorlanan bireyler tanıdım, elbette bu süreçte kendimi de tanıdım. Uyumlanmaya çalışırken o kadar çok kayıplar veriyoruz ki, bu iç huzurumu kaçırır hale geldi. Eminim dünya üzerinde Asal’ın hissettiklerinde kendini bulmayacak tek bir kişi dahi yok. Peki neden tekdüze davranışlar silsilesinin esiri oluyoruz? Hepimizin kaçınılmaz sonu herkes gibi olmak, lakin kendiliğimize özlem duyuyoruz. Sonra arafta kalıyoruz. Bütün bunların neticesinde gelsin depresyonlar, içilsin antidepresanlar… Burada ortak sorun benliğimizi bulamamak ve kendimizi gerçekleştirememek. Asal bu noktada can buldu. İnsanlara belki rehber olabilir ve kendilerini bulma yolunu kolaylaştırabilir.

SP: Bu çatışmaların felsefi ve sosyolojik alt yapısı hakkında neler söylersiniz?

SÜ: Bu sorunları ya da çatışmaları tek bir görüşe ya da birkaç görüşe mal etmek doğru olmayabilir. Asıl sorun sosyolojik görüş ayrılıkları yahut çatışmalardan ziyade, bireysel farklılıklara göstermediğimiz tahammüldür. İnsan denen meçhul daha çok dogmatik dayanaklarla tasvir edilir. Deneyselliği, gözlemlenip, ölçülebilirliği zor bir malzeme ile, budur demek bizi yanıltabilir. Mevcut bilimsel bilgi ise ancak aksi ya da yeni bir bilgi ortaya çıkana kadar doğruluğunu ortaya koyar. Bilime saygı duymakla beraber kabul etmeliyiz ki, bilim bildikleri ölçüde varlık gösterir. İnsan ve toplumbilimi çok yönlü, esrarengiz içerikleri sebebiyle kesinliği olmayan bir yerdedir. Bunu iyi kavrar ve her insanın ayrı bir bilimsel bilgi gerçeği olduğunun farkında olursak, toplumsal yaşam daha huzurlu ve gelişmiş bir ivme yakalayabilir.

 

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Cemil Kavukçu: “Öyküleri uzaklarda ara..Faruk Duman
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Serhat Uyumaz

7 Mayıs 2025

Bu Kez Uzakta Değil

“Alo. Abi yeni uyandım. Gece ben mi seni aradım, sen mi aradın?”“Serhat dostum, ben aradım. Evde misin?”“Evet. Her zaman olduğu gibi.”“Sizin oralardayım müsaitsen çay içelim.”“Olur. Abi bana yirmi dakika ver.”“Tamam dostum.”Ağır nemli havada duş almak size artı bir şey katmaz. Kar..

Devamı..

Bir Karşı-Örgütlenme Biçimi Olarak 1 M..

Josef Kılçıksız

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024