Camdan tek tük köpekler görünüyordu. Işığı görünce, birdenbire geriye dönüp gittiler. Gövde gövde ağaçların çıkardığı yaprak hışırtıları. Hafif esen rüzgâr. Bozkırda uzun yol. Gece. Farları kapadı. Her yer karanlık oldu. Tavandaki sarı ışığı açtı. Köpekler gitmişti.
“Müzik açsana,” dedi dışarı bakarak.
“Ne istersin fıstık?” Pis sırıttı.
Yüzünü döndü. Ayağının ucundaki bira şişesine uzanıp yudumladı. Geri koydu. Radyo cızırtısı doldurdu etrafı.
“Fark etmez, müzik olsun da." Rujunu çıkardı. Aynayı indirdi. Sürdü. Karşısındakinin şaşkın bakışları arasında, “Erkeğime tam bir fıstık olalım madem,” dedi. Ayakucundaki birayı alıp gözlerini dikerek yudumladı. Ot hazırdı. Ateş içeriyi gezdi. Sarı ışık kızıla döndü. Dumanı savurdu. Sırasını verdi. Aldı. Camı açtı. Rüzgâr yüzünü okşadı. Yere baktı, kara bozkıra. Ağaçların hepsinin onu izlediğini hissetti. Gülümsedi. Çekti cigarayı. Kıpkızıl yandı karanlıkta.
“Biraz oynasana!” Koltuğa yayıldı ayı. Hızlıca kemeri çözdü. Dışardaki karanlıktan döndü. Cigarayı attı. Bozkırda bir nokta olarak kaldı zıvana. Camı kapadı. Rüzgârı terk etti. Karanlık, sıcak ve haya kokusuyla kaldılar. Alete götürdü elini. Bitirilmesi gereken cinayet gibi. Baygın bakışa dayanamayarak yüzünü cama döndü. Dışarıdaki karanlık onu terk etmemişti. Bir süre sonra, “Haydi,” dedi belli belirsiz, hırıltılı, elini fıstığın boynuna atıp başını kucağına daldırdı. Sarı ışığı kapayıp boğuk boğuk ses çıkardı.
Lastik kokusunu hissetti. Radyoda Sezen Aksu’yu duydu. Uzaktan bir köpek havlaması işitildi.