Türk Sinemasının 10 Unutulmaz Karakteri
6 Haziran 2017 Kültür Sanat Sinema Liste

Türk Sinemasının 10 Unutulmaz Karakteri


Twitter'da Paylaş
0

Muhsin Kanadıkırık, Muhsin Bey

İyi insan olmanın anatomisi

Muhsin Kanadıkırık (Şener Şen), gece yattı mı rüyasında Müzeyyen Senar görüyor. Senar “Ağlamakla, inlemekle ömrüm geçip gidiyor/ Devası yok, garip gönlüm günden güne eriyor/ Feryadıma, efganıma kimse bir ses vermiyor/ Devası yok, garip gönlüm günden güne eriyor” diyor ve bu kadarı bile bize Muhsin Bey’in nasıl bir insan olduğunu anlatmaya yetiyor. Sinemamızın en unutulmaz karakterlerinden, en etraflıca çizilmiş portrelerinden biri kuşkusuz Muhsin Kanadıkırık. Kibar, hatırşinas, terbiyeli, hoşgörülü, alçakgönüllü, onurlu, iyiliksever, olgun, çelebi ve haluk kişiliğiyle gerçek bir İstanbul beyefendisi. Rüyalarını dahi tutkuyla bağlı olduğu müzik ve geçmişe duyduğu özlemin süslediği tertemiz bir ruh. Öyle pirüpak bir ruh ki bu, 30 yıldır sinema seyircisi onunla arınıyor. Muhsin Kanadıkırık müzik piyasasında hükmünü çoktan yitirmiş, eskimiş, iş yapmaz olmuş bir organizatör. Portföyündeki sanatçılar arz-talep zincirinin dışında kalmış, geçerliğini kaybetmiş, silinmiş isimler. Tahsil edemediği alacakları, üstüne borçlar derken nihayet bürosunu da kaybediyor ve kahve köşelerinde çalışmak durumunda kalıyor. Buna rağmen teslim olmuyor ve işini ilkelerinden ayrılmadan icra etmeye, yoğurdu kendi bildiği gibi yemeye decam ediyor. • Cem Altınsaray

Zebercet, Anayurt Oteli

Özgürlüğün çıldırtan hapishanesi: Zebercet

Zebercet (Macit Koper), hizmetçisi Zeynep’le birlikte Anayurt Otelini işletmektedir. Her şey rutin bir biçimde günbegün tekrar etmektedir. Bu döngü, bir gece otele gecikmeli Ankara treniyle gelen esrarengiz bir kadınla son bulur. Ertesi sabah otelden ayrılan kadının bir hafta sonra geri döneceğini öğrenen Zebercet, heyecanla beklemeye koyulur. Bu bekleyiş onun bütün düzenini, dünyasını tepeden tırnağa değiştirir. Ne var ki günler birbirini kovalasa da kadın gelmez. Zebercet, hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeden âşık olduğu bu kadına kavuşamadığını anlayınca intiharla sonuçlanacak büyük bir bunalıma girer. • Emrah Öztürk

Asya, Selvi Boylum Al Yazmalım

“Elinden tutuversem”

Yeşilçam’da kadın olmak, malum, kolay değildir. Hatta melodramda kadın olmak hiç kolay değildir. Çoğunlukla, birbiriyle taban tabana zıt iki karakterden birini seçme mecburiyeti vardır: Ya iyi kalpli, masum ve mutlaka bakire, ya da arzulu, fettan, kötücül. İçinde hareket etmenin mümkün olmadığı kaskatı kostümlerden birini giyme zorunluluğu. Filmin yürüttüğü “sevgi” tartışmasının kadın öznesi Asya (Türkân Şoray). Bir yanında görür görmez yüreğinin kaydığı İlyas, diğer yanında İlyas’tan olma çocuğu Samet’in “baba demeyi seçtiği” Cemşit. Birer kelimeye indirecek olursak, bir yanında “arzu”, diğer yanında “emek”. İki farklı sevme biçimini tadan ve bu ikisi üzerine tefekkür eden bir özne Asya, sinemamızda izine az rastlanır nitelikte bir kadın. Asya’yı Seli Boylum Al Yazmalım’ın kahramanı yapan asıl unsur ise, bu iki farklı türden sevgiyi bir arada deneyimleyebilmiş olması belki. İlyas’ı başka türlü Cemşit’i başka türlü sevebilmesi. • Senem Aytaç

