ürperti genel anlamıyla damakta bıraktığı tat olarak Tuğrul Keskin’in poetikasına sadık kaldığı bir eser hüviyetinde.
Yarısını devirmeye yaklaştığımız senenin ilk şiir kitaplarından biri de usta şair Tuğrul Keskin’in ürperti isimli kitabıydı. Everest’in şiir dizisinden çıkan kitap, genellikle şairin son üç yıllık şiirlerine ev sahipliği yapıyor. Altına tarih düşülmemiş olanlar da var tabii… Kitap dört bölümlük bir şiir toplamından oluşuyor. Bunlar sırasıyla: ‘Yürek Çiçeği’, ‘Şair Öldü’, ‘Ülkem Benim’ ve ‘Kuşlara İnandımdı Bir Vakit’… Keskin’in durumları ve duyguları kavrama biçiminin içlilik boyutuyla bu eserinde de devam ettiğini görüyoruz. ürperti’nin duygu yükü yoğun bir kitap olduğu daha en başında “Tuhaf bir Ürpertiyle” isimli giriş şiirinde kendini gösteriyor:
“Yine de büyük şeyler kuruyorum / Hayatıma ilişkin / Yaşım altmışı geçmişken / Ve beşini bitirmek üzereyken kızım”
İlerleyen bölümlerde siyasi eleştiri düzleminde sertleşecek bir dilin burada görece nahif kaldığını görüyoruz. Ki yine burada bize yakın duran bir geçmiş ve ona ilişkin özlem de var kuşkusuz. Bir de şairin aidiyet duyduğu topraklara olan bağlılığı gözle görülür biçimde serimleniyor:
“Aralık’taki evimiz / Nahcivan’a yakın / Ah sanki / kıştan çıkmış / Bir karış toprakmışım / Çille gecesi bitmiş / İçime cemre düşmüş / Gibi ısındım” // “bir sofraya otursak / eski günlerden kalma / anne olsa yanında / huzur olsa sevinç olsa”
Aslında insanın mekân ile kurduğu bağın daha büyük bir ölçekte yaşadığı coğrafyayı içselleştirmesi ile de kurulduğunu düşünebiliriz. Gerçi günümüzde giderek tek tipleşen ve avamlaşan bir şehir algısı kendini dayatıyor. Yollar, tabelalar, dükkânlar, sokaklar derken bütün bir mekân coğrafyası sıradan ve birbirinin benzeri yerlere dönüşüyor. Bu sebepten insanın biricik öz varlığına ve onun en somut halinin yansıması sayılabilecek çocukluğa dönüş arzusu belirgin hale geliyor.. Keskin’in şiirinde de bunun varsıl olduğu belli...
“çocuktum alaca şafağın koynunda / işim gücüm beyaz bulutlarla benim / uçardım Aras’ın üstünden kuşlarla / hiç kaygısız uçardım Ağrı’ya doğru”
Şairin “Aksak Yolcu” şiirinde dört bölüm başlığı halinde verdiği ifadeler; onun tüm savunma mekanizmasını, özlem duyduğu ve tepki gösterdiği hallerin de bir anlamda kodunu taşır. Tüm duygu durumlarında bu ifadelerin kıyısından köşesinden sindiği bir alt düzlem ortaya çıkar. Bunlar; aşk, merhamet, yürekle ifade olunan benlik ve çocukluktur.
ürperti’nin ‘Şair Öldü’ adlı bölümünde Tuğrul Keskin’in 2020 yılında vefat eden şair Mehmet Çetin’e atfettiği şiirler yer alıyor. “sular durulur, ömür eskir gök bulanır / uzak yerlerde hatırlanacak dostlar vardır” Bir dosta yazılan sahici duyguların, berrak bir acının kendini hissettirdiği bölümde, doğuya ilişkin tınılar da hatırı sayılır halde varlık kazanmış. Ülkenin doğu-batı düzleminde sorunlar yaşamasının sebebi olan ve merhum Çetin’in hayatından referansla devlete dair eleştirel refleks burada söz alır. Bu refleksin en somut hali zaten kitabın üçüncü bölümü ‘Ülkem Benim’ de görülecektir.
