Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Haziran 2021

Öykü

Toprak Patika

Mehmet Dinç

Paylaş

3

1


Yük taşıyan uzun araçlar yola çıkıyor. Nakliye şirketine sinen sessizlikten geriye çamurlu ayakkabıların Ladin parkelerde bıraktıkları izler kalıyor. Yoğun günlerde insanlar gibi mekânların da yorulabileceği düşüncesine kapılıyor. Yazmanın uçlarını ensesinde bağlıyor. Yenlerini sıvıyor. Ofisi baştanbaşa yıkıyor. Son hamlede paspası kovanın merdanesinde sıktığında bükülü belinde kalın bir yorgunluk hissediyor. Mutfağa geçip önlüğü çıkarıyor. Bilgisayarın başında oturan patrona iyi geceler diliyor. Kapıya sırtını döndüğünde adamın sesi duyuluyor.

 “Bu saatte otobüs bulabilecek misin?”

Bir gerçeğe dokunulmuş gibi bir an duraksıyor.

 “Bulurum her halde.”  

Adam ikiletmiyor:

”Seni bırakırım.”

Araba, kenarları göçük yağmur sularıyla dolu çukurlara batıp çıktıkça hoplayıp duruyor. ‘Keşke zahmet vermeseydim,’ diye geçiriyor içinden Esma. İnecekken,

“Bir kahve içmez miydiniz?” diye soruyor patrona.

Adam, “Olabilir,” diyor.

Kapı açıldığında kâgir yapıdan yükselen rutubet kokusu adamın burnunda yanma hissi uyandırıyor. Bir kenarı düşmüş koltuğun sağlam tarafına oturuyor; bir ayağını ötekinin üzerine yerleştirerek kilimden ayaklarına geçmeye çalışan soğuğu azaltmaya çalışıyor. Esma, adamın çabasını gördüğünde elektrikli sobanın fişini prize takıyor. Hazırlıksız yakalanmış gibi bir yandan ortalığa saçılmış battaniyeyi toplarken, öte yandan komşu kadının evinden aldığı bebeğini beşiğe yerleştiriyor. Kahve tepsisiyle odaya girmesi uzun sürmüyor. Kabanını çıkarıyor. Kanepenin öteki ucuna oturuyor.

Haluk, kahveden ilk yudumu alırken memnuniyetini dillendiriyor.

“Az şekerli kahve içtiğimi biliyorsun demek.”

Esma gülümsemekle yetiniyor. Kısa bir sessizlik anında, adam başını kaldırıp tavanda atlas çizen rutubet lekelerine bakıyor.

“Hiç hak etmediğin bir hayat yaşıyorsun,” diyor. Konuşurken bakışları kadının yazmasının, bluzu ile birleştiği yerde açıkta duran teninde geziyor. Gölgeli yanları, bastırılmış duyguları uyanıyor. Bakışlarını kamçılayan düşüncelerini bekletmiyor. Elindeki fincanı yere bırakıyor. Kadının karasızlık ile gergin bir titreklik arasında gidip geldiğini hissettiğinde hızlı davranıyor. Tombul dudaklarına yapışıyor. Sonra her şey çok hızlı olup bitiyor. Esma, sağ kolunu adamın boynuna doluyor; gözleri kapanıyor, uykunun derininde gezinmesi uzun sürmüyor.

Şafak gözlerindeki perdeyi aydınlattığında uyanıyor. Haluk’un yanında olmamasını yadırgamıyor. Karşılaşacakları anı düşündüğünde bir heyecan dalgası yükselip göğsünü höpürdetiyor. Giyiniyor. Kızını komşu kadına bırakıyor.

Şirketin bulunduğu binaya varması her defasında uzun bir otobüs yolculuğu gerektiriyor. İçeri girmeye davrandığında, kapıcı önünü kesiyor.  

“Bugün itibariyle işinize son verildi, Esma hanım. Hesabınız,” diyor. Elindeki zarfı uzatıyor. Kadın bir süre susuyor. Adamın ağzından çıkanların belleğinin katmalarından süzülmesini bekliyor. Sonra içinden gelen ses Haluk’la yüzleşmesini söylüyor. İçeri girmeye davranıyor. Kapıcının yüzü ciddileşiyor. Israrından vaz geçmeyince kadını son hamlede kaldırıma doğru itiyor.

Yerden kalkarken düğümü çözülen yazmanın uçları boynunun çevresinde sağa sola savruluyor. Yanından geçen araba gürültüleri, insan sesleri kulaklarından geçmiyor. Soluklanacak bir yer arıyor. Ana caddenin karşısında duran çocuk parkına gidiyor. Sert rüzgâra rağmen direncini korumaya çalışıyor. Soğuk kış güneşinin tepeye ulaştığı saatlerde iş merkezinin otoparkından çıkan araba dikkatini çekiyor. Gece onu eve bırakan arabayı tanıyor. Yola doğru koşuyor. Sürücü arkasına bakmadan trafiğe karışıp uzaklaşıyor.

Gece boyunca baygın sarsıntılar geçiriyor. Günün başladığını yola koyulmuş amelelerin, fabrika işçilerinin, simitçilerin, temizlikçilerin çıkardığı homurtulu konuşmalardan anlayabiliyor. Yana dönüyor. Minnacık akciğerlerin şişip şişip sönmeye devam ettiğinden emin olma telaşıyla bebeğe bakıyor. İçi rahatlayınca lavaboya gidiyor. Aynada gördüğü yüz karşısında şaşırıyor; şişkin göz keseciklerinin yer yer karardığını fark ediyor.  Mutfağa dönüyor. Bebeğin mamasını yediriyor. Altını temizliyor. Bebeği komşu kadına bırakıyor.

Ofisin bulunduğu binaya varması öğleyi buluyor. Tek işi Esma’nın binaya girişini engellemekmiş gibi duran kapıcıyla karşılaşıyor.

“Haluk beyi görmem lazım,” diyor.

Adamın sıkılı yumruklarını, içerlenmiş bakışlarını üzerinde hissediyor.

“Haluk bey burada değil.” Oradan uzaklaşmakta kararsız kalıyor. Otopark duvarına yaslanarak çömeliyor. Geçen zamanla birlikte bir iş bulması gerektiği düşüncesi ruhsal acılarını bir süreliğine öteliyor. Kabanının önünü ilikliyor. Şehir merkezine doğru yürüyor.  

Aylak aylak yürürken mağazaların ışıltılı camekânlarında iş ilanları arıyor. Karşılıklı vitrinlerin sıralandığı caddenin sonuna doğru, neon lambalarla süslü müzik gürültülerinin geldiği sokağa sapıyor. Mekânların kapılarında bekleyen siyah ceketli adamların eril bakışlarına aldırmıyor. Sokağın ortasında yavaşlayan Siyah Audi’yi gördüğünde gözlerine inanamıyor. Haluk’u tanımada güçlük çekmiyor. Ceketleri ilikli korumaların önünde durduğu kapıdan geçmesini izliyor. Esma’nın ayakları onu Biz Bize Bar’a doğru sürüklüyor. Cama yaklaşıyor, içeri bakıyor. Sahnenin yakınındaki masalardan birine oturmaya davranan Haluk’u gördüğünde içindeki nefret dalgası giderek kabarıyor. Yazmasını fular şekline getirip boynuna asıyor. Ellerini saçlarının dibinden geçirip kabarmasını sağlıyor.

 Barın kapısına yöneliyor. Korumaların kapıda olmaması cesaretini kamçılıyor. Kalabalığı yararak Haluk’un oturduğu masaya doğru ilerliyor. Adamı, vişneçürüğü renginde mini straplez giyimli kızıl saçlı bir kadınla konuşurken buluyor. Kadının, üzerine telefon numarasını ve adresini yazdığı kâğıdı ceketinin üst cebine koymaya davrandığında Esma ile göz göze geliyor. Adamın bakışlarındaki öfke dolu şaşkınlık sese dönüşüyor.

“Düş yakamdan artık. Oldubitti, neden bu kadar uzatıyorsun.”

Kızıl saçlı kadın oradan uzaklaşıyor. Kadının boşalttığı sandalyeye Esma oturuyor.

Adam elini ceketinin iç cebinde duran cüzdana uzatıyor.

“Bana pahalıya mal oldun,” diyor, buğulu mavi gözlerini Esma’nın gözlerine dikiyor.  

Esma, insanı sarsan ve sarsıntıyı sessizce kanatan bir şekilde gülüyor. Adama iyice sokuluyor. Kabanını iç cebinden çıkardığı metal parçasını masanın altından Haluk’un beline bastırıyor. Adam soğuk namlunun ucunu teninde hissedince ürperiyor. Boğazına doğru sıcak bir kusmuk yükseliyor.

“Bana kısa bir zaman ayıracaktın,” diyor Esma.

Aklı firarda adam onu dinlemiyor. Yerinden kıpırdamaya davrandığında silahın horozunun ‘çıt,’ diye çıkardığı sesi duyuyor. Kalkmaya davranmamış gibi oturduğu yerde yekiniyor.

“Uslu durmazsan tetiği çekerim,” diyor Esma.  

Öğrenilmemiş bir korkuya kapıldığını anladığında alnından yüzüne doğru yuvarlanan ter damlacıkları görülebiliyor. Ortalıkta dolaşan garsonlarla göz teması kurmaya çalışıyor. Etraftaki masalarda oturanların bir şeyler sezmelerini bekliyor. Bu düşünce akımı Esma’nın sesiyle bozguna uğruyor.

“Şimdi kalkacağız. Tabanca elimde, elim cebimde olacak. Uslu, uslu yürü,” diyor.

Geçen her süre korkuyu arttırıyor, teslimiyeti çoğaltıyor. Biz Bize Bar’dan çıkıyorlar. Feodal bir çift gibi adam önde kadın arkada labirente benzeyen sokaklardan aşağılara doğru uzanan basamakların sonuna varmaları biraz zaman alıyor. Bundan sonra birbirini besleyen vadilerin oluşturduğu keskin bir yamaç başlıyor. Yolun karşı tarafına geçtiklerinde Haluk, şimdi ne yapacağız dercesine dönüp kadına bakıyor. Esma, namlunun ucuyla havada yay çizerek aşağılara doğru inen toprak patikayı gösteriyor. Vadinin bazı yerlerinde küçük göletler oluşturarak akıp giden kanalizasyon sularının ortalığa yaydığı kesif kokulu bölgeye varıyorlar.  

“Burada dur,” diyor Esma.

Tabancayı iki avucunun içine alıp Haluk’un alnına nişanlıyor.

“Sana tek bir soru sormak için saatlerce kaldırımda bekledim,” diyor.

Sesindeki titreklik yüreğine, oradan tetiği kavrayan parmağına geçiyor.

Haluk, yaşamının avuçları arasından kayıp gitmek üzere olduğunu hissediyor. Kollarında ve bacaklarında sahici bir korkunun sirayet ettiği kan dolaşımını hissedebiliyor. Başını kaldırıyor. Surların ardında yükselen şehre, evlerden yayılan göz göz fenerlere benzeyen ışıklara bakıyor.

“Bunu bana neden yaptın?” diye soruyor Esma.

Adam, yalvarlı, titrek, dengesini kaybetmiş bir sesle, “Affet beni,” diyor.

Esma’nın hareketlerinde ağır başlı bir özgürlük, bir itidal beliriyor. Elleri tabancanın kabzasına daha sıkı yapıştığında adam genizden yutkunuyor.

“Bana bunu neden yaptın,”

“Çünkü serserinin tekiyim. Ne istersen veririm, ne olur canımı bağışla,” diyor.

Namlunun ucuyla bir yay daha çizerek sağ tarafta bir bataklık gibi görünen lağım birikintisine yürümesini istiyor. Bir bulamaca benzeyen yere vardığında baldırlarına kadar pisliğe batıyor.

“Şimdi çök,” diyor.

Adam bir an tereddüt ediyor.

“Ne olur vazgeç,” diyor. “ Bu kâbus bitsin.”

Esma kuru toprağın bittiği yere yaklaşıyor.

“Bir daha tekrarlamayacağım. Çök!” diyor.

 Adam çöktüğünde boğazına kadar lağım sularına batıyor.

 “Suyu yüzüne sür. Sonra aşk haydudu koyu renkli saçlarına...”

 Haluk durduğu yerde çömelmeye çalışırken bardaki kadının verdiği kâğıt suya düşüyor.

“Şimdi de kafanı suya batır.”

Adam bir an eylemsiz kalıyor. O anda silah ateşleniyor. Patlama sesi vadinin paralelinde uzanan yüksek kayalıklarda yankılanıyor. Karanlığın içinden birkaç güvercinin kanat çırpışları duyuluyor. Adam bu uyarı ateşiyle düşünme yetisini yitiriyor; Kafasını defalarca suya batırıp çıkarıyor.

“Kalk,” diyor. “Ben buradan ayrılıncaya kadar kıpırdama.”

 Patikayı tırmanırken gittikçe küçük bir cisme dönüşen Esma’yı izliyor. Tehlikenin uzaklaştığını anlıyor. Pisliğin dışına doğru bir adım atıyor. Bir itiraz gelmeyince ikinci adımı atıyor. Bir adım daha atacakken, gözleri suyun üzerinde yüzen kâğıda ilişiyor. Kâğıdın üzerinde birikmiş pislikleri üfleyerek temizlemeye çalışıyor. Mürekkebin dağılmadığına seviniyor. Lağımın dışına çıkıyor. Üstü başı mütemadiyen pislik koktuğu halde sokak lambalarının bulunduğu yöne doğru hızlı adımlarla ilerliyor.

YORUMLAR

Sedat Serçik

Ruhuna, bilincine sağlık Mehmet.. sonuç bölümündeki lağımın/fiziki pisliğin akıl ve ruh kirinden daha temiz/temizlenebilir olduğu vurgusu müthiş.. Kalemine kuvvet..

9 Haziran 2021

Öne Çıkanlar

Eleştiri Ne Âlemde?Maurice Blanchot
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tuba Karamuklu

31 Ağustos 2025

Annelik, Bağ ve Yüzleşme Üzerine Bir R..

Her Şey Bir Kırmızı Paltoyla Başlıyor...İnsan bazen bir hikâyeyi olay örgüsünde değil, kelimelerin titreşiminde, satır aralarındaki boşluklarda, sessizlikte hisseder. Kırmızı Paltolular, işte tam da böyle bir roman. Luigi Ballerini, ON8 K..

Devamı..

Rusya Svalbard'a Dönüyor

Elisabeth Braw

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024