Seyit Ali, Yol

Atsız, Avratsız, Silahsız…

Fiili yönetmen Gören ve gölge-yönetmen Güney’in Kürt meselesini didaktik biçimde anlatmaktan kaçındığı Yol, sınıfsal çelişkileri, Güneydoğu Anadolu taşrasının kültürel-ekonomik, coğrafi olarak yoksun, yoksul ve müşkül durumda bırakılmasını siyasal sloganlara başvurmadan, film silini yitirmeden, sahici biçimde vurgular. Ülkenin en baskıcı döneminde, 12 Eylül cuntası altında hayli zor şartlarda yapımı gerçekleşen bu Kürt filmi, toplumcu politik sinemanın, memleket sinemasının medar-ı iftiharı olacaktır. Öykünün beş mahpusundan biri olan Seyit Ali (Tarık Akan), Güney’in koğuş arkadaşıdır, filmin en vicdanlı ve en mutsuz öyküsüne ilham verir. Filmin başında hastalık, yorgunluk ve gevşekliğin yasak; sopa, küfür, falakanın çok olduğu İmralı Açık Cezaevi’nde mahkûmlar toplanmış isimlerinin anons edilmesini ve yakınlarından gelen mektuba kavuşmayı beklerken bir köşeye çömelmiş Seyit Ali beklentisizce sigarasını sarar. O eli kolu bağlı, mağdur, gamlı bir kader mahkûmudur; yakınlarından mektup beklemeyen yalnız bir adam… • Selda Tan

Hamo Ağa, Sürü

“Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz”

Güneş’in rüzgârın ardına takılıp bütün bir ovayı boydan boya aydınlattığı sapa bir yerde, Siirt’in Pervari ilçesindeki Çemikar Yaylası’nda başlayıp, çetin bir tren yolculuğuyla Ankara’ya kadar varan ve ovalarını kalabalık caddelere terk edenlerin filmidir Sürü. Veysikan ve Halilan adındaki Kürt aşiretlerinin arasındaki kan davasının temel çatışma öğesi olduğu filmde, barış umuduyla Halilan aşiretinden Berivan (Melike Demirdağ) Veysikan aşiretinden Şirvan’la (Tarık Akan) evlenmesi üzerine aşiretler arası temaslar yürütülmektedir. Bu temasın ön yüzünde Veysikan’ları Şivan ve kardeşi temsil ediyor olsa da, ilişkilerin belirleyeni, kural koyanı, aşiret içi geleneksel hiyerarşide iktidar olan Hamo Ağa’dır (Tuncel Kurtiz). Hamo Ağa, köyün hem mekânsal hem de toplumsal dinamiklerinde yoğrulan “vahşi” denilecek ölçüde sert, kararlı, geleneğine bağlı bir karakterdir. Bu bağlılığa ve kararlılığa eşlik eden öfke, Hamo Ağa’nın aşiret içinde feodal bağları dolayısıyla edindiği rolüyle ilişkili olmakla birlikte, hayvancılığın giderayak zor koşullarda yapılıyor olması karşısında, ailede görünür olmaya başlayan çözülmeden duyduğu endişeyle de ilişkilidir. • Murat Gürgen  

