Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

11 Nisan 2024

Kitap

Solmayan Anne Çiçekleri

Aynur Kulak

Paylaş

0

0


Annesi bakımevinde olan genç bir kadının duyguları uçurumun sınırına gelerek uç noktalarda geziniyor.

Aileye dair, anne kız ilişkisine dair, babalar ve çocuklara dair ne zaman bir roman, bir uzun hikâye, bir öykü okusam hep aynı soruları sorarım: Neden böyle olmak zorunda? Neden sevgi dolu, huzurlu, dengeli bir aile ilişkisi, ebeveynler ile çocukları ilişkisi kurulamaz? Böyle hikâyeler okuduğumuzda neden hep duygusal olarak dağılırız?

Özlem Çetinkaya’nın Düşbaz Yayınları tarafından yayımlanan yeni romanı Anne Çiçekleri, anne kız ilişkisine odaklanan hikâyesiyle duygularımızı en hassas yerinden kavrıyor. Temelde anne kız ilişkisine odaklanmış olsa da çocukluğumuzdan yetişkinliğimize, ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişkide tam olarak ne olup bittiğine dair soruların cevapları peşinde koşan Özlem karakteri, annesiyle sorunlu bir ilişki içinde olan tüm kız çocuklarının sesi oluyor. Hikâyenin tamamını Özlem’in anlatımından dinliyor, hikâye ilerledikçe tüm dertlerine fazlasıyla ortak olmaya başlıyoruz. Çünkü her birimizin en az bir sebepten dolayı yaşayarak mustarip olduğumuzu hissettiğimiz konu; anne duyarlılığı, anne sevgisi olarak karşımıza çıkıyor.

“Annemin gelgitlerinden yorgunum. İnsan tek kerede ölüp gider, neyin savaşı bu, anlamıyorum ki? Neyi bırakamıyorsun? İçimden yükselen sesi bastırıp hızla geri yolluyorum. İnsan annesi ölsün ister mi hiç? Daha önceleri istemiştim ama o zaman çocuktum. Şimdi kendim de bir anneyken…”

Ailelere dair, ebeveyn çocuk ilişkilerine dair hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değil. Baştan sona çekili olan ve içeriyi göstermeyen kalın perde, içeriden dışarıyı görmemizi de engelliyor hiç şüphesiz. Söz konusu aile olunca ışık hiçbir yerden sızmıyor. Dışarıdan içeri, içeriden dışarı olacak şekilde maruz kaldığımız körlük haliyle yolumuzu bulmaya çalışırken ortaya çıkan gerilim şiddetini arttırıyor, suçluluk duygusu bir türlü yatışmıyor, kendini bir türlü affedememenin (kişinin kendisi anne dahi olsa) ruhumuza bindirdiği yükler sırtımızdan inmiyor.

Annesi bakımevinde olan genç bir kadının duyguları uçurumun sınırına gelerek uç noktalarda geziniyor. Dostu Defne’nin tavsiyesiyle yaşadığı her ânı yazmaya başlayan Özlem’in çocukluğundan beri biriktirdiği psikolojik yüklerin onu ne hale getirdiğini okurken, “onu anladığımızı keşke ona söyleyebilsek” duygusuyla devam ediyoruz satırlara. Kocası Sinan ve arkadaşı Defne ile çıktığı tatilde yaşadığı öfkenin kontrolden çıktığını ve dışa doğru taştığını okurken, onunla birlikte biz de harap oluyoruz. Özlem’in bu öfkesi kendimize ve temeldeki aile ilişkilerimize dair ne varsa hatırlatıyor bizlere. Ne annesini ne de kendisini affedebilen Özlem’in hem çaresizliği hem de kâbusları, kendi çaresizliğimizin yansıması olarak çok tanıdık.

“Her kâbustan sonra gözümü bir daha kırpamıyorum. Bedenim kaskatı kesiliyor. Gördüklerimi anlamlandırmaya çalışmaktan yorgun düşüyorum.”

Annesinin varlığının Özlem’in varlığını hayatının hiçbir anında nitelememesi, başka annelerle karşılaştırdığında annesinin varlığının bir yüke dönüştüğünü görmesi, babasının hem psikolojik hem de fiziki şiddetinin yarattığı travmanın korkularını nasıl tetiklediğini okumak ve romanın sonunda verilerek psikolojimizi paramparça eden ayrıntı tıpkı Özlem gibi dağılmamıza sebebiyet veriyor.

Fakat Anne Çiçekleri umudun tamamen göz ardı edildiği bir roman değil. Özlem, kişisel kurtuluşunun arayışını başına ne gelirse gelsin devam ettiriyor. Psikoterapiste gidiyor. Eğer beğenmezse başka bir psikoterapist buluyor. Kendisinin de anne olduğunun farkında biri olarak oğlunu düşünüyor. Yani ne olursa olsun devam ediyor hayata tutunma çabasına. Saksıdaki sardunyaları, anne çiçeklerini soldurmuyor.   

Özlem Çetinkaya ailelerimizden mütevelli yaşadığımız psikolojilerimize dair yüzleşmelerimizi geniş bir algılayışla hem bir tür hesaplaşma hem de bir iyileşme vesilesi olarak okutuyor bizlere. Çünkü bu süreçlerin bir anlamı olmalı. Ve bu anlamı ne annemiz, ne de babamız sunuyor bize.  Biz kendimiz yaratıyoruz. Özlem Çetinkaya romanın sonuna bir “Sonsöz”  bir de “Okura Mektup” bırakıyor. Olanı olduğu gibi görmenin kolay olmadığını belirterek; “Gerçekten yaşamak istiyorsak, o tuzaklara karşı uyanık olmaktan başka yol yok.” diyor. Anne Çiçekleri’nin okurunun bol olması dileğiyle.   

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ezgi Polat: "Susarak anlaşabilmek ilet..Semih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Arvanitis

29 Ağustos 2025

Çalışma Ortamında Yaşanan Tükenmişlik ..

Bireylerin zihinsel olarak aşırı yorgun olduğu durumlarda toplumsal planda yaşanan adaletsizlikler kişileri aşırı uçlara sürükleyebiliyor.26 Yaşındaki Ivy League mezunu Luigi Mangione, United Healthcare CEO’su Brian Thompson’ı öldürmek..

Devamı..

Sipariş Yazı

Mehveş Bingöllü

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024