Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Mart 2022

Plastik Sanatlar

Sokaktaki Sessiz Çığlık

Tufan Erbarıştıran

Paylaş

1

0


E. Munch’un resimlerinde ilk bakışta insanı rahatsız eden, resimle iletişim kurmasını zorlaştıran, karikatürü çağrıştıran çarpıtmalar sonsuz yorumlara açıktır. Aslında, resmi izleyen için kışkırtan, temayı araması için etkileyen bir dürtü olduğunu da söyleyebiliriz. Sonuçta, E. Munch’un resimleri insan tinselliğine açılan bir labirenttir.    


Edvard Munch (12 Aralık 1863 - 23 Ocak 1944)

Resim sanatında bugüne kadar çok sayıda ekol ortaya çıkmıştır. Bunlar içinde en önemlilerinden birkaç tanesini sayalım: Empresyonizm, Ekspresyonizm, Dadaizm, Natüralizm, Konstrüktivizm, Kübizm ve Sürrealizm gibi. Bu resim ekolleri içinde insanı tanımlamaya yönelik psikolojik yorumlarda bulunan, tinselliğin ve bedenselliğin arasındaki görünmez ilişkiyi yansıtan Ekspresyonizm ve Sürrealizm biraz daha öne çıkmaktadır.

Ekspresyonizm (Dışa vurumculuk), doğanın göründüğü biçimde resme dönüştürülmesi yerine duyguların ve tinselliğin öne çıkartıldığı bir akımdır. Özellikle Orta Avrupa’da natüralizm, empresyonizm gibi sanat akımlarına karşı bir duruş sergilemiştir. Edebiyatın da etkisiyle doğanın ve gerçekliğin salt görünümü, dışsal özellikleri, insan üzerindeki etkileri bu resim akımında yer almaz. Ekspresyonizm’de idealizm gibi temel yargılar, tanımlamalar, aktarımlar da yoktur. Toplumun sert gerçekçi yapısı, insanın yaşamla ilgili günlük kaygıları yerine kişinin gizli kalmış duyguları ortaya çıkar. Bu ekoldeki bir ressam bunu tuvaline aktarırken doğal olanı biraz çarpıtır, aslını bozar, başkalaştırır. Sonuçta ressam geleneksel kuralları yadsır, gerçeği olduğundan başka türlü gösterir. Bunu yaparken de çoğu kez kişisel duygularına dayanır. Bu resim akımında, renkler ve nesneler hatta figürler bile hayli abartılı olarak çizilmiştir. Resme bakanın karşısında renkli bir karikatür varmış gibi izlenimi duygusu ağır basar. Çizgilerin ve renklerin abartılı tasvirleri ile resmin teması ilk başta görünmez olur. Ancak eğitimli bir göz sayesinde resmin temasına erişilebilir.   

Norveçli ressam Edvard Munch sözü edilen akımın öncülerindendir. Sanatçı, yaptığı resimlerde tema olarak ölüm, kronik hastalık, dinsellik, fanilik gibi daha çok psikolojik ve teolojik konuları işlemiştir. İnsanın toplum içindeki yalnızlığı, yaşadığı bunalımı ve depresyonu, tinselliği, utangaçlığı gibi öznel konular üzerine abartılı renkler ve çizgiler kullanmıştır. Sanatçının kendi yaşamındaki (ailesindeki) zamansız ölümler nedeniyle bu konuları seçmiştir. Şimdi kısaca kendisini tanıyalım.     

Edvard Munch, 1863’de Norveç’in Loten kentinin Adalsbruk köyünde doğmuştur. Bir çiftlik evinde yaşayan ailesi hayli kalabalıktır. Annesi Laura 1868’de tüberkülozdan ölmüştür. Ablası Sophie de aynı hastalıktan ölmüştür. Babası Christian Munch, koyu bir Katolik olması nedeniyle, her konuda önce dini inancı ve ibadeti geliyordu. E. Munch, bu koşullar altında büyümüştür. Özellikle babasının din konusundaki konuşmaları, duaları, İncil okumaları, Tanrı’yla iletişime geçme ritüelleri onda derin bir iz bırakmıştır. Böylelikle, E. Munch henüz çok küçük yaşlarda yaşadığı bu trajik olaylar sonucunda kadercilik ve insanın kırılganlığı gibi daha çok teolojik bir açmazın içinde büyümüştür. E. Munch, kutsal kitap, din ve dualar nedeniyle insanın acizliği, doğa karşısındaki küçüklüğü ve kaderi, psikolojik çöküntüleri yaptığı resimlerdeki abartılı renklere/çizgilere yöneltmiştir. Hemen söyleyelim ki burada değindiğimiz konu, dinin bağnazlık düzeyindeki ve bu nedenle yaptığı etkiye yöneliktir. E. Munch, çocuk yaşta yaşadığı bu travmalar nedeniyle, ruhundaki psikolojik çöküntüleri resimlerine yansıtmıştır. Söz gelimi dünyaca ünlü tablosu Çığlık böyle bir özgeçmişin üstüne oturtulan psikolojik ve teolojik bir yansımasının eseridir.

E. Munch, tüm bunlar göz önüne alındığında, insanın açmazlığı ve ölümlüğü üzerine yoğunlaşmıştır. Böylelikle kendi tinselliğinin etkisiyle de resimlerinde yoğun bir renk harmonisi, yarı ya da tamamen soyutlama ve gizem gibi konu çalışmaları ortaya çıkmıştır. İnsanın doğa ile olan birlikteliğini ters çevirerek, insanın doğa karşısında ne kadar küçük ve aciz kaldığını anlatmaya çalışmıştır. Bunun temelinde yine dinsel bazı olgular vardır.

E. Munch, Art Nduveau’nun hareket ve karakteristik özelliği olan, gizemli nesnelere/olaylara/içgüdülere/kişilere dayandırır resim anlayışını. Ancak resimlerinde dekoratif uygulamalardan ısrarla kaçınır. Görünür olanı değiştirmiş ve başkalaştırmıştır. Böylelikle görünür olandan yola çıkılarak, insan psikolojisine ve tinselliğine uzanan bir yol açılmıştır. Figürün ve nesnelerin hatta renklerin bile tam anlamıyla bitmemiş görüngüselliği sayesinde psikolojik olarak ele aldığı temayı, bazen brüt bir anlayışla izleyenin tamamlamasını ister. Yani resim ve izleyen arasında hem tinsel hem de organik bir bağ oluşturulmasını sağlar.

E. Munch’un resimlerinde ilk bakışta insanı rahatsız eden, resimle iletişim kurmasını zorlaştıran, karikatürü çağrıştıran çarpıtmalar sonsuz yorumlara açıktır. Figürlerin teknik özellikleri bir yana, resimlerdeki renkler ve çizgiler sayesinde insanı rahatsız eden bir görünüm söz konusudur. Aslında, resmi izleyen için kışkırtan, temayı araması için etkileyen bir dürtü olduğunu da söyleyebiliriz. Sonuçta, E. Munch’un resimleri insan tinselliğine açılan bir labirenttir.    


Edvard Munch, Karl Johan’da Akşam, Tarih: 1892, Orijinal Boyut: 84,5 x 121 cm,Teknik: Tuval üzeri yağlı boya.

E. Munch, bu çalışmasında Dışa vurumun klasik bir örneğini sergiliyor. Oslo’nun bir ana caddesinden bir enstantaneyi karşımıza getiriyor. Öngörü olarak iş dönüşünü andıran ya da belirsiz bir yerden gelen bir kalabalıkla karşılaşıyoruz. Resimde izleyeni etkileyen hatta korkutan bir görünümle gelen kalabalığı görüyoruz. Biraz sonra hepsi kadrajdan çıkacakmış izlenimi vermektedir. Söz konusu ezici bir görünüme sahip olan kalabalık, kaldırımda yürüyerek resimden çıkmak ister gibidir. Onların bu kaçış güzergâhından çok, sokaktaki yalnızlıkları dikkat çekmektedir.