Mahmut Hoca, Hababam Sınıfı

Hepimizin Hocası

Öğretmenlik, kutsal meslekler arasında ilk sırada yer alabilir hiç kuşkusuz. Her daim güçlü bir toplumsal figür olan öğretmenler kimi zaman ebeveynlerimiz kadar iz bırakırlar hayatımızda.. Haylazlıklarıyla nam salan Hababam Sınıfı öğrencilerinin belki de tek koktuğu ve karşısında ip gibi dizildiği öğretmendir Mahmut Hoca (Münir Özkul). Öğrenciler tarafından Kel Mahmut lakabıyla anılan Mahmut Hoca, onlarla kurmuş olduğu gerçekçi ve samimi ilişki çerçevesinde yeri gelir onlardan biri gibi olur. Öğrenciden, gençten yana sergilediği tavır, adaletin eğitimle, çocuksu kalan bir yapıyı yeniden şekillendirerek mümkün olacağının da göstergesi gibidir diğer yandan. Mahmut Hoca, yumuşak kabuklu ancak sert çekirdekli tabiata sahip bir baba/idareci olarak Özel Çamlıca Lisesi’nde dönüştürücü bir güce sahiptir. • Ebru Çavuşoğlu

Halil, Sevmek Zamanı

Ölüme karşı zerafet

Sağanak yağmur altında, sırılsıklam Büyükada sokaklarından ıslanmayı umursamadan geçer Halil (Müşfik Kenter). Gün içinde yapması gereken sıradan bir görevmiş gibi görkemli ada evlerinden birinin bahçesinden içeri sızar. Arka kapısından eve rahatça sızar. Arka kapısından eve rahatça girer, üst kata çıkar, geniş odanın perdelerini ardına kadar açar. Islak pantolonunu çıkarır, kürdilihicazkârdan bir plak koyar ve bir sigara yakar. Bir yıldır her gün aksamadan bulunduğu randevusunda bir kez daha âşık olduğu kadın portresinin karşısına kurulur. Tablonun içerisinden gözlerini ayırmadan kendisine bakan tanımadığı kadın suretinin derinliklerinde aşka dalar gider. Halil’in içine işleyen o bakışlara sahip fotoğraf ölümsüzlüğünü koruyor. Keskin gözlerinin üzerine düşen mağrur kaşlarıyla büyük usta Müşfik Kenter’in çehresinde hayat bulan Halil, aşkın dünyevisini reddeden, aşkın ölümüne karşı koyan ve hiçbir maddesel zorluğun ona engel olmasına izin vermeyen bir adam. Aşkını yanına alıp sandalıyla ebediyete açılmak isteyen bu adam sinemamıza, su üzerinde fani zamanla alay ederek sonsuzluğa yüzen bir aşk bırakıyor. • Kaan Denk

İnek Şaban, Hababam Sınıfı

Büyümeyi erteleyenlerin elebaşı

Hababam Sınıfı filmlerinin her birinde güldürü unsurunun belkemiği olan Şaban (Kemal Sunal), naifliğin ve iyiliğin timsalidir. Yüreğinde kötü niyet taşımadan dillendirdiği esprileriyle güldürmenin yanı sıra bazı insani özelliklerine de ayna tutar. Kendisiyle dalga geçilmesine ses çıkarmaz, ancak ironisiyle çevresindeki riyakârlığı görünür kılar. Haylazlığı ile ün salmış Hababam Sınıfı’nda tahammül gücüyle kendisini kabul ettirir Şaban. Saflığı, genç erkeklerin bağlılık oyununda kuralları belirleme imtiyazı sağlar ona. Hedefi olduğu eğlenceli ritüeller onu araçlaştırırken, bağlılık oyununun kazananı da kılar kimi zaman. Zekice ve yerinde yaptığı esprileriyle öğretmenlerini çileden çıkarır. Şaban içinde bulunduğu her durumu bir güldürü hâline getirmeyi başarır. Etrafındaki arkadaşları alaya aldıkları İnek Şaban’a kahkahalarla gülerler; onun sayesinde ders kaynar, öğrenciliğin sorumluluklarından yakayı kurtarırlar. Okulu teftişe gelen müfettişi, zekice kurguladığı sorular ve kelime oyunlarıyla çılgına çevirir, müfettiş her defasında arkasına bakmadan kaçar. Bu anlamda mizah, Şaban ve arkadaşları için parçası oldukları hantal eğitim sistemine bir karşı koyuştur. Kendilerinden koşulsuz hürmet bekleyenlerle büyümeyi erteleyerek mücadele ederler. • Ebru Çavuşoğlu

