Soğuk, Hesapçı, Ciddi: Disiplinli Güzel Günler
30 Kasım 2019 Edebiyat Kitap

Soğuk, Hesapçı, Ciddi: Disiplinli Güzel Günler


Twitter'da Paylaş
0

İkinci Dünya Savaşı Sonrası İsviçresi’nde, Appenzell’de yatılı bir kız okulunda geçen Disiplinli Güzel Günler zaman zaman trajedi boyutuna ulaşan olayları, neredeyse duygusuz denebilecek bir anlatımla aktarıyor.

Fleur Jaeggy’nin dördüncü romanı olan I beati anni del castigo geçtiğimiz yıl Türkçeye Disiplinli Güzel Günler olarak çevrildi. 1989 yılında yayımlanan ve birkaç senede bir baskısı farklı yayınevlerince yenilenen romanın Türkçeye ancak bu sene kazandırılmış olması üzücü ancak şaşırtıcı değil. Dünyada çok yaygara koparmayan kitapları çevirmede genelde geç kalıyor olmamızın yanı sıra Kıta Avrupası’nın ana akımın dışında kalan yazarlarını da Türkçe okumak için epey uzun süre beklemek gerekiyor. Disiplinli Güzel Günler de yazarın Türkçeye çevrilmiş tek kitabı. Yazarın edebiyat dünyasında çokça bilinen bir diğer kitabı 2003 yılında Times Literary Supplement tarafından yılın romanı seçilen Proleterka.

Fleur Jaeggy ve Ingeborg Bachmann

Jaeggy 1940 Zürich doğumlu, kendisi de zamanında, yıllardır bütün romanlarını yayımlayan Adelphi Edizioni Yayınevi’nde çalışmış, Fransızca ve İngilizceden İtalyancaya çeviriler yapan bir yazar. Romanlarında yalnızca İtalyanca kullanan Fleur Jaeggy, İtalya’da oldukça geniş bir okuyucu kitlesine sahip. Kitabın Tim Parks tarafından yapılan İngilizce çevirisi (Sweet Days of Discipline) 1993 yılında John Florio ödülüne layık görülmüş. Türkçe çevirisi ise yine ödüllü bir çevirmen olan Şemsa Gezgin’e ait. Son zamanlarda çevirilerle başı hoş olmayan birisi olarak romanı Şemsa Gezgin’den okumanın oldukça keyifli olduğunu söyleyebilirim. Zaten kurgudan çok kurgu dışı kitapların çevirilerinde çuvallıyor gibiyiz Türkçede. 

Can Yayınları’ndan çıkan Disiplinli Güzel Günler kısa bir kitap. Doksan altı sayfa. Ancak bu, bir gecede okunup bitirilebileceği anlamına gelmiyor. İkinci Dünya Savaşı Sonrası İsviçresi’nde, Appenzell’de yatılı bir kız okulunda geçen roman zaman zaman trajedi boyutuna ulaşan olayları, neredeyse duygusuz denebilecek bir anlatımla aktarıyor. Kendisi de bir süre yatılı okulda okumuş olan Jaeggy’nin yatılı okul tasvirleri ebeveynleri çocuklarını yatılı okula göndermekten vazgeçirecek kadar kuvvetli. Yalnızlıktan içten içe eriyen küçük yabancı kızlar, hızla değişen ve birilerinin dışlanması ve çöküşü üzerine kurulu grup dinamikleri, sonu gelmeyen ancak örtük güç savaşları ve gençlerin birbirlerine kurduğu küçük tuzaklar, roman karakterlerinin duygu durumlarının ve yatılı okul sakinlerinin sürekli değişmesine neden oluyor. Yazarın yarı otobiyografik olarak adlandırılan bu romanını, yazarın kendisi de bir söyleşisinde “bir kendini cezalandırma egzersizi” olarak tanımlamış.  

Romanın kahramanı soğuk, merhametsiz, sevilmekten çok insan kazanmak isteyen bir genç kız. Etrafındaki diğer kız öğrencilerle de arkadaş olmaktansa onları “biriktiriyor.” Biriktirdiği diğer şeyler arasında “cinayet haberleri ve Alman dışavurumcuların tıpkıbasımları” var. Bu esnada okula yeni gelen ve “sanki herkesten tiksinmiş gibi bir hali olan” Frédérique’in ilgisini çekmek, onun arkadaşlığına mazhar olmak da bu küçük projenin parçası haline geliyor. Kahramanın herkesten farklı olduğuna inandığı Frédérique, çeşitli garip özellikleriyle kahraman tarafından idealize ediliyor. Frédérique kahramanın zihninde, el yazısı bile “bilinçli” olan, her şeyi bilen ve “yeteneği ölülerden bir armağan” olan bir karaktere dönüşüyor. 

Kitabın ilk yarısı boyunca Frédérique’i kazanmak için ona kendi karakterini Frédérique’in hoşuna gidecek şekillerde sunan ve zaman zaman gerçekleri çarpıtmaktan ve onu gizliden gizliye taklit etmekten çekinmeyen kahraman, hedefine ulaştıktan sonra fikrini değiştirmek için neredeyse hiç beklemiyor ve bir sonraki avına, hayat dolu ve sürekli kahkaha atan Micheline’e doğru hareket ederken Frederique’i bırakmakta tereddüt etmiyor. Kendini haklı çıkarmak için kullandığı hesapçılığı da çelişkili ancak son derece rasyonel. Olaylara mesafeli ve yer yer düpedüz boş vermiş tavrıyla yaklaşan kahramandan romanın bir noktasında ahlaki bir doğruculuk ya da bir günah çıkarma beklemek ise tam da bu sebeple ancak hayal kırıklığıyla sonuçlanabilir bir beklentiye dönüşüyor.

Roman boyunca psiko-erotik bir alt metin kahramanın diğer kadın karakterlerle ilişkisine eşlik ediyorsa da hiçbir zaman tam olarak su yüzüne çıkmadığı gibi eyleme de dökülmüyor. Anlatıda, ölmekle olmasa da ölüm fikriyle çokça meşgul olan kahramanın zaten çok az haber aldığı ailesiyle kurduğu bir duygusal bağa da rastlanmıyor. Kitabın yirmi yıldan fazla bir süreyi kapsayan hikâyesi boyunca arkadaşlıklar bozuluyor, birileri ölüyor, binalar yıkılıyor, aileler dağılıyor. Adından hareketle arkadaşlık, mutluluk, paylaşma ya da dayanışma gibi olguları bulma isteği ise ilk birkaç cümle ile sönüyor. 

New Yorker’daki 2017 tarihli yazısında “Fleur Jaeggy’nin mutluluk, verimlilik ya da kendini anlama gibi konularla işi yok. Onun odağında boşluk var,” diyen Sheila Heti’ye ise katılmamak mümkün değil. 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR