Taziye
21 Kasım 2019 Öykü

Taziye


Twitter'da Paylaş
0

Ruhi Su’ya saygıyla, özlemle…

Ah annem! Hiçbir ayrıntıyı atlamaz; Ülkü’nün botlarını kapının önüne koymuş. Diğer ayakkabıların arasında bir başına duruyorlar. Öyle aykırı, öyle asi, öyle yalnız. Merdivene oturup botlara sarılıyorum. Bırakırsam bir daha ölecekmiş, bu sefer gerçekten ölecekmiş gibi geliyor. Göğsüme bastırıyorum sıkıca. Hele o sol bot, sakat ayağının dışa doğru katladığı sol bot! Hayatının özeti gibi sanki. Uzun göz altılardan birinde kırmışlardı bacağını, öyle kendi kendine eğri kaynamış, sağa doğru yatardı ayağı yürürken.” Bir sol duruşumuz vardı onu da aldılar elimizden, boş ver be, kalanı bana yetiyor,” der, basardı kahkahayı.

– Hadi kızım bırak o botları da içeri girelim. Tamamen unuttuğum Erdal Eniştemin sesi ile irkildim.

– Daha bahar gelmemişti memleketin dağlarına, baharı göremeden nereye Ülkü? Haberiniz var mı? Taş duvar, demir kapı, kör pencere Ülkü öldü! Haberin var mı sosyalizm? Senin uğruna ölümlere gidip gelen Ülkü bu sefer gerçekten öldü.

– Hadi Sevgi, hadi kızım girelim artık.

Botları yan yana, merdivenin öte tarafına bir başına bıraktım, onları diğer ayakkabılardan ayrı bir yere koymak içimi rahatlattı nedense. Salondan ağlama gibi bir dua sesi geliyor. Anlamadığım bu dilde bir şey dinlemek geriyor beni. Annem salonda köşede duran koltuğa oturmuş, koltuğun yanındaki devetabanının bir yaprağı omuzunun üzerinde duruyor sanki. Ülkü’nün bir gün kucaklayıp getirdiği devetabanı. Cemal Süreya’nın en sevdiği çiçek demişti salonun köşesine koyarken. “Kim bilir belki biz de onun kadar güzel şiirler yazarız bir gün hayata dair, aşka dair. Belki de ilham denilen şey bu bitkide gizli.” Kendi söylediği şeye inanmayan insanların rahatlığıyla kahkahalarla gülmüştü sonra da.

Annem başında iğne oyalı krem rengi bir örtü, gözleri kan çanağı, elinde buruşuk bir kâğıt mendil, başını iki yana sallayarak ağlıyor. Koşup boynuna sarılmak istiyorum, kaldırımda koyuverdiğim çığlık gelince aklıma vaz geçiyorum. Bütün koltuklar başlarını süslü örtülerle yarım yamalak kapatmış kadınlarla dolu, bunlar cenazedeki kara gözlüklü kadınlar, şimdi de acılarına örtü örtmüşler. Bir tek mevlit okuyan kadın basbayağı örtmüş başını, saçları görünmüyor. O da ağlıyor, tüm diğer kadınlar gibi. Ülkü ister miydi böyle şeyler diye düşünürken annemle göz göze geliyoruz. Önce kapadı gözlerini, sonra kocaman açıp baktı, anladım. Odanın ortasına dalıp; Gidin buradan Ülkü bunu istemezdi diye bağıracağımı, herkesi kolundan tutup dışarı atacağımı sandı. Tam da bunu yapmak istiyordum aslında. Annem, devetabanı, Asuman ve ben sessizce ağlayabilirdik. Dönüp mutfağa gittim. Asuman kendi kadar büyük bir tencerenin başında helvayı karıştırıyordu, arkasından sarıldım ona, ağlamaya başladım. Bu büyük gövdede nerelere sakladığını bilemediğim incecik bir ruh Asuman. Son yıllarda onunla en çok vakit geçiren kadın. Ülkü’nün tanıştırırken “Yoldaş Asu” dediği yardımcısı. Tanıdık bir koku Asuman, Ülkü’nün o çok sevdiğim kokusu, akide şekeri gibi kokuyor, Ülkü kokusunu ona bırakmış giderken.

– Oldu bu, dinlensin biraz, biz de birer sigara içelim balkonda.