Turist Ömer, Turist Ömer

Yerli Turist, Yersiz Adam

Yerli turisttir Ömer (Sadri Alışık), yersiz vatandaştır. Hiçbir şehir planlamacısı İstanbul’un sokaklarını onun kadar iyi bilemez. Yedi sülalesi Karacaahmet’te yatar ama onun ölmeye hiç niyeti yoktur. İzmaritin kralını seçer asfaltta. Yollarda aylak aylak gezer ve para denen mereti hiç mi hiç sevmez. “Turistim!” der kendine; zamansız ve mekânsız, şimdisiz ve sonrasız bir turisttir o. İyi pişpirik çevirir, peşinde koşan kızların bini bir para, üstelik kral da oto yıkar. E daha ne olsun! Hem dönemini, hem de günümüz mizah dünyasını etkilemiş olan Turist Ömer, Sadri Alışık’ın ustalıkla çizdiği unutulmaz bir karakter olarak sinema tarihindeki yerini alır. Vücut komedisi, absürt komedi gibi türleri incelikli diyaloglarla harmanlayarak günümüzde uzantıları görülen espri anlayışlarına kaynaklık eder. İstanbul’un kentleşme sürecinin başladığı yıllarda ortaya çıkarak “kent meselesini” gündeme getirir ve komedi filmlerimize bambaşka bir boyut kazandırır Turist Ömer. İstanbul, 1960’lardan günümüze hızla büyümüş ve dünyanın en önemli metropollerinden biri hâline gelmiştir. Kent büyüdükçe de aylaklık, düzene uyumsuzluk, “dışarda kalma” durumu gitgide artar. Bu sonuç, Turist’i ve işaret ettiği bireyin aidiyet sorununu daha da geçerli kılar. Hatta bu yönüyle zamanın ötesinde bir karakter olduğu bile söylenebilir. • Emrah Öztürk

Osman, Susuz Yaz

Bastırılan içgüdülerin dışavurumu

Metin Erksan, Yeşilçam’ın melodramatik anlatımını zengin alt metni ve güçlü estetik tercihleriyle dönüştürürken, mülkiyet temasını toprak, su ve kadın üzerinden açar. Mülkiyet, burada bireyi yalnızlaştıran, yabancılaştıran, toplumla bağlantısını koparan ve gittikçe içe dönmesine, kendisine zarar vermesine sebep olan bir metafora dönüşür. Mülkiyetin bireye kazandırdığı güç, Susuz Yaz’daki Osman (Erol Taş) karakterinde olduğu gibi psikolojik bir eşiğin de geçilmesine neden olur. Osman, sadece suyun ve kendi tarlasının derdine düşmez. Bir yerden sonra kendisini istediği her şeyin sahibi olarak görür. Kardeşini hapishaneye gönderen, onu orada yalnızlığa terk eden ve onun yokluğunda kardeşinin eşine zorla sahip olan Osman, bu anlamda Metin Erksan’ın tipik yalnız insanlarından birine dönüşür. Susuz Yaz filmindeki Osman karakterini ilginç yapan unsurlardan biri de yönetmenin basit bir iyi/kötü dikotomisini tercih etmesidir. Filmde, birbirinin karşıtı gibi gözüken iki kardeş, aslında tek bir insanın iki yansıması gibidir. Birbirinden farklılıklar gösterseler de, birbirlerini tamamlayan bir özelliğe sahiptirler. • Barış Saydam (Kaynak: Türk Sinemasında 100 Unutulmaz Karakter, Hazırlayan: Burak Acar, Edebi Şeyler, 2016)

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR