Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Haziran 2024

Söyleşi

Şiir sayesinde kendimizle ve toplumla yüzleşiyoruz

Erdinç Akkoyunlu

Paylaş

0

0


İletişim fakültesindeki öğretim görevlisi olmasının yanında ilk şiir kitabı için yoğun şekilde çalışan; pek çok önemli dergide şiirleri yayınlanan 2000 döneminin genç şair kuşağından Sedat Çağlar ile edebiyat dünyamız üzerine söyleştik. Kendisinin yeni eseri  'Tavan arasında karşılıklı bir öğleden sonra içikisi' isimli şiirini de ilk kez Oggito okurları için paylaştı. Türk ve dünya şiirini yakından izleyen, aynı zamanda editörlük de yaparak yeni kitapları yayına hazırlayan Çağlar’a göre Nazım Hikmet’ten Orhan Veli’ye, Edip Cansever’den Cemal Süreya’ya Türk edebiyatının en önemli şairleri zaman sınırı olmaksızın günümüz şiirini ve şairlerini etkilemeyi sürdürüyor. Edebiyat dergilerinde yayınlanan şiirlerin okurun şair ile tanışması için büyük önem taşıdığını anlatan Sedat Çağlar, “Kendimizle ve toplumla şiir sayesinde yüzleşiyoruz” dedi.

 

Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon Bölümü Mezunu olan aynı zamanda yakın zamana kadar yine Bursa Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak görev yapan Sedat Çağlar, tam olarak on parmağında on marifet denilen insan tanımına uyuyor. Bir dönem dizi ve sinema oyunculuğu yapan Çağlar, şiir ve roman kitapları için editör olarak çalışırken aynı zamanda 20 yılı aşkın süredir şiir yazıyor. Şiirleri yayınlandığı dergilerin okurları tarafından en beğenilen genç şairler arasında gösterilen Sedat Çağlar ile ilk şiir kitabının hazırlıkları sürerken Oggito için söyleştik. Yeni dönem şiiri ve genç şairlerin etkilendiği, öykündüğü ustalara dair soruları yanıtlayan Çağlar şu ifadeleri kullandı.

 

Dergiler etkileşimi artırıyor

Erdinç Akkoyunlu: Sedat, 20 yılı aşkın süredir şiir yazdığını biliyorum. Birçok önemli dergide de yer aldın; geri dönüşler sağladın. Şu anda şiir anlamında neler yapıyorsun? Aynı zamanda akademisyensin. Bir şiir kitabı hazırlığın var mı?

 

Sedat Çağlar: Evet, akademide iletişim bilimleri ve sinema sanatı alanlarında yürüttüğüm bir kariyerle beraber, aklımı ilk meşgul eden uğraşının şiir olduğu bir çalışma hayatım oldu. Şiirin ortaya çıkıp kabul göreceği etkileşim alanını açmada çok önemli bir işlevi olan dergilerde yazıyorum uzun bir süredir. Kitap hazırlıklarım da sürüyordu bir yandan. Bu yaz ya da sonbahar aylarında yayımlamayı düşünüyorum kendini tamamlayan dosyalarımdan bir tanesini.

 

Şiir çok satmaz ama yakınlaştırır

E.A: Türkiye'deki şiir dünyası hakkında ne düşünüyorsun? Şairler, okurlar; roman ve öykü patlamasının yaşandığı 2000 sonrası dönemde tam anlamıyla birbirleriyle buluşabildiler mi?

S.Ç: Türkiye’deki şiir dünyasının kendi içinde işleyen, dinamik bir yapısı var. İşleyiş, edebiyat dergilerinin her şeye rağmen ayakta durmaya çalışmalarıyla gerçekleşiyor. Ciddi çabalarla şairlere sürekli üretme imkânı sağlayan, düzenli bir biçimde şairler yetiştiren; dijital yayıncılıkla daha da genişleyen önemli bir dergiler ağı var. Yalnız bu dergilerin çoğunu, elbette biraz da doğası gereği, yazmada belirli bir ilgili düzeyine erişenler bilir. Şiir kitabı yayımcılığında da benzer içe dönük yapıyla karşılaşıyoruz. Değindiğin gibi 2000’lerle beraber okuyucuyu “Çok Satanlar” raflarına yönlendiren çaba, çok sayıda roman ve öykünün yayımlanmasını tetiklerken; aynı dönemden bugüne şiirde de artış gösteren bir üretimin yaşandığı söylenebilir. Ancak şiirin diğer türlere göre çok satması zaten beklenen bir sonuç değilse bile; günün düşünme biçimlerinde alması gereken yerin uzağındaki görünümüyle, okurun şairlerden haberdar olduğundan çok şairlerin birbirleriyle kaynaştığı bir ortam görüyoruz. Bu anlamda bir kere geniş kapsamlı bir şair-okur buluşmasından bahsetmek zor. Diğer taraftan genel olarak edebiyat eserleriyle gerçekleşmiş sanatsal bir birliktelikte, her iki tarafın da kendileriyle ve dünyayla kurdukları ilişkilerin buluşma öncesi gibi olmadığını savunursam; bu kez de birlikteliğin niteliği tartışılabilir. Temastan sonra yazar ve okuyucunun dönüşmüş yeni formlarını hayatın içinde bizzat gözlemleyebiliyor ve tecrübe edebiliyor olmalısınız.

 

 

Birey şiirde kendine rastlıyor

E.A: Genel bir kanı olarak şiirin daha az tercih edildiğini düşünüyor musun?

S.Ç: Şiir, nitelikli bir kendilik ilişkisine sahip olmanın önemli yollarından biridir. İnsan kendisiyle ve toplumlarla yüzleşerek keşifte kalmak, anlamak için bir ihtiyaç olarak şiire de başvurur. Fark etmek ve çabayla erişilen anlamsa, insanın en önemli mesaisidir. Toplumsal şartlarla da birlikte durup düşünme, hissetme imkânları sağlanamadığı ve yaratılamadığı ölçüde; bireyin kendisine, okurun da şiire rastlama oranı düşecektir. Şiir daha az tercih ediliyor değil; insanların kendisiyle olan mesaisi artmıyor.

Ustalar hala ilham veriyor

E.A: Türk şiirini en çok hangi şair derinden etkiledi sence? Bugün yeni kuşaklar hangi şairleri kendine daha yakın buluyor?

S.Ç: Çağdaş Türkçe şiirin önünü açan güçlü eserleriyle, bu isim Nazım Hikmet’tir. Düşünme ve ifade etmedeki özgürleştirici tavrı; Türk şiirini kendi zamanına çekerken,  kendi şiirini de zamanın ötesine itmiştir.  Birinci Yeni ve İkinci Yeni hareketleri de modernlik etkileri açısından şiirimizde önemli yerlerde dururlar. 1940’larda Orhan Veli’nin ismiyle özdeşleşen Birinci Yeni’nin (Garip,) biçimciliği ve birincil anlamların doğrudan açığa çıkmasını gölgeleyecek her tür şairane müdahaleyi tamamen reddederek kemikleşmiş kuralları yıkması; şiiri rahatlatmıştır. Ancak, yalnız yalıtılmış anlama odaklanmak da bir sınırlamaydı ve şiirin doğal kaynaklarına erişmeye ihtiyaç vardı. Tam da burada İkinci Yeni şairleri devreye girdi. 1950’lerle birlikte Edip Cansever, Cemal Süreya, Ece Ayhan gibi şairler çağrışımlara izin veren imgelemeleriyle anlamı katmanlarına soyarak derinlemesine şiirler yazdılar. Bireyin karmaşık iç dünyasının hareketlenmelerinde sınırsızca dolaşabileceği kendilik kapıları açtılar. O dönem sonrası kuşaklar, işte bu içsel yoğunluğun serbestçe aktarıldığı anlayışın civarında buldu kendini. O denemelerin izlerini görüyoruz bugün de.

 

İş elbette okurda bitiyor

E.A: Şairin serbestçe anlatmakla uyguladığı ve getirdiği şey nedir?

S.Ç: Şiirinize kaynak olacak olasılıklar sonsuz bir biçimde evreninizde dönüşüp durmaktadır. Sizin bütün bunları, altında kendi düşünme sistemlerinizin imzası olan her tür söyleme biçimiyle anlatma serbestliğiniz vardır. Serbestlik, karmaşadan imgeleri öylesine toplayıp sıra sıra dizmek demek değildir. İş, okuyucunun sapabileceği çoklu anlamların bütüncül hallerini kurmaktır. Söylemlerin kendilerine göre akış yönleri vardır. Yoksa şiirin olanaklarını rastgelelik diye okumamak gerekir. Onların, yani İkinci Yeni’nin şiiri de rastgele ve dağınık değildir; derinlikli bir üsluptur. Getirilen şey, kalabalıklaştıkça bireyselleşen yaşamların baş başa kaldıkları sorgulamalara yönelik yolculuklara süreçler halinde dâhil olmalardır.

 

Yabancı şairler ilham verici

E.A: Yerli ve yabancı şairlerden sürekli kimleri takip ediyorsun? Hangi şairler senin şiir dünyanda daha ön planda yer aldı? Kimlerden etkilendin?

S.Ç Benim en çok etkilendiğim şair ve yazarlar; Orhan Veli, Yaşar Kemal, Sait Faik ve Beat Kuşağı fırtınasına rağmen durmaksızın yazarak Amerika’da kendi krallığını yaratan Charles Bukowski olmuştur. Meselelerini sahipleniş ve sanatlarını ele alış biçimleri beni onlarla bir arada tutmuştur. Son zamanlarda John Fante romanları okuyorum mesela. Düşüncelerimde dolaşan yazarlardan biri oldu o da.

Klasikleşmiş yerli ve yabancı şairleri hepimiz zaman zaman okumaya devam ediyoruz. Ben ayrıca yaşayan şairlerimizden Hilmi Haşal’ı, Özdemir İnce’yi, Metin Cengiz’i, Müesser Yeniay’ı, Esra Dökmen’i, Erkan Karakiraz’ı ve dahasını takip ediyorum.

 

Yaratmaya devam ediyorum

E.A: Geleceğe dair planların nedir şiir ve yazı anlamında? Kitap editörlüğü yapıyorsun; öykü ve roman da yazıyor musun?

S.Ç: Neyi, nasıl yazacağınızı yaşadıklarınız belirliyor. Şiirle anlattığım yaşama biçimimin içinde öykünün, romanın alanını çağıran süreçler de var. Tasarlıyorum, yazıyorum. Birbirini izleyen şiir kitaplarının yanında geleceklerdir yakın zamanda onlar da. Benim olmasalar da dokunuşumu seven bazı hikâyeleri de kurgulamayı, düzenlemeyi seviyorum. Kendi işlerimin arasında ana sorumluluğun başka bir yazara ait olduğu metinlerde özgürce düşünüp hareket etmek, tarafsız bakabilmek iyi geliyor. Editörlük çalışmalarımı da sürdürmeyi düşünüyorum açıkçası.

 

TAVAN ARASI’nda KARŞILIKLI BİR ÖĞLEDEN SONRA İÇKİSİ

 

Arkasında

Uzun, kurak bir yol bırakmış gibi;

Sesli yutkunmalarla

İçti suyundan.

“Nasıl yani,”

Dedi,

“İstediğiniz zaman

Unutabilir misiniz birini?”

 

Kuru bir boğazla

Daha ele gelir olurdu kelimeler.

Bir nefes çektim;

“Evet,”

Dedim üfleyerek,

“İkna olduğunuz gerekçelerle

Artık onu

Düşünmemeyi tercih edebilirsiniz.”

 

“Elimizde olmayan şeyleri,

Duyguları

Nereye koyuyorsunuz?”

 

“Şeylerin hâkim olamadığımız

Çekiciliğiyle bizi alıkoyduğu

Fikrini yeğlemenizi

Sağlayan mekanizma,

Anlamlandırmayı ihtiyaçlarınıza

Göre gerekçelendiriyorsa

El kimdedir sizce?”

 

“Bunun bir mantık işi

Olduğunu mu düşünüyorsunuz,

Aşkın kendi halinde

Bir büyüsü

Yok mu?”

 

“Aşk mı

Mantık mı diye

Siz ayırıyorsunuz.”

Dedim.

“Sizi başkasına dayatacak olan bir etkileşimin

Hakikat oyunlarını, birlikte kurar;

Birlikte yönetir

Onlar.”

 

“O halde bir gün

Unutabilmek üzere sevmeyi de

İstediğiniz zaman,

Tercihen

Gerçekleştiriyorsunuz.”

 

“Sonsuz bir aşkla

Kandırılabilecek kadar gerçekseniz;

İyi bir yalancısı olabilirsiniz

Arzularınızın,

Doğrudur.”

 

“Kesin

Bitecek diyorsunuz.”

 

Kelimeler yapışıyordu artık boğazıma.

Garsona,

Bir tane daha istediğimi işaret eden

Hareketimi yaptım

Boşalan bardağımı

Havaya kaldırarak.

 

“Sizi,

Bitmeyebilecek bir şeye

Girişmenize manipüle eden düş;

Onu sonlandıracak olan kararın

İlk eğilimidir,

Diyorum.”

 

“Teşekkür ederim!”

Dedi

Sürpriz bir kahkahayla,

“Cesaret veriyorsunuz.”

 

“Rica ederim.”

Dedim aynı tavırla,

“Ama söylemeye çalıştığım

Büyünün olmadığı değil,

Büyücünün

Siz olduğunuzdu benim.”

 

“Buradan bakınca haklısınız gibi.”

Dedi.

“Peki,

Unutamadığınız

Olmadı mı hiç?”

 

“Oldu.”

 

“Nasıl oldu?”

 

“Günlerdir,”

Dedim,

“Dışarı taşmadan,

Kenarlarını dönüp duruyordum

Evde halının.

O,

Başkasının var olma biçimiyle sürdürmeye

İlişki diyebileceğimiz itişme;

Zamanla farklılaşan kaygılarımıza göre,

Yüzlerimizi tanıyamayacağımız kadar

Uzaklara düşürmüştü bizi.

Kocaman bir geçmişin,

Üzerinden gölgesini çektiği tek başına şimdiki gelecekle

Ne yapacağımı düşünüp dururken;

Birden,

Eskiden

Yollarımızın doğru zamanda

Tekrar kesişebilmesi için

Birbirimizi

Hikâyelerimizin devam eden bölümlerini

Tamamlamaya emanet ederek

Vedalaşmaktan fazlasını yapamadığımız

O isim çıkıverdi ağzımdan.

Atladım otobüse,

Gittim buldum onu.

En yakın gecede

Birlikte uyuduk o halının

Üstünde.”

 

“İnanmıyorum,

Yerini değiştirdiniz aşkın.

Mümkün mü bu gerçekten?”

 

“Neden olmasın.

Zaten sizde olanı

İstediğiniz yere koyabilirsiniz.

Ama bir şeyi henüz

Bilmiyordum.”

 

 “Neyi?”

 

“Onu kendisi gibi

Sevebilmem için,

Sevme davranışlarımın

Alıştığı kalıplardan kurtulması

Gerekiyordu.”

 

“Sevdiğiniz birini

Unutabilmenin çaresi olarak,

Bir başkasını

Unutamamış oldunuz.”

 

“Uzun bir süre

İkisini de

Hatırlamayı yüklenmek durumunda kaldım.

Büyüyü abarttığım oluyor

Bazen.”

 

Biraz durdu,

Sandalyesini düzeltti,

Garsonu çağırdı;

“Ben de,”

Dedi,

“Alabilir miyim

Aynısından?”

 

Tavan Arası’nda buluştuğumuz o günden,

Bir yıl sonraki

Ayrılacağımız ana doğru

Geri sayımı başlatan;

Bardağının

Benimkiyle çarpışmasından çıkan

O çınlama sesi

Oldu

İşte.

Sedat ÇAĞLAR

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Scott Fitzgerald’dan yazarlara öğütlerOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Jeff Minick

5 Mayıs 2025

Böyle Bir Politik Ortamda Akıl Sağlığı..

Amerikan halkını böylesine derin bir mutsuzluğa sürükleyen bir diğer önemli etmense medyanın kullandığı nefret söylemi, yaratılmasına öncülük ettiği olumsuz siyasi atmosfer ve yol açtığı ön yargılar. 2002-2015 yılları arasında Ulusal Ruh S..

Devamı..

Büyümenin Sancısı, Hayallerin Haritası..

Işıl Kızılırmak

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024