Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Mayıs 2020

Öykü

Sol Memenin İçi

Semrin Şahin

Paylaş

5

0


Gözlerin kapalı. Kirpiklerinde oynaşan gün ışığı yüzünü aydınlatıyor. Yattığın kanepede senaryonun son sahnesini düşünüyorsun. Esinti perdeyi havalandırıyor, serinlik teninde geziyor. Aklın senaryoda. Yapımcı finali uzattıkça uzatmanı istiyor. Ne kadar entrika varsa ekleyeceksin yeni bölüme, hatta yeni karakterler bile sokabilirsin, dizi yeter ki izlenme rekorları kırmaya devam etsin. Oyuncular, set işçileri, sponsorlar hepsi dizinin devam etmesini istiyor. Sense ilerlemek, yavaşça kendi içine dönmek, şiddetten uzak durmak, kadınlara yapılan haksızlıkları önlemek istiyorsun. Ekleyeceğin sahneler birilerini rahatsız etsin istiyorsun. Ama bu kadar basit değil. 

Dizüstü bilgisayarını balkona taşıyorsun. Sokakta top oynayan çocuklar, ip atlayan kızlar, balkonlarına ikindi çayını içmeye çıkan kadınlar var. Kaşık şıkırtıları, şen kahkahalara karışıyor. Taze soyulmuş salatalık kokuyor. Bambu koltuğuna gömülüyorsun. Alt dudağını kemiriyorsun, canın yazmak istemiyor, tarifsiz bir bıkkınlık içindesin. Gözünün önüne dökülen saçlarını topluyorsun, düşünmeye, üretmeye, yazmaya odaklanmalısın, ama içindeki tedirginlik seni huzursuz ediyor.  Zihninde gezen onlarca yanıtsız soru bunaltıyor seni. Set işçilerinden kesilen ücretleri, başrol oyuncuların aldığı fahiş fiyatları, tacize uğrayan kızları, mobbingleri, önüne gelene edilen hakaretleri düşünüyorsun ve senin bütün bunları yok saymaya çalışarak bölümleri yazmaya devam etmeye çalışman ve bunu yapamayacak olman canını sıkıyor. Güneş vuruyor alnına. Geçen gün yaşanan olayı anımsıyorsun.

Yönetmenin yanına gidiyordun. Dinlenme karavanlarının yanından geçerken Savaş’ın boğuk sesini duyup adımlarını yavaşlattın. Yağmur çiseliyordu. Elindeki dosyayı başının üzerine koyup ıslanmanı engellemeye çalıştın. Makyöz kız Aylin’in sesini duydun ilk önce. Karavana doğru adım atarken Aylin’in “Savaş Bey lütfen,” deyişi, “Amma naz yaptın sen de,” diyen Savaş’ın sesine karıştı. Kızı sıkıştırıyordu adam.  Karavanın kapısına yaklaştın. Karavan sarsılmaya başladığında ilk önce tereddüt ettin, sonra kızın yalvarışlarını duydun. Adam aşağılık herifin teki, biliyorsun. Nedense birkaç saniye bekledin. Şimdi o anı düşündüğünde yaşadığın tereddüt için utanıyorsun.  Karavanın kapısını araladığında adam kızın üstündeydi, eliyle fermuarını açmaya çalışıyordu. Bağırdın, hakaret ettin, adamı hırpaladın. “Kendi istedi,” diye savundu kendini.  Aylin titreyerek kalktı, ayakta durmaya çalıştı üzerini düzeltirken. Elindeki dosyanın içindeki yeni bölümün tekstleri dağılmış, yağmurun altında ıslanıyordu. Settekiler sesleri duyup geldiklerinde sen kıpkırmızıydın. Yağmur hızlanmıştı. Kameraman, yardımcı yönetmen, set amiri, ışıkçı, dekorcu, onlarca set işçisi oradaydı. Neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Savaş karavanın içindeki koltuğa oturdu. Eliyle saçlarını tarar gibi yaptı. O an piç kurusu demek geldi içinden. Sustun. O pişkin pişkin, “Eğlenmek de mi yasak,” dedi karavanın içindeki mini buzdolabından bira alırken.

“Eğlenmek bir kadını taciz etmek değildir,” Sesinin sertliği seni bile şaşırttı. Çatallı, buyurgan, keskin bir tonda konuşmaya devam ettin, “Şimdi polis çağırıyorum ve bu yaptığının hesabını ödeyeceksin.”

Etrafındaki insanların yüzündeki o donuk ifade hâlâ aklında. Saçlarını geriye atıp telefonunu çıkarttın. O ana kadar konuşmamış olan Aylin, “Yapmayın n’olur, rezil olurum,” dedi. Afalladın. Kız hıçkırdı. Kollarıyla bedenini sarmış, kendi kendini korumaya çalışıyordu. “Yanlış anlaşılma oldu,” dedi sayıklar gibi. Savaş birasından büyük bir yudum aldı. Yönetmen yardımcısı senin yanına gelip elini omzuna koydu ve telefonunu tuttu. “Olur böyle şeyler, sakinleş,” dedi.  Tacizin olabilirliğini düşünemedin. Bu senin düşünce yapında yoktu. Taciz aşağılık bir eylemdi sana göre. Aylin kapının yanına pısmış, ağlıyordu. Onun kaygılarını anlıyordun. Ailesi vardı, kocası duysa onu öldürürdü, zaten amacına ulaşamamıştı adam ve ne olursa olsun suçlanacak kişi Aylin’di. Set amiri de bir bira alıp “Çekimler devam etmeli arkadaşlar, haydi bu bölümü bitirelim,” dedi. Herkesi görevinin başına gönderirken bıyık altından gülüyordu, gördün. İşte o an canın yandı. İçinden yükselen bir alev vardı,  kimse fark etmedi ama onu ben gördüm. Lav gibi. Sol memende bir acı hissettin. Elini tam acıyan yerin üzerine koydun. Oradaydım. Sonsuz bir uykudan uyanışımın ilk sinyaliydi bu acı. Toplu iğne başı kadar ya var ya yoktum, ama oradaydım. Nefes alışverişini hissediyordum, içindeki kor alevi, öfkeyi, pişmanlığı, yakıp yıkma aşkını. Evrenin sonsuz bilincinden getirdikleriyle uyanışım senin yıkıldığın ana denk gelmişti. Memenin içindeki o acıyı umursamadın.

Aylin’in yanına gidip ona sarılma ihtiyacı hissettin. Dokunman gerekiyordu birine. Varlığını hissedip güç alman, yaşadığın olayı sindirmen gerekiyordu. Aylin’e sarılışında umut vardı, avuntu vardı, sevgi vardı.  Sindirilmiştiniz ikiniz de. Aylin’in korkusu güçlü gelmişti. Bu şahit olduğun ahlaksızlıklardan biriydi sadece. Beş ay önce de sette dekor resmini düzeltmek için çıktığı merdivenden düşen genci hatırladın. Sigortasız çalıştırılıyordu ve yapımcı olayı örtbas etmek istediğinde kimse karşı çıkmadı. Diğer işçilere sus payı verildi. Herkes sustu. Zaten televizyon dünyası balçığa batmıştı, sadece bu düzene ayak uydurdunuz siz. Sektörde daha neler vardı neler. Güvencesiz işçi çalıştırmalar, eş dost tutmalar, algı operasyonu yapmalar, patronlarının kasaları daha fazla parayla dolsun diye atılan taklalar, hak çalanlar ve ezilenler, suyu çıkarılanlar, posası atılanlar ve hep sömürülen insanlar. Yok sayılmaların hepsine şahit oldun. Üzerine oynanan oyunlardan da haberin vardı. İçine dolan pişmanlığı duyumsuyorum.

Karşı balkondan biri sofra bezini silkeliyor yola. Rüzgârın etkisiyle senin balkonuna da geliyor ekmek kırıntıları. Kadına kızmak için ağzını açıyorsun, sonra söyleyeceklerini yutuyorsun. Top oynayan çocukların şamatası daha da artıyor. Bilgisayarın ilmeci seni bekliyor. Hazır değilsin. Çocuklardan birinin çektiği şut yoldan geçen bir adamın sırtına isabet ediyor. Adam hışımla dönüyor, belden aşağı ettiği küfürler sokakta yankılanıyor. Şiddetin farklı bir biçimi. Başını uzatıyorsun balkondan. Adam çocuğu yakasından yakalamış, diğer çocuklar ayırmaya çalışıyor. Olduğun yerde adama bağırıyorsun, “Bırak çocuğu!” Başının uyuştuğunu hissediyorsun. Elinde emek poşeti olan yaşlı bir beyefendi “Küçücük çocuk, utanmıyor musun,” diyor adama. Adam pişkin, “Gına geldi bunlardan.” Adamın içindeki kötülüğü, arsızlığı, sapkınlığı görüyorsun, ben de görüyorum senin gözlerinle. Koltuğa dönüyorsun tekrar. Yazmak gelmiyor içinden, kimseyi de görmek istemiyorsun. Sokaktaki kalabalık rahatsız ediyor seni. Duş almanın iyi bir fikir olduğunu düşüyorsun. Güneş git gide alçalıyor.

Banyoda çıplak ve yalnızsın. Elin göğsünün üzerinde. Benim düzensiz yuvarlaklığımı hissedebiliyorsun. Yağ kütlesi, süt bezesi veya herhangi başka bir şey olmadığımı bildiğini kalp atışlarından, soluğunun düzensizliğinden, yutkunmandan anlıyorum. Heyecandan mı yoksa korkudan mı bilmiyorum titriyorsun. Benim varlığımın ayrımına varmış olman benim açımdan hiçbir şeyi değiştirmiyor. Senin için buradayım. Büyümek, ele geçirmek, yayılmak için buradayım. Günler geçtikçe bana alışacaksın. Yavaş yavaş çoğalacağım. Yaşam çiçeğini ele geçirdikçe güçleneceğim. Sen bu dünya düzeni içerisinde yaşadığın veya yaşanılan haksızlıklara karşı yüreğindeki isyanı büyüttükçe birlikte savaşacağız. Aynaya bakıyorsun. Boynundaki et benleri çoğalmış gibi geliyor sana. Karşındaki aynanın sırlı yüzeyine yansıyan ışık oyunlarının arasında gözlerine odaklanıyorsun. Haki yeşili, canlı ve asi. Gözbebeklerin büyüyor.  Yazdığın senaryolardaki herhangi bir sahneden farksız bu yaşadığın an. Hırs, öfke, mutsuzluk, yıkım ya da bir fırtına arıyorsun içinde. Hayır, bunların hiçbiri yok. Acıyor musun yoksa kendine? Seti, oyuncuları, yazdığın bölümü, oynanan entrikaları, güvensizliği hepsini bir kenara bırakıyorsun. Hepsinin karşılığı kocaman bir hiç.  

Bornozunu giyip mutfağa geçiyorsun. Sessizce senin duygularını anlamaya çalışıyorum. Bol köpüklü bir kahve yapıyorsun. İçinde söylemeye başladığın bir şarkının melodisi dolanıyor bütün hücrelerinde. Ezgi o kadar güçlü ki şaşırıyorum. Başkaldırı bu. Tanıyorum. Kahven elinde balkona çıkıyor, bilgisayar ekranını kapatıyorsun. Güneş batmış. Yolun bitimindeki günbatımının koyu pembeliğine bakıyorsun. Taze fesleğen kokusuna çatal bıçak sesleri eşlik ediyor. Evlerdeki canlılık içini titretiyor. Elini sol memenin üzerine getiriyorsun. Islak saçların ensenden aşağı dökülüyor. Serinlik iç gıdıklayıcı. İşaret parmağın tam üzerimde. Bir kütle, diyorsun. Gözlerini kapatıyorsun yavaşça. Karanlığımı hissediyorsun.

“Neden geldin,” diye soruyorsun. Sorun afallatıyor beni. Bir milim daha büyüyorum o an. Hızım beni bile şaşırtıyor. Sonsuz bilginin içindeki sesi duyuyorum. Benim sesime karışıyor sesi. “Hayatının bir gün biteceğini sana anımsatmak için,” diyorum.

Bir kırlangıç giriyor balkona. Gün batımı mora çalıyor. Kahve fincanına uzanıyorsun. “O zaman yeni başlıyoruz desene,” Dudağının kenarında yamuk bir gülümseme.

Kahven şekersiz. Yüzünü buruşturuyorsun. Zaferin benim, anlıyorum.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Eşsiz Manzaraları Avuç İçine Sığdıran ..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nilüfer Kuzu

11 Mart 2025

Elias Canetti’nin Okuma Serüveni

Canetti’nin ilginç bir okuma serüveni yorganın altında cep feneri ile gizli gizli yaptığı kitap okumalardır.Okula başlamasından birkaç ay sonra babasının getirdiği bir kitap Canetti’nin yaşamını değiştirir. Bu kitap Binbir Gece Masalları’nın çocuklar için hazırlanmış ..

Devamı..

Hayattan Notlar

A. Dilek Şimşek

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024