Şimdi figürlere odaklanalım bakalım neler bulacağız? Öncelikle erkeklerin giysilerini yorumlayalım. Erkekler yüksek şapkaları, giysileri ile öngörü olarak burjuvaziyi çağrıştırmaktadır. Her biri açık alanda olmanın korkusunu yansıtmaktadır. Dışarıda olmak beraberinde kaygıyı da getirmektedir. Kadınların da şık başlıkları ve güzel giysileri vardır. Onlar da aynı erkekler gibi dışarıda olmanın kaygısını yansıtmaktadır. Her iki cinsin gözlerine dikkatle bakalım. Figürlerin gözleri irileşmiş ve şaşkın hatta kaygılı bakışlara sahiptir. Gözlerin iriliği ve bakışlardaki şaşkınlık, “dışarısının” ve “içerisinin” farklılığını vurgulamaktadır. Resimdeki figürlerin hepsi belirli bir üst sınıfın temsilcileridir. Dolayısıyla bu üst sınıfın kendi kuralları vardır ve onları uygulamak zorunludur. İşte bu nedenle söz konusu kurallar gereğince üst sınıfın yarattığı baskılar söz konusudur. Her şey belirli bir kuralın içindedir ve buradan çıkış yoktur! Bu baskı ve itaat onları yalnızlaştırmaktadır. Hepsinin yüzündeki endişeli ifade ve yalnızlık duygusu bu nedenledir. Kalabalık hızlı adımlarla izleyiciye doğru sanki bir yerden kaçıyormuş izlenimi vererek yürümektedir. Resimdeki kasvetli, boğucu, anlam dışı kalan atmosfer dikkat çekmektedir. Bu kasvetli atmosferi ters yöne giden ve yüzü belli olmayan bir erkek figür bozmaktadır.  

Tablodaki kasvetli havayı az da olsa bozmaya çalışan diğer bu figürün sanki ısrarla uzakta durduğu ve kalabalığa karışmak istemediği anlaşılmaktadır. Kalabalığa karışmayan ve ters yönde giden figürün, onlardan uzaklaştığı görülmektedir. Resimdeki bu tezatlık önemlidir. Geliş ve gidiş ile sınıflar arası bir farklılık ortaya konmuştur. Hemen imleyelim ki bu yüzü belli olmayan, söz konusu kalabalığa arkasını dönen kişinin resmi yanan, E. Munch olduğunu iddia edilir.

Gökyüzünün rengi ve binalardaki pencerelerden yayılan parlak ışıklar bu boğucu atmosferi tamamlamaktadır.

E. Munch, bu figürlerle ilgili şunları söylemiştir:

“Yanından geçenler ona tuhaf bir şekilde bakıyorlardı. O ise sönük akşam ışığında gözlerini dikerek bakmalarını anlayabiliyordu. Bazı düşüncelere dalmaya çalıştıysa da başarısız oldu. Kafasının içinde boşluktan başka bir şey yoktu. Bir kez daha geçenler onu onun yolundaydı, baştan aşağıya titriyordu ve ter içinde kalmıştı.” Bu durumu şöyle de yorumlayabiliriz: E, Munch bir gün yaşadığı buna benzer bir durumu resmetmiştir. Kendisinin yalnızlığı sevmesi, kalabalıkları reddetmesi, bütün bu gürültüden ve aşırı gösterişten uzak durması ve resimdeki figürlerin içinde/yanında yer almak istememesinin sonucudur. Kalabalığın dışında kalan ve tek başına bir tür travmatik çöküntü içindeki bu figür toplumun bazı kesimlerini yansıtmaktadır. Söz gelimi yaşadığı bunalımlar, psikolojik sorunlar, açlık ya da kimsesizlik gibi insana ağır gelebilecek manevi baskıların yansımasıdır. Benzer kötü koşulları yaşayanların yalnızlığını bu biçimde resmetmiştir. Dolayısıyla bu tezatlık resme hüzün ve melankolik bir duygu atmosferi katmaktadır. Resimdeki karanlıkta kalan erkek figür yavaşça kaybolmaktadır. Yani kalabalığa ve gürültüye karşı sanatçının bir tür protestosudur aslında. Figür çok fazla telaş etmeden ve olabildiğince sakin bir biçimde yürümektedir. Kalabalığa sırtını dönerken bir yandan da topluma sırtını dönmektedir aslında. Bu figürün hemen yakınında olan devasa bir ağaç vardır. Resimdeki tek ağaç da budur aslında. Söz konusu devasa ağacın yansıyan kütlesi figürü iyice büyütmektedir. Yani verdiği kararın doğruluğunu göstermektedir. Ayrıca figürün kaygısı ve korkusu kendinden değil, dışarıdaki toplumdan gelmektedir. Bunu böyle de okuyabiliriz.    

Resimdeki renkler (sarı, siyah, kahverengi, mavinin tonları…) pastel ağırlıklıdır. Her bir renk kendi yansımasının dışında bir diğer renk ile yakın temas içindedir. Renkleri şöyle sıralayabiliriz.  Gökyüzü mavidir, evlerin ön cepheleri kırmızıdır, siyah figürler ve fondaki lacivert gökyüzü son derece yalın bir biçimde gösterilmiştir. Gökyüzünün baskınlığı bir yana, evlerdeki sarı ölgün ışıklar ayrıca dikkat çekicidir. Figürlerin kalın giysilerinden anlıyoruz ki mevsim kıştır ya da soğuk bir hava vardır. Franz Kafka’nın romanlarındaki kaotik bir görüntü ile resim kendi gerçekliğini yansıtmaktadır. E. Munch bu resminde melankolik bir çöküntüyü toplumsal bir boyuta taşımıştır.

Resimde ayrıntılar yok denecek kadar azdır ve yalınlık öne çıkar. Pencerelerin her biri hayli büyüktür ve dikdörtgen biçimindedir. İyice bakıldığında gökyüzüne doğru süzülen uçurtmalara benzemektedir. Figürlerin yüzlerinde ise durağına bir ifadesizlik vardır. Sadece birinde kalın bir bıyık vardır. Yani tümü ifadesiz ve şekilsizdir…

Gerçek yaşamdan hayli kopuk ve diyagonal bir kompozisyon söz konusudur. Böyle olunca da kişide klostrofobi duygusu yaratmaktadır. Toplumsal baskının ve üst sınıfların yarattığı zorunlu ilkelerin getirdiği sonuçtur bu. Ancak figürlerin biçimsel görünümleri resme başka bir yorum da katmaktadır.

Resim tam anlamıyla gerçek dışı bir görüntüyü yansıtmaktadır. Her şey bilinen dünyanın koşullarının dışındadır ve baskın bir duygu yoğunluğu içermektedir. Aslında bu resim sanki kâbusun bir anlık gösterimdir. Bir yoğun endişenin ve hüznün tipik aktarımıdır.

Edvard Munch, bu tablosunda içimizdeki çığlığı, toplumdaki yalnızlığı, korku veren düşlerimizi, toplumun dayattığı kuralları çizmiştir. Onun resimlerinde bireysel çöküntüleri, yalnızlıkları, psikolojik bunalımları sezinleriz. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

En güzel aşk romanları...Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Christine Estima

20 Eylül 2025

Kafka’nın İlk Çevirmeni: Milena Jesenská

“Henüz var olmayan bir şeyi, ancak ona tutkuyla inanırsak yaratabiliriz."1920’li yılların Viyana’sı günümüzün kozmopolit Viyana’sı gibi değildi. I. Dünya Savaşı sona ermiş, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çökmüş,  bu acımasız savaşın yarım bıraktığı işi 191..

Devamı..

Sapanca’da Doğa Yürüyüşü Yapılabilecek..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024