Hiç konuşmadan sigara içiyoruz balkonda, yanaklarında kendi kadar ince gözyaşları Asuman’ın. Yıldızlara bakıyor ağlarken, belki de Ülkü’yü oralara bir yerlere gömdü.

Ah be Ülkü! Senin öleceğini, ölebileceğini hiç düşünmemiştim, üstelik her şeyin böyle, diğer ölümlerden sonra olanlar gibi olacağını hayal edememiştim. Sen böyle herkes gibi ölemezsin gibi geldi bana hep. Bir gün, “Sevgi! Ben gidiyorum,” deyip gidip kaybolacağını düşünmüşüm galiba. Her şey normal gitti, bu anormal! Kahkahalarla gülerdin bu son cümlemi duysan. Ülkü be! Bu kocaman dünyada beni bir başıma bırakıp da niye gittin? Seni ne kadar çok özleyeceğimi, sensiz çok yalnız kalacağım hiç mi aklına gelmedi?

Asuman helvaları tabaklara koymaya başladı, bir ara bana bakıp kayboldu, elinde bir hırka ile gelip sırtıma örttü, “Üşütürsün,” dedi. “Havaların sağı solu belli değil.” Hiçbir şeyin sağı solu belli değil be Asuman, yarınımız belli değil. Savaş istiyor patronlar. Bu gün bombalar Akçakale’ye düştü, beş kişi öldü. “Misliyle karşılık verdik,” dedi yetkililer. Misli? Ne demek misli? Kaç misli? Neyin misli? Doymadılar kana, doyamadılar petrole. Burada olsaydın şimdi ben böyle ciddi ciddi konuşurken birden ayağa kalkar, “Bir misli, iki misli lo! Üç misli, bana bir bade doldur bu ne güzel düğündür, ha ninna!” diye halay çekerdin komik kadın. Siz emperyalizmi ne sanmıştınız, der halaya devam ederdin. Kapitalizm kan ister, ter ister, can ister. Gurbet hep bana düşer usta, ölüm hep bana! Hep üçüncü dünyaya düşer ölüm! Acılardan ders almayı, öğrenmeyi, öğretmeyi, dalga geçmeyi senden öğrendim, öğrenememişim, içim acıyor Ülkü. Hayin karanlık gecelerde terk etmediğin sevdanı terk edip nerelere gidiyorsun Ülkü? Uğruna aç, susuz, tütünsüz kaldığın sevdanı görmeden, göremeden?

Odama gidip eski kasetçaları alıp balkona getiriyorum. Birlikte son dinlediğimiz kaset Rahmi Saltuk. İlk kez sen dinletmiştin bana. Dinle bunu deyip kasetçaların tuşuna basmıştın, karşıma oturup sigaranın dumanını tavana doğru üflerken beni incelemiştin. On yedi yaşın başlarındaydım henüz. O günden beri “Bir yanım deryada çalkanıp duruyor” Ülkü. “Bir yanım çürüyor, bir yanım diri”

İnsan ölünce yok mu olur Ülkü? Hani senin bana öğrettiğin gibi çiçek mi olur sadece, toprağa, ota, ağaca mı karışır? Benim içimde kalan Ülkü’ye ne olacak? Beni ben yapan ‘san’a ne olacak? Söz veriyorum yarım bıraktığın her şeyi tamamlayacağım. Gözaltında kaybettikleri oğlunu, Özgür’ü bulmak için elimden geleni yapacağım. Tüm kayıp oğullar için mücadele edeceğim. Memleketimin dağlarına bahar gelmesi için yine, yeniden savaşacağım. Mezarlığı dolduran öğrencilerin ne yapacak sanıyorsun? Onlarda çalışacak bahar gelsin diye memlekete. Her dokunduğun insanda yaşayacak düşüncelerin, inançların. Senin gibi çocuklar yetiştirmeye çalışacaklar. Ah Ülkü be! Biraz daha kalsan olmaz mıydı? Ne çok şey yaptın ve daha yapacak ne çok şey vardı.

Sesini biraz kıs dedi Asuman, içeride dua okunuyor ayıp olur. Biz de melamet hırkasını giydik Asuman dedim. Arı namus şişesini taşa çaldık onlara ne? Haramdan kime ne dedi Asuman yanağıma kocaman bir öpücük kondururken.

 Kasetçaların sesini açtık. “Bilmem şu feleğin bende nesi var?”

 Helvaları dağıttık.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR