Tanzimat Fermanı ile başlayan yenilenme sürecinde romancıların en çok üzerinde durdukları konuların başında kadınlarla erkekler arasında kurulan ilişkiler ve özellikle evlilik gelmektedir. Bunların Müslüman Osmanlı’nın kurallarına aykırı olmayan dinamiklerini tespit etmeye, halkı bilinçlendirmeye çalışmışlardır yazarlar var güçleriyle.
Adnan Bey kırk beş yaşlarında zengin bir adamdır. Eşi ölmüştür. Nihal adında bir kızı, Bülent adında küçük bir oğlu vardır. Adnan Bey’in genç, uçarı, çapkın ve maceraperest yeğeni Behlül aileden biri sayıldığı için hemen her gün konaktadır. Bihter’in annesi Firdevs Hanım, şuhluğu ve serbestliği ile tanınan dul bir kadındır. Firdevs Hanım iki kızıyla birlikte Boğaziçi’nin mesire yerlerinde “Melih Bey Takımı” diye tanınır. Adnan Bey bir sandal gezintisinde tanıştığı Firdevs Hanım’ın küçük kızı Bihter’le evlenir. Bihter bu evliliğe Adnan Bey’in zengin olması nedeniyle razı olmuştur. Fakat çok geçmeden genç bir kadının yalnızca eşinin servetiyle mutlu olamayacağını anlar. Kısa zaman sonra eşinin çapkın yeğeni Behlül’le aralarında yasak aşk başlar. Behlül zaman geçtikçe yasak aşktan ve maceralı hayatından bıkar, Nihal’i sevmeye başlar ve onunla evlenmek ister. Bu düşünceyi Bihter dışında herkes olumlu karşılar. Bihter, Behlül’ü kaybetmek istemez. Bu evliliğe engel olmak için elinden gelen her şeyi yapar. Çabalarının sonuç vermediğini görünce olan biteni açıklamayı düşünür. Böylece hem Behlül’den hem Nihal’den hem de bu evliliğe ön ayak olan annesinden öç alacaktır. Bihter ile Behlül arasında geçen tartışmaya tesadüfen şahit olan Nihal ikilinin arasındaki gizli aşkı öğrenince bayılır. Sonunda her şey ortaya çıkar. Behlül evi terk eder. Bihter, ise umduğunu bulamayarak hayal kırıklığı içinde intihar eder. Köşk eski hayatına geri döner. Adnan Bey ve Nihal arasındaki ilişki eski günlerdeki gibi olmaya başlar. Artık aralarına kimsecikler giremeyecektir.
Aşk-ı Memnu’nun konusu için 19. yüzyıl sonlarında İstanbul Boğaziçi’nde bir yalıda Melih Bey takımından Bihter’le Adnan Bey’in evlenmesi ve bu evlilik sonrası Bihter’le Behlül arasında gelişen aşk; izleği için ise yasak aşk diyebiliriz. Merkez izlek olan yasak aşka bağlı olarak oluşan öteki yan izlekler ise şunlardır: yalnızlık, kıskançlık, intikam, alafranga yaşamın sorunlu yanları, ihanet, dengesiz evlilikler, aile içi iletişimsizlik. Yasak aşkı, evlilik dışı ilişkileri özgün bir biçimde ele alan bir roman Aşk-ı Memnu. Bu izlek Dünya edebiyatında da işlenmiştir: Tolstoy’un Anna Karenina’sı, Flaubert’in Madam Bovary’si, Aytmatov’un Cemile’si, Stendhal’ın Kırmızı ve Siyah’ı ilk akla gelenler.
Romanın merkez karakterleri Behlül, Bihter, Nihal ve Adnan Bey, yan karakterleri Firdevs Hanım, Peyker, Beşir ve Matmazel, bu karakterleri destekleyen üçüncü dereceden karakterler ise Nihad Bey, Şâyeste ve Nesrin. Bihter evliliği para açısından düşünüyor. Adnan Bey’le sırf zengin olduğu için, aralarındaki yaş farkına rağmen evleniyor. Bihter’i karakterize eden temel özellikler evlilikte maddiyata önem veren, sadakatsiz bir kadın olması. Bihter, Firdevs Hanım’ın kızı olmasına rağmen yaptıklarından ötürü zaman zaman kendisiyle hesaplaştığı için masum sayılabilir. Behlül’de ise böyle bir durum yok.
Bir romanı değerli kılan unsurlardan biri de trajik an ya da trajik olgu kavramıdır. Bu olgu, okur olarak bizim bazı şeylerin yanında yer almamıza ya da bazı şeylere karşı çıkmamıza neden olur. Trajik durumlar romanı daha ilginç ve çekici hale getirir. Aşk-ı Memnu’da roman karakterlerinin ilişkilerinden kaynaklanan merak unsurlarının merkezinde Bihter ve Behlül arasındaki yasak aşkın nasıl sonuçlanacağı yer alıyor. Bihter ile Adnan Bey arasındaki evliliğin bitip bitmeyeceği, Nihal ile Behlül arasındaki ilişkinin nasıl sonuçlanacağı, Adnan Bey’in Bihter ile Behlül arasındaki ilişkiyi öğrenip öğrenmeyeceği ve öğrenirse nasıl tavır takınacağı ise merkezde yer alan trajik olguyu besleyerek güçlendiriyor. Uşaklıgil, karakterlerini kurmacanın içindeki değerleri ve dünyaları doğrultusunda ele alarak psikolojik durumlarını ön plana çıkarıyor. Karakterlerin iç hesaplaşmalarına, duygu ve düşüncelerine ağırlık veriyor. Bihter’in Göksu gezisinden sonra üzerindeki bütün giysileri çıkarıp aynada kendisine bakarak düşünmesi buna iyi bir örnek olabilir. Roman bittikten sonra belleğimizde yaşamaya devam edebilecek karakterler kalıyor geriye: Behlül, Bihter, Nihal ve Adnan Bey.
Romanın iletisi için yaşça dengesizliklere dayanan ve maddiyatı önceleyen evliliklerin insana mutluluk vermeyeceği gerçeğidir diyebiliriz. Bir evliliğin sağlıklı yürüyebilmesi için eşler arasında sadakat ve vefa duygularının olması, bu duyguların hayata geçirilmesi gerekir. Yasak aşkın bunu yaşayanlara verdiği zararın yanında başka kişilere vereceği zararlar da olabilir. Evlilikte yaşça dengeyi de gözetmek gerekir. Uşaklıgil¸ yarattığı karakterler aracılığıyla bu olumsuzlukları roman boyunca göstererek okurun bunlar ve olumlulukların neler olabileceği üzerine düşünmesini sağlıyor.
Romandaki bir olayı toplumsal kılan etki yazarın tutumudur. Aşk-ı Memnu’da olaylar, konu ve izlek bireysel görünüyor ancak aile ilişkileri başta olmak üzere sosyal gerçeklikleri de ele alan bir roman aynı zamanda. Fakat bu saptama romanın bireysel niteliğinin merkezde olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Yazar olay örgüsünü kurgularken, anlatırken araya girip kesintiler yapmıyor, konuyla ilgili görüşlerini açıklamıyor. Bu anlamda Halit Ziya Uşaklıgil’in ilk modern romancımız olduğunu söyleyebiliriz.
Aşk-ı Memnu, 19. yüzyılın sosyal hayatına dair bilgiler veren bir dokuya sahip, yine bu dönemin sorunlarını yansıtan birtakım sosyal olgular söz konusu. Ancak romanın Bihter, Behlül ve Nihal’in kişilik özellikleriyle son derece ilişkili oluşu, yaşadıkları çatışmalardan hareketle içlerinde bulundukları psikolojik durumları ve yazarın niyetini de dikkate alarak düşünmemiz bizi romanın bireylerin psikolojisini merkezine alan bir tür psikolojik roman olduğu gerçeğine götürüyor. Yazar, romanında çoklukla dönemin sosyal yaşamını irdelemiyor, dikkat ve çabasını bu şartlar üzerine yoğunlaştırmıyor. Ama biz okurlar olarak “Melih Bey Takımı” denen ailenin zihniyet değişiminden hareketle onları temsil eden bir sınıfın varlığından haberdar oluyoruz. Bihter’in kişisel trajedisi biraz da bu değişimi yaşayan ve değişimi temsil eden ailelerden kaynaklanıyor.
Üzerinde fazla durulmaması gereken durumlar, gereğinden fazla ya da az anlatılan olaylar kurgudaki işlevine bakılarak anlaşılabilir. Bu durumda Adnan Bey’in roman boyunca duygu-düşünce-davranış ve diyaloglarının daha işlevsel ve ayrıntılı verilse olay akışı daha canlı kılınabilirdi diyebiliriz. Romanda dikkate değer başka bir sorun kişilerin gelir kaynaklarının gösterilmemesi. Bu kişilerin yaşam tarzı, toplumsal değerlerle uyumsuz ve aslında söz konusu olan Melih Bey Takımı’nın geçiş döneminden kaynaklı olarak sınıfsal niteliklerinin soyutlanabilir olmaması. Kültürel yozlaşma ve dejenerasyon gibi kavramlarla açıklanabilecek bir durum değil bu.
"Ne anlatır Halid Ziya, üzerine çok sayıda makale ve tez yazılmış olan bu unutulmaz romanında? Benim düşünceme göre Halid Ziya bir tezi savunmak için kaleme almamıştır Aşk-ı Memnu’yu. Trajik biten yasak bir aşkı hikâye etmek de değildir tek derdi. Düşündüğü ve okurunun da düşünmesini istediği meseleler vardır. Bu meseleleri ele alış şekli ve üslubu da son derece özenle seçilmiştir. Tanzimat Fermanı ile başlayan yenilenme sürecinde romancıların en çok üzerinde durdukları konuların başında kadınlarla erkekler arasında kurulan ilişkiler ve özellikle evlilik gelmektedir. Bunların Müslüman Osmanlı’nın kurallarına aykırı olmayan dinamiklerini tespit etmeye, halkı bilinçlendirmeye çalışmışlardır yazarlar var güçleriyle. Servet-i Fünûn edebiyatçıları da bu ilişki ve evliliklerin kendilerinin de dahil olduğu üst-orta sosyal kesimde nasıl yaşandığını yansıtmışlardır eserleri aracılığıyla... Halid Ziya, Aşk-ı Memnu’yu, kendisinin de dahil olduğu üst-orta sosyal kesimin sık sık rastladığı insanlarından ve onların tanıklık ettiği hayatlarından yola çıkarak kurgulamıştır..." (Ayşe Melda Üner, Oggito)


.jpg)