“Ölümse ne garip şey! Ne garip şey, buz tutmuş bıyıklarınla sonsuz ovalara bakamamak ve yine de anlamaya çalışmak, sana yaşamı çok gören devletin de yarasını” // Kendi ülkesinin dağlarında kuş olmak varken, bir başka ülkede kanal olmak mıydı seçimi, değil, hiç değil! Bir kanalizasyona kanal bile olamayacaklar, onu, Amsterdam’ın dağ sularına kanal sularına kanal olmaya zorlamışlardı işte”
Az önce zikrettiğimiz ‘Ülkem Benim’; kitabın en direkt kontekste sahip, gözünü daldan budaktan sakınmayan bölümü. Kanımca “İkizdereli Kadınlara Övgü” ve “Tabuttan Taht” isimli iki şiiri de kitabın en başarılı şiirleri. Üstelik bunu sadece aktüel bir içeriğe olmasıyla değil biçemiyle de yansıtabilen şiirler bunlar. Son çeyrek asrın pek çok okurdaki hissiyatına tercüman olabilecek bir gerilimi barındırıyorlar. “Tabuttan Taht” ile on ikiye atılan bir ok… Ardından merkezin halkalarını hedef tahtasına koyan dizeler bölüme de adını veren “Ülkem Benim” şiirinde görülüyor. Bir güruh halindeki düşmana dair sembolik anlatı aslında okurun elle tutabildiği, gözle görebildiği, midesine giren ya da giremeyen her lokmada algılamaktan kaçınamayacağı bir realitenin anlatısı.
“Bir şafak vakti nehre inmeye hazırlanıyordu ki ceylanlar; düşleri ağulu adamlar, geceyle çıka geldiler.” // “Ağızları ağuyla mühürlü adamlar / Her biri bir sırtlanın sırtında / Sırıtkan / Geldiler.” // …Fermanı padişahlara bırakıp dağlara çekilen elemli aklım, onurlu sesim, usta yaratıcım! / Şimdi düşleri ağulu güruh elinden varlığı parçalanan, ülkem benim!”
Kitabın son bölümü olan ‘Kuşlara İnandımdı bir Vakit’ ise oldukça özel bir yerde… İsminde de geçtiği gibi şairin kuşlara ithaf ettiği oldukça duyarlıklı ve çağımızdaki ekolojik dengesizliğine parmak basan şiirler bunlar. Bölüm toplamında deneysel bir hava var ve masalsı öğeler bu toplama renk katmış. “Külden Zamanlarda” bu deneyselliğin yer aldığı şiirler arasında başı çekiyor. Yanlış saymadıysam beş yüzün üzerinde kuş isminin teker teker anıldığı bir şiir bu. Buna, yüze yakın ağaç ve bitki ismiyle yirmi küsur hayvan da eşlik ediyor. Adeta tabiatla insanın hesaplaşmasına girişilen bir liste… Bu şiirin performatif olarak sesli okunduğu bir seyirliğin dikkat çekeceğini söylemek gerek. Bazıları bu tip çalışmaların şiir(sel)liğini sorgulayacaktır. Bunu da dikkate almak gerek elbette.
ürperti genel anlamıyla damakta bıraktığı tat olarak Tuğrul Keskin’in poetikasına sadık kaldığı bir eser hüviyetinde.
Kapak tasarımı sade ve dikkat çekici. Everest’in şiir kitaplarının genel havasını yansıtan bir kitap. Ancak bilenler bilir, yayınevinin şiir dizisinde ikonik olarak yer verdiği şair fotoğrafının bu kitapta çok flu durduğunu söylemeliyim. Umulur ki ikinci bir baskı olursa buna dikkat edilsin. Bir de bilinçli bir tercih olarak mı yoksa gözden kaçtığından mıdır bilinmez “Geçer Her Zaman Gibi” şiiri kitabın sonundaki içindekiler bölümünde yer almıyor. Bu durum belki okurların da merak edeceği bir husus olabilir diye burada söylemek istedim.






