Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Mart 2018

Öykü

Stig Dagerman • Bir Çocuğu Öldürmek

Stig Dagerman

Paylaş

40

0


Aydınlık bir gün ve güneş eğri bir açıyla çayıra yayılmakta. Çanlar birazdan çalacak, çünkü günlerden pazar. Çavdar tarlalarının arasında iki çocuk önceden rastlamadıkları bir patika keşfediyor, çayırın kenarındaki üç köyün pencereleri ışıl ışıl. Erkekler mutfak masalarına yerleştirdikleri portatif aynaların karşısında tıraş oluyor, kadınlar mırıldanarak kahvaltılık ekmek dilimliyor, çocuklar mutfağın zeminine oturmuş yeleklerinin önünü ilikliyor. Bu mutlu sabah aslında kötü bir günün başlangıcı, çünkü bugün bu çocuklardan biri üçüncü köyde mutlu bir adam tarafından öldürülecek. Yine de çocuk mutfağın zemininde oturmuş yeleğini ilikliyor, adam tıraş olurken bugün derede sandalla gezeceklerinden bahsediyor, kadın mırıldanarak kestiği ekmek dilimlerini mavi bir tabağa yerleştiriyor. Mutfağa herhangi bir gölge düşmüyor ve çocuğu öldürecek olan adam birinci köydeki kırmızı bir benzin pompasının yanında dikiliyor. Mutlu bir adam bu, gözünü fotoğraf makinesinin vizörüne dayayınca küçük mavi bir araba ve gülerek arabanın yanında duran genç bir kadın görüyor. Kadın güler, adamsa bu güzel ânın resmini çekerken pompacı benzin deposunun kapağını sımsıkı kapıyor ve çifte dönerek bugün havanın güzel olacağını söylüyor. Kadın arabaya biniyor, bir çocuğu öldürecek olan adamsa cebinden cüzdanını çıkarıp pompacıyla laflıyor, deniz kenarına gideceklerinden, bir sandal kiralayıp alabildiğine açılacaklarından bahsediyor. Ön koltukta oturan kadın arabanın açık penceresinden adamın söylediklerini işitiyor, gözlerini kapıyor, kapalı gözleriyle denizi ve sandalda yanı başında oturan adamı görüyor. Kötü bir adam değil bu, keyifli ve mutlu bir adam, arabaya binmeden evvel güneşte parıldayan ön ızgaranın başında bir an durup bu parıltının ve kuşkirazı ağaçlarının rayihasına karışan benzin kokusunun tadını çıkarıyor. Arabanın üstüne herhangi bir gölge düşmüyor, ışıldayan tamponunda ne bir ezik var ne de kan kırmızısı lekeler. Birinci köydeki adam arabaya binip kapısını çarparak kapadıktan sonra, tam motoru çalıştırdığı sırada, üçüncü köydeki kadın mutfak dolabını açıyor ve evde şeker kalmadığını fark ediyor. Yeleğini iliklemeyi ve ayakkabılarının bağcıklarını bağlamayı bitiren çocuk kanepeye çıkıp dizleri üstünde doğrularak pencereden bakınca kızılağaçların arasından kıvrılarak akan dereyi ve kıyıdaki çimenlerin üstüne çekili bekleyen siyah sandalı görüyor. Çocuğunu yitirecek olan adam tıraşını bitirmiş, şu anda portatif aynayı katlayıp kapamakta. Masanın üstünde kahve fincanları, ekmek, kaymak ve sinekler var. Tek eksikleri şeker olduğundan anne çocuğunu şeker istesin diye bir koşu Larsson’lara gönderiyor. Çocuk kapıyı açıp dışarı koşarken adam arkasından sesleniyor, sandalın kıyıda onları beklediğini, bugün her zamankinden de uzaklara kürek çekeceklerini söylüyor. Çocuk bahçeyi koşa koşa geçerken aklı hep dereyle, sandalla ve suda oynaşan balıklarla meşgul, kimse fısıldamıyor kulağına, ömrünün sekiz dakika sonra biteceğini, sandalın ne bugün ne de başka bir gün yerinden kımıldayacağını. Larsson’ların evi uzakta değil, yolun hemen öbür tarafında ve çocuk koşarak karşıdan karşıya geçtiği sırada küçük mavi araba da ikinci köyden geçmekte. Küçük kırmızı evlerle dolu bu köyün yeni uyanan sakinleri, mutfaklarında oturmuş kahve fincanlarını ağızlarına götürürken, çitlerinin ötesinde peşi sıra koca bir toz bulutu kaldırarak geçen arabayı görüyor. Araba çok hızlı, elma ağaçları ve taze katranlanmış telefon direkleri direksiyonun arkasındaki adamın görüş alanından gri gölgeler gibi geçip gidiyor. Yaz arabanın camlarından içeri doluyor, köyden süratle geçiyorlar, rahatça ve güvenle yolun ortasından ilerliyorlar, yolda bir tek onlar var – şimdilik. Yumuşak ve geniş bir yolda böyle bir başına gitmek pek hoş, çayırların arasından geçerken bu hoşluk hissi daha da artıyor. Adam mutlu ve güçlü, dirseğinin ucunda kadının bedenini hissediyor. Kötü bir adam değil bu. Denize ulaşmak için acele ediyor. Aslında karıncayı bile incitmez ama birazdan bir çocuğu öldürecek. Üçüncü köye doğru hızla ilerledikleri sırada kadın gözlerini kapıyor ve denize ulaşıncaya dek açmamayı aklından geçiriyor, araba hafifçe salınırken hayalinde denizin nasıl da ışıl ışıl görüneceğini canlandırıyor. Hayat denen şey acımasız bir biçimde tasarlandığı için, mutlu bir adam bir çocuğu öldürmeden bir dakika önce dahi mutluluğundan bir şey kaybetmiyor, bir kadın dehşet içinde haykırmadan bir dakika önce denizle ilgili hayallere dalabiliyor, bir çocuğun yaşamının son dakikasında anne babası mutfakta oturup şeker bekleyebiliyor, çocuklarının dişlerinin ne kadar beyaz olduğundan ve bir sandal gezintisinden bahsedebiliyor, bu esnada söz konusu çocuk komşunun bahçe kapısını kapayıp karşıdan karşıya geçmeye başlıyor, sağ elinde beyaz kâğıda sarılı birkaç küp şeker var ve dakikanın geri kalanı boyunca gözleri, içinde koca balıkların yüzdüğü, upuzun, ışıltılı bir dere ve kenarına suskun kürekler dayalı geniş bir sandaldan başka bir şey görmüyor. Ardından iş işten geçiyor. Ardından mavi bir araba yolun ortasında çaprazlama duruveriyor, çığlık çığlığa bir kadın elini ağzından çekiyor, eli kan içinde. Ardından arabanın kapılarından biri açılıyor ve bir adam bacakları üstünde doğrulmaya çalışıyor ama içi dehşet tarafından oyulmuş sanki. Ardından birkaç beyaz küp şekerin yoldaki kanlı çakılların arasına amaçsızca saçıldığı görünüyor, bir çocuk yüzükoyun yatmakta, hareketsiz, suratı yere dönük. Ardından henüz kahvelerini yudumlamamış iki kişi bembeyaz yüzleriyle bir bahçe kapısından dışarı fırlıyor ve yolun kenarında asla unutamayacakları bir manzarayla karşılaşıyorlar. Zira zamanın her derde deva geldiği doğru değil. Zaman ölü bir çocuğun yaralarını iyileştirmiyor, şeker satın almayı unutan ve komşudan istesin diye çocuğunu yolun karşı tarafına gönderen bir annenin acısını doğru düzgün dindirmiyor, keza çocuğu öldüren bir adamın ıstırabını da, her ne kadar bu adam bir zamanlar mutluluğu tatmış olsa da. Bir çocuğu öldüren adam denize gitmiyor. Bir çocuğu öldüren adam yavaşça evinin yolunu tutuyor, sessizliğe gömülü, yanında suskun bir kadın var, eli sarılı, geçtikleri köylerde bir tane bile mutlu insan görmüyorlar. Kapkaranlık gölgeler arasında vedalaşırken sessizliklerini koruyorlar, çocuğu öldüren adam bu sessizliğin kendisine düşman olduğunun bilincinde, onu alt edebilmek için seneler boyunca suçun kendisinde olmadığını haykırması gerekecek. Oysa bunun bir yalan olduğunu biliyor, her gece rüyalarında yaşamının o kısacık dakikasını geri aldığını ve olanları değiştirdiğini görüyor. Fakat yaşam bir çocuğu öldürenlere öyle acımasız davranıyor ki ardından gelen her şey için iş işten geçmiş oluyor. İsveççeden çeviren: Emrah İmre
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

2019 Nobel Edebiyat Ödülü Akademinin D..C. V. Mullins
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

10 Eylül 2025

İstanbul’a 1 Saat Mesafede Kamp Kurula..

Yoğun şehir hayatının getirdiği stres ve kalabalıktan uzaklaşmak istediğinizde, İstanbul’un çevresinde keşfedilmeyi bekleyen birbirinden güzel kamp noktaları bulunuyor. Üstelik bu rotalar, uzun yolculuklar gerektirmeden doğayla baş başa kal..

Devamı..

W.G. Sebald’ın Eleştirel Denemeleri

Linda Daley

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024