Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Mart 2022

Söyleşi

Sonat Yurtçu: “Başkalarının rahatını kaçırmadan kurtuluş mümkün değil.”

Aynur Kulak

Paylaş

1

0


"...Nefes almaya ihtiyacımız var. Umarım Aramızdaki Fikret okuyanlar için maskelerini çıkarıp, havayı içine çekme imkânı sağlar. Yaşamaktan asla vazgeçmeyin."

Sonat Yurtçu ile ilk öykü kitabı Aramızdaki Fikret odağında yapmış olduğum söyleşi “Yaşamalısın.” kipinin hayatın bütünü için ne kadar değerli olduğunu bize göstermesi açısından yaşanan durumların, olayların önemlerine binaen gerçekleşti. Nasıl yaşamak? Aramızdaki Fikret’in ana izleğini sürmemiz adına sorulan en önemli soru olarak karşımıza çıkıyor. “Yaşamalısın.” etrafında vücut bulan tüm sorulara Aramızdaki Fikret öyküleri odağında bulmaya çalıştığımız cevapların kapsamlı söyleşisi için buyurun lütfen.

Aynur Kulak: İlk soru itibariyle edebiyat ile olan bağınız, temasınız ne zaman başladı diye sorsam zihniniz sizi ne kadar geriye götürür?

Sonat Yurtçu: Kitaplarla ilgili bağım dinlediğim masallara uzanıyor. Ailemin aldığı resimli çocuk kitaplarından beri merak ettiğim bir dünyaydı. Yaşantıları gereği çok okuyan değil; fakat vaktiyle okuyup hayatın içine atılmış bir aileden geliyorum. Kitaplığımızda babamın sendika kitapları ve dönemin gazetelerinden alınmış ansiklopediler vardı. Tek çocuk olduğum için evin içinde kendime bir uğraş bulmam gerekiyordu. Küçük yaşlarda ansiklopedi karıştırmaya başladım. İlk etkilendiğim kitabı hatırlamıyorum. Ama o dönem yakın bir arkadaşımın vesilesiyle Uğur Mumcu’nun Rabıta kitabını okumuştum, beni etkilemişti. Sendikacı bir babanın oğlu olduğumdan siyasete merakım vardı. Ama yaşım gereği yazmak istediklerim daha farklı konulardı. Sanırım ilk olarak bir şiir yazmıştım, 15 yaşındaydım. Ama ortaokulda Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşkı-Memnu kitabını ödev olarak verdiklerinde çok sıkılmıştım. Tabii ki seneler sonra okuyunca keyfine varabildim.

AK: Aramızdaki Fikret ilk öykü kitabınız ve içerisinde on öykü bulunmakta. On öykünün bir araya gelmesi, bu süreçteki yol alışlar, kitabın yol hikâyesi nasıl gelişti?

SY: Sanırım ilk haliyle şimdiki hali arasında dağlar kadar fark var. Yap-boz gibi yazdıkça sildim, yerine başka bir öykü ekledim. İki adım öne bir adım geriye doğru yazdım. Bir bütünlük oluşturması gerekiyordu. Moda Çay Bahçesi’nde otururken defterime yazmaya başladım. Sonra genellikle yürüdüm, oturduğum her yerde insanları dinledim. Hani sokağın bir ritmi, müziği vardır. Ben yazdıklarımda müziği direkt kullanmayı seviyorum. Babam eski bir bas gitarist. Beni de müzikle yetiştirdi. Yıllarca başucumda bir el radyosu vardı, tek bir kanala ayarlıydı: TRT, Radyo-3. Şimdi 31 yaşındayım. Evimde 90’lardan kalma dolaplı bir müzik seti var, radyosu TRT, Radyo-3’e ayarlı. O yüzden yazdığım her metnin bir müziği var. Bunu ne kadar karşı tarafa iletebiliyorum, bilmiyorum. Ama tek bir cümle yazıp saatlerce bilgisayarın başında beklediğimi biliyorum. Çıkarılan, eklenen öyküler ve geçen zaman içinde hoş bir kokusu oluşmaya başladı metinlerin, akabinde elle tutulur hale geldi.

AK: "Yaşamalısın" öyküsü ile başlıyor kitap ve aslında “Yaşamalısın!” kipi kitaptaki tüm öykülerin ana izleği. İlk öykü itibariyle, ne düşünürüz ve başımıza ne gelir; ne hissederiz ve başımıza ne gelir, ne umarız ve başımıza ne gelir meselesinin bir tezahürü Yaşamalısın öyküsü sanki, ne dersiniz?

SY: Yaşamak garip bir şey. Bütünün önemli bir parçası hayatta kalabilmek. Yaşamak da nasıl yaşamak? Buna da yaşamak mı denir? Bu cümle benim aklımı kurcalıyordu. Çevremde kendi varlığını kabul ettirmeye çalışan insanlar var. Hepimiz bunun peşindeyiz. Ben varım, buradayım demek istiyoruz. Bazen kim olduğumuzu geç fark ediyoruz. Kimi yaşayabilmek için kendi köyünü terk ediyor kimi de yaşayabilmek için öldürmek zorunda kalıyor; ölmemek için (Çilem Doğan). Kimi mahallesini değiştiriyor sırf dayak yemeden, laf atılmadan hayatını devam ettirebilmek için. Evet, ben bu dosyanın ilk söylediği şey: Yaşamalısın olsun istedim. Yaşamak zorundayız.

AK: "TATİLE GİDİYORUZ BİZİ ARAMAYIN." Kitabın ikinci öyküsü ve kitaptaki tüm öykü adları küçük harfle yazılmışken sadece bu öykü büyük harflerle karşımıza çıkıyor. Bu öyküden itibaren diğer öykülerde de yaşam-ölüm- suç-ceza-eylem-intikam baba izleği-tutunamama gibi her kavram zıddıyla birlikte karşımıza çıkıyor. Karakterin kafasının içi muğlaklıklarla dolu; ne dersiniz?

SY: Televizyonda son dakika haberi gibi düşündük bunu. Editörüm Beyza Ertem’in de katkısıyla öykü adını büyük harflerle yazma kararı aldık. Öykünün sonunda anlayacakları bu kötü birinin sloganı, bahanesi, yalanı. Arkadaşlarımızı, dostlarımızı ve hatta ailemizi düşünelim. O öyle yapmamıştır… sen yanlış anlamışsındır… kesin bir sebebi vardır gibi cümleleri hepimiz duyuyoruz. Karakter burada vaktiyle arkadaşı olan ve tanıdığını zannettiği birinin yaşamının içinden geçiyor ve geçerken de buna tanık ancak hissettiği bir sorun var, farkında. Fakat hiçbir şey yapmıyor. Sadece izliyor. Elbette kendi hayatı da yolunda değil. Aslında suçlu hissediyor ve bu suçluluğu anlatmaya çalışıyor kimseye sezdirmeden. Hayatımızdaki insanların kim olduklarını gerçekte ne zaman anlarız ya da kaç sene sonra? Her şey muğlak.

AK: Kitaba da ismini veren "Aramızdaki Fikret" öyküsü. Yine bir muğlaklık; ne olmuş olabilir ki, yine ne olacak şimdi soruları ile kadınlar tarafından gerçekleştirilen bir intikam silsilesinin içine giriyoruz. Kadına şiddet mevzu bahis aslında ama alt metin itibariyle Aramızdaki Fikret’in kim olduğu sorusu çok iyi gizlenmiş bir soru olarak karşımıza çıkıyor.

SY: Bu öyküyü yazarken çekincelerim vardı. Erkeklerin oluşturduğu televizyon programlarında, seminerlerde kadın sorunu konuşuyor gibi olmak istemedim. Sonra fark ettim ki bu kadınları tanıyorum. Babam ya işte ya da iş yemeğinde olduğu için annemle ve onun kadın arkadaşlarıyla daha sık vakit geçirdim. Onların sohbetlerinde bahsettikleri sorunları, laf aralarında tatlı-sert şakalarını yazmak istedim. Kesinlikle bir kurtuluş ve övgü barındırmıyor bu öykü. Annemin o yakın arkadaşlarının, komşularının çektikleri sorunlar aklımın bir köşesinde hep kalmıştı. Onlar için onlarla beraber ufak bir plan yaptım diyelim. Bizi kurtaracak olan bir şeye cevap vermek zor. Bir arada yaşamamız gerektiğini kabul etmeliyiz. Çünkü kimin kimi seveceğine kişinin kendisi karar verir. Başkalarının rahatını kaçırmadan kurtuluş mümkün değil.

AK: Öykülere konu olan karakter isimlerinin öykü isimleri olduğunu görüyoruz. Aramızdaki Fikret, Ercüment’in Sergüzeşti, Beni Öp Haydar, Süleyman Pek Eş Dost Dinlemezdi. Bu karakterler yalnız. Mutsuzlar mı; bazen, hatta çoğu zaman tercihleri yalnızlık. Plazalarda yaşamıyorlar; mekânları mahalleler, apartman daireleri. Ya bir olayın içine uyanıyorlar ya da sürüklenerek mecbur bırakılıyorlar. Babalarını çok seviyorlar. Genelde kanlı veya kansız olaylar, cinayetler, suçlar, cezalar, işkenceler içerisindeler. Tüm bu verilerden yola çıktığımda, geniş resme bakarak; bir suçluluk duygusu mu mevzu bahis; ne dersiniz?

SY: Emeklilerin oluşturduğu 500 haneli bir sitede büyüdüm ve burası bizim mahallemiz gibiydi. Bu korunaklı yerden çıkıp şehre, anneannemin mahallesine gittiğimde başka bir dünyayla karşılaşmıştım. O mahallenin içinde hayatını arabesk bir sona teslim etmiş olanlar, seksenlerde politik mücadele sonrası darmadağın aileler ve kendisini var etmeye çalışan insanlar vardı. Hepsi de sürükleniyordu, yaşamıyordu. Bu ailelerde babalar ya ortada yoktu ya işsizdi ya da erken yaşta ölüp gitmişlerdi. "Yaşamalısın" öyküsünde bu arabesk hayatı içimize işlemeyi tercih ettim çünkü toplumda ister maruz kalın ister tercih edin bu var, var olmaya devam edecek. Bir şeyin arabeskleşmesiyle arabeskin arasında fark vardır. Buradaki karakterlerin hepsi ister caz dinlesin ister klasik müzik hepsi hayatın arabesk yüzüyle tanışıyorlar. Elbette ki suçlulukları, aralık bir kapıdan girip kurtuluşa erme arzuları ve düştükleri o suyun içinden vurgun yemeden güneşi görme istekleri var. Bir sokağın içinde kaç insan kaç aile var ve hepsinin hangi karmaşayla boğuştuğunu nereden bilebiliriz? Sadece tahmin edebiliriz. Bildiğim hayatları, tanıdığım insanları, dinlediğim hikâyeleri ve tabii ki sonunda da suçluluk duygumu anlattım.

AK: "O Denli Güzel" kitabın son öyküsü. Aramızdaki Fikret kitabını "O Denli Güzel" öyküsü ile bitirerek insanın içindeki şüphe duygusu hiç bitmemesine rağmen güzel olana vurgu yapmak istemişsiniz gibi geldi.

SY: Öncelikle bu öykünün, isminin hikâyesinden bahsedeyim. Kitabın girişine eklemek için bir alıntı arıyordum ve Ali Teoman’ı çok severim bu yüzden öyküleri düşünürken, kitapları tekrar karıştırıp o cümleye denk geldim. Yaşamak, her şeye karşın, çok ama çok güzeldi. O denli güzel, o denli güzeldi ki… Eskiden yaşadığım sokağın adını taşıyan bu öyküye başka bir isim koyma önerisinde bulunduğu için editörüm Beyza Ertem’e teşekkür ederim çünkü bu öykünün adı sizi tekrar kitabın girişine, bahsi geçen o alıntıya götürecek. Ardından da ilk öykünün başlığına: Yaşamalısın. Böylece döngü tamamlanacak. “Onca ölüme, bütün kayıplara rağmen yaşamak güzel,” demek istedik. Beyza Ertem’in yönlendirmesiyle ufak bir oyun yaptık diyelim; zannederim onun tam olarak düşlediği şeyi gerçekleştirdik

Bu öyküyü yazarken de üzüldüm. Şimdi tekrar okuyorum ve yine üzülüyorum. Bilmiyorum, yaşanacak olanın önüne geçemeyeceğimi kabullenmem uzun sürdü ve burada o bavulu bir gün elime alacağımı bilmek, beni mutsuz ediyor.

AK: Uzun bir pandemi dönemi geçiriyoruz. Edebiyat adına nasıl metinler okumaya başlarız sizce? Önümüzdeki dönemlerde tüm bu yaşadıklarımız edebiyata nasıl yansıyacak?

SY: Sanırım şimdi pek anlayamıyoruz geçirdiğimiz bu süreci. İlla ki pandemiyle ilgili metinler yazılacaktır. Savaşı yaşarken ettiğimiz mücadeleden ve heyecandan tam olarak savaşı anlayamıyoruz. Pandemiyi ve sonuçlarını aradan belirli bir zaman geçtikten sonra idrak edebileceğiz. Günümüzü anlatırken artık herkesin yazdığı metinlerin içinde maske göreceğiz. Kocaman bir maskeyle ülkenin ağzı burnu kapanmış gibi hissediyordum. Muhtemelen bir vaktin distopyası artık bugünün normali haline geldi. İki sevgilinin yüzündeki maskeleri unutup öpüşmeye çalışması gibi komik anlar canlanıyor gözümde. Enteresan romanlar ve öyküler okuruz umarım. Nefes almaya ihtiyacımız var. Umarım Aramızdaki Fikret okuyanlar için maskelerini çıkarıp, havayı içine çekme imkânı sağlar. Yaşamaktan asla vazgeçmeyin.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Netflix’te İzleyebileceğiniz En Eğlenc..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Josef Kılçıksız

21 Nisan 2025

Traktör Yürüyüşünde Taşralı Melankolin..

Taşranın şu an bir yas halinde olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır; taşra, hem toprağının, hem hayal gücünün, hem töresinin hem de aidiyet kaybının yasını tutuyor.Yozgat’taki traktör yürüyüşü bana, nicelik olarak değil belki ama nitelik olar..

Devamı..

Yolda Olmak ve Yolda Olma Felsefesi Üz..

Tuğçe Hitay

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024