Şiir bir an evvel geri gelmelidir. Tüm donuk bedenlere can katmalı, tüm soğuk yüreklere ateş düşürmelidir. İnsanlık bu canlandıran ateş ile gene aşklara düşmeli, aşk ateşiyle pişip olgun bireylere dönüşmelidir.
Yeni bir yıla daha giriş yapıyoruz. Koskoca 365 günü göz açıp kapayana kadar tükettik. Takvim yaprakları aniden gelen bir yele kapılan sonbahar yaprakları gibi peşin sıra uçtu gittiler. Koskoca 365 güne neler sığdırmaya çalıştık neler! Korkularımızı, çaresizliklerimiz, yalnızlığımızı, yetersizliklerimizi ve binbir çeşit maskelerimizi. Buna karşın 2021 heybemizden de önümüze umutvari bir şeyler çıkaramadık. Gri zamanlardayız. En iç karatıcı, en hareketsiz, en donuk zamanlarda. Her an olumsuz bir şey olacakmış beklentisinin esir aldığı bir zamandayız. Sanki tüm insanlığa botoks yapılmış da ne bir mimik, ne bir his belirtisi vermeden öylece en mükemmel halimizle duruyormuşuz gibi.
Hislerimiz! Yaşadığımızı, yaşamdan tat aldığımızı, birbirimizin varlığını birbirimize hissettiren duyguları yaşatan hislerimiz! Nerede? Bu lanet botoks etkisi ne zaman, nasıl esir etti tüm insanlığı? Sahi biz hayatta mıyız? Bu içinde bulunduğumuz şey hayat mı?
Yine aşk bizi bizden alacak mı? Kalbimiz biri için ayarsız çarpıp, bizi kanatsız bir kuşa çevirecek mi? Yediğimiz leziz bir yemek, güzel bir film veya muhteşem bir şarkı bize tarifsiz mutluluklar sunacak mı? Dostlarımızla, ailemizle, sevdiklerimizle yine doyumsuz sohbetlere dalıp zamanın nasıl geçtiğini unutabilecek miyiz? Yine olağanüstü kitaplar bizi bilmediğimiz dünyalar sürükleyecek mi? Yine biz “Biz” olabilecek miyiz?
İşte böyle bir anda bizi biz yapacak hislerimizi harekete geçirecek olan sanata – gerçek sanata – muhtacız. Onun değerini bilmeye, onu anlamaya, onunla bağ kurmaya ihtiyacımız var. Bu bağı kurmada zihnimizi gönlümüzü sanatın sonsuz hislere yolcu eden seyahatlerine çıkarmasında en önde gelenlerdendir şiir. İlk önce unutulmaya, yaşamımızdan silinmeye başlayan şiir. Şimdide ilk önce onu geri alarak biz olma yolculuğuna başlamalıyız.
Şiir, insan ruhunun ehlileşmeye, olgunlaşmaya, medeniyete aşk ile yol alan halinin, kelimelerle dışa vurumudur. Bu yolda gidilen her an, insanlığı medeniyete götüren sevdalı birer adımdır.
Medeniyetten kastımız, teknolojinin çepe çevre sarmaladığı, insani eylemlerimizi ele geçirip bizim düşünmemizi, konuşmamızı, hareket etmemizi büyük oranda kısıtlayan, modern dünyanın yapay ışığı ile kör edip kaotik cümbüşü ile sağırlaştırarak bizi kaskatı bir hale getirdiği soğuk hava hapishanesi değil.
Medeniyetten kastımız, insan ufkunu açan, zihninde erdemli, çalışkan, aşkın en ateşli, en oldurucu kavını barındıran bir gelişim, bir gidişat, bir inşa alemidir.
Şiire giden yol, şiire uygun yol böyle medeni bir çizgide olan zihinlerde aşkın alev almasıyla hareket bulandır.
Günümüzde bu medeniyet çabası durduğundan, engellendiğinden, ötelendiğinden, unutturulmak istenildiğinden şiire çıkan yollar viraneleşmiş, işlerliğini kaybetmiştir.
Hele ki yeni nesillerde, yabancılaşmış, zihinlerde sakınılan, uzak durulan itici bir olgu halini almıştır.
Mehmet Akif’in benzetmesine nazire edercesine ifade etmek isteriz ki, yeni nesillerdeki bu halin sebebi: Modernitenin zehirli ısırığı neticesinde “modernizm kudurması” yaşayan zihinler, bu hakiki medeniyete ait her olgudan, her eserden uzak durmakta, itici bulmakta ve yaklaşamamaktadır.
Günümüzde postmodern ve ötesi tepkilerle tekrar bir yol bulmaya çabalayan bu medeniyet arzusu, öncelikle sanatta rüştünü ispat edip, ancak ondan sonra tüm insanlığa yeniden umut olabilecektir.
İşte, bunun kelimelerde hayat bulacağı ve gönüllerdeki aşk ile medeniyet ateşini yakmaya yarayacak olan bu büyülü şey şiirdir.
Bundandır ki şiir bir an evvel geri gelmelidir.
Tüm donuk bedenlere can katmalı, tüm soğuk yüreklere ateş düşürmelidir. İnsanlık bu canlandıran ateş ile gene aşklara düşmeli, aşk ateşiyle pişip olgun bireylere dönüşmelidir.






