Seyreltilmiş Ölüm
14 Aralık 2018 Öykü

Seyreltilmiş Ölüm


Twitter'da Paylaş
0

Günden önce doğan şeyler vardı, acı gibi, ölüm gibi. Aramızdaki uzaklık neydi, neydi karın boşluğumda dolanan bu ürperti? Yüzün de cevap vermiyor bana, o çizgilerinde bir anlam yok artık… Yabancıymışım gibi halin, yokmuşum gibi. Sesimi duymuyor musun, sana ulaşamıyor mu varlığım? Ah! varlığında yok olduğum. Hatırla o sisli geceyi, bir göründü bir gitti anlar, zaman dolandı kendi ayağına. Bizi cam parçaları gibi savurdu her yana, battık battık battık kendi canımıza. Çığlık çığlığa gözlerinden akıttığın selle dolanırken, benden başka kim vardı yanında? Acıyı ben doğurmamıştım ki, aramıza koyduğun bunca boşluk nedendi?

İnsan acı çekerken neden utanır ki onca utanılacak şey varken? Kaçma dedim benden, öteleme beni. Zaman geçer, ilk heyecanı, ilk acısı, ilk sarsıntısı kalmaz hiçbir şeyin. Dolandın etrafımda, deli gibi, akıllı gibi. Durdun karşımda sessizce sorguladın, suçladın. Oysa ben seni suçlamadım. Elimden tutsaydın demedim. Belki düşmezdim… ve bebeğim hâlâ… Demedim işte demedim, sustum. Bir önemi var mıydı ki artık! Bak o cam parçaları dudaklarının izinde dolanıyor boynumda, göğsümde,ellerimde... Ben yanmamışım gibi, ben de ölmemişim gibi saldırdın bana, bir suçlu aradın, yoktu anlamadın. Bana bak, dedim ya, ben suçlamadım seni elimi tutmadın diye, beni bir boşluğa koyuverdin diye suçlamadım. Ölüm de gerekliymiş dedim, doğmadan da ölüm varmış dedim. Hissettim onu, seni, her şeyi hissettim. Yandım.

Senden az ya da fazla bilemem. Yarıştıramam sancımı, acımı senle. O gece sabah olmadı, gün doğmadı, neler doğdu, neler öldü o saatlerde de bir güneş göstermedi yüzünü. Sen, ben ve her şey, doğdu öldü. Yeniden, yeniden. Köşelerde saklandık, değmedik birbirimize. Hiç dokunmamış gibi hiç sevişmemiş gibi. Hayatı sorguladın mı hiç, içine bir telaş değdi mi? Neden buradayız, kimiz dedin mi hiç? Varlığımız yokluğumuz arasında ne fark var düşündün mü? Zaman geçiyor da bizden ne alıyor, bize ne veriyor fark ettin mi? Hissetmediysen bunları, yaşadığımıza nasıl eminsin bu kadar ve “keşke” diyerek “zamanı geri alsam” diyerek kendini paralıyorsun, zamanı hissettin mi ki hiç, tanışıyor musun onunla? Hesap sormak değil, suçlamak hiç değil, sorgulamaktı ihtiyacın olan. Yapamadın.

Yaşamıyorsun, sen de bir ölüsün, damarlarında kan dolaşan bir ölü. Bak… Bak yüzüme bir rüzgâr çarpıyor, bir yağmur damlası alnımı yıkıyor. İhtiyacımız olan yukarı bakmakmış. Bak. Çevir yüzünü gökyüzüne bak. Ruhun havalanacak, adımların yerde olsa bile değmeyeceksin ölümlerin arasındaki boşluğa. Sen de bırak kendini artık. Binlerce doğan çocuktan birini de bizim say. Rahmimde büyümesi şart mı? Bir canlı seç ya da bir ölü. Gözyaşlarıyla sulanmış toprağın altından bir ölü. Senin olsun, bizim olsun. Sahipsiz onca ruh var bak bizi bekleyen. Neredesin? Korkma, ben bir gölgeyim yanında, karanlığım gün’süzlükten. Toprağın altından bir öpücük koydum dudağının kenarına, gel hadi bekliyorum.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR