Sonbahar Yalnızlığı
16 Kasım 2018 Öykü

Sonbahar Yalnızlığı


Twitter'da Paylaş
0

Denizin gökyüzüyle birleştiği ufku seyretti, dalgın ve uzun uzun… İnceden ılık bir esinti havada. Sade maviliğini yitirmiş gökyüzü sonbaharın eksik olmayan öbek öbek bulutlarıyla kaplı. Güneş, bulutların arasından boşluk buldukça çekingen, isteksiz, etkisiz bir şekilde ara sıra kendini gösteriyor. Çıplak ayaklarını yalayan deniz suyunun üşütmese de ürperten serinliğiyle irkilip önündeki ıslak kumlara baktı. Belli belirsiz esinti sonucu oluşan mırıltılı, sanki hüzün taşıyan bir sesle kumları yalayıp geri çekilen dalgaları seyretti. Bununla da kendini iyi hissetti. 

Kafasını yana çevirip kıyıya paralel uzayıp giden, kimselerin olmadığı kumsalı izlerken bir şeyler arayan biri gibi gördü kendini. Denize cepheli, yan yana dizili, terkedilmiş, kapı ve pencereleri kapalı yazlık evleri gözden geçirdi. Uzakta, evlerin arasında yiyecek bulma ümidiyle üşengeç halde dolaşan birkaç köpek ve deniz üstünde uçan birkaç kuştan başka yalnızlığına ortak olan yoktu. Çok kısa bir süre önce buraların şemsiye ve binbir halleriyle insan yığını halini düşündü. Tatilde olmanın keyfini, gururunu, mutluluğunu yaşayanlar. En güzel pozunu yakalayıp sonra da sosyal medyada nispet yaparcasına paylaşmak için defalarca selfi çekenler. Ellerindeki cep telefonlarının ekranlarına gömülmüş, fiziksel olarak yanyana ama yalnız, birbirlerine ulaşamayan, başka dünyalarda gezen, birbirinden kopmuş çiftler. Kovası ve küreğiyle kumla oynamaktan mutlu, çevresinden ve olup bitenden bihaber,oynadığı oyununun içinde kaybolmuş çocuklar. “Ne güzel yanmışsın” dedirtmek için, yakıcı güneş altında uzun süre döne döne yatanlar. Çok azınlıkta olan okumaya ilgili olanların elindeki kitap ve gazetesiyle meşguliyeti. Güzelliği ve diriliğiyle farklı olduğunu hissedenlerin özgüven yüklü vücut çalımları. Bazı ailelerin yanında fazlalık gibi duran, kimsenin fazla ilgilenmediği, donuk bakışlarının, derin yüz çizgilerinin çok şey anlattığı yaşlı insanlar. Yanlarında olmayan ortak tanıdıklarını çekiştirenler. Siyasetin çirkinliğini, iktidar-muhalefet çatışmalarını birbirlerini ikna edemeden tartışan erkek gurupları. Bir sağa, bir sola gün boyu güneş altında yürüyerek mısır, simit, midye satmaya çalışan derisinin rengi değişmiş satıcılar. İçinde coşkuyu, heyecanı, mutluluğu barındıran tozpembe yaz aşklarını yaşayan gençler... 

Yazdan kalan ne varsa, bir anda gözünün önünde canlanıp kayboldu. Kumsala yazılan yazının bir dalgayla silinmesi gibi hazan mevsimi de tüm bu yaşananları yok etmişti . Bir yerlere saklanmıştı sanki coşku, canlılık, mutluluk… her şey ve herkes. Sessiz ve kederli bir yalnızlık çökmüş kumsala. Sabah yaptığı orman gezisinde de görüp hissettikleri sonbahar mevsiminin benzer bir yüzüydü. Yaprak ve kozalakların, dalında aylarca kaldıkları ağacı terkedip sararmış olarak yerde, rüzgarda savrulması da sonlanan bir yaşanmışlığı, acıyı, ayrılığı, yalnızlığı hatırlatıyordu. Hicran yarası taşıyanların, elde kayıp gidene duyulan özlemle sonbaharda duygularını yoğun yaşamaları da bu yüzden olsa gerek diye geçirdi içinden. Bu nedenle midir acep, sonbahar mevsimine hüzün, keder duygusunun yakıştırılması? Hazan ve hüznü buluşturup kucaklaştıran, mevsimlerin en şairanesi ve şairlere en yakışanı olması da bu yüzden midir, soruları takıldı aklına. Özdemir Asaf’ın bu nedenle olsa gerek, “Sonbahar, hüzündür; Hüzün ise, ben demektir” diye yazması. Ya da Yahya Kemal’in: “Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden / Yorgun ve kırılmış gibi en ince yerinden” diye seslenişini. Benzer duygu salınımlarının etkisiyle Cemal Süreya’nın: "Dedim ya, Eylül’dü. Savruluşu bundandı kimsesizliğimin” dizelerini anımsadı. Şairlerin mısralarındaki anlatımları ve kendini sarmalayan sonbaharın yaşattığı duyguların benzerliğiyle bütünleşmiş halde yeniden denizden yana döndü yüzünü.

 

Doğanın döngüsünün, hayatın döngüsüne eşlik edişini; doğadaki bu değişimde, yaşamla ölümün iç içe geçmişliğini en iyi anlatan mevsimin sonbahar oluşunu, Bazen kış gibi ,bazen bahar ya da yaz gibi yaşanıp giden hayatımızın zaman dilimlerini düşünürken hayatla, yaşananlarla ilgili sorular, hisler üşüştü zihnine, gönlüne. Yaptıklarımız, yapamadıklarımız, unuttuklarımız, unutamadıklarımız, beklentilerimiz, hayal kırıklıklarımız, kavuşup ayrıldıklarımız, acı hissettiren, keyif veren mutlu anlar ve sevinçlerimiz, umutlarımız, mutsuzluklarımız, planlarımız... derken, bir sonbaharın daha geçiyor oluşuyla ömür yapraklarından bir miktarının daha dökülüşü içini burktu. Tüm bunları aklından geçirirken içinde şairlerin dizeleri eşliğinde, çıplak ayaklarıyla sıcaklığını yitirmiş serin kumları hissederek, yavaş adımlarla sahil boyunca yürümeye başladı, yalnızlığına bürünerek...


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR