Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

10 Temmuz 2021

Edebiyat

Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs Üçgeninde Şair Olmak

Mehmet Yaşın

Paylaş

0

0


Kıbrıslılar, hâlâ Kıbrıs sorununa yapışık vaziyette. Ada’daki insanların akıl yürütme biçimleri artık normal bir insan aklının işlevlerine göre çalışamaz hale geldi.

I

“Yeni Avrupalı Akrabalarımızla Buluşalım” Ama Türkçe Konuşmadan

The Guardian gazetesi: “Cumartesi günü, toplam 75 milyonluk bir nüfusa, 740,000 km2’lik bir alana ve dokuz ayrı dile sahip olan 10 ülke Avrupa Birliği’ne katılıyor. Fakat aileye katılacak olan bu uluslar hakkında bizler ne kadar bilgi sahibiyiz?.. Her bir yeni üye devletin öndegelen birer yazarından, Avrupa’nın kendileri için anlamı hakkında düşüncelerini açıklamalarını istedik. Kıbrıs’tan Mehmet Yaşın [“Avrupa Birliği’ne yeni katılan ülkenizin üyeliğini değerlendirebilir misiniz?” sorusunu] yanıtladı”:

Britanya sömürge yönetiminin son yılında Lefkoşa’nın kozmopolit bir mahallesinde doğdum. Komşularımızın konuştuğu değişik dilleri işiterek büyüdüm. “Bir ülkenin temsilcisi” olmaktan önce, her yazarın kendi kişisel hikâyesi var. Şimdi çokkültürlülük denen şey, benim için oldukça kişisel, aile içi bir mesele. Ailemin Elen ve Türk kültürleri arasında olması yanında, annemin ataları Latin-Katolik döneminden sonra İslamlaşan kentin mekezi bir kesimindendi. Kızımın annesi ise Yahudi. Yükseköğrenim için önce Türkiye’ye, sonra Britanya’ya gittiğim zaman, bana ilk kez Avrupalı olamayacağım duygusu verildi. Çünkü Müslüman bir kökenden geliyor ve Türkçe konuşuyordum. Oysaki ben kendi durumumda hiçbir tuhaflık görmüyorum. Herhangi bir kimlik bunalımına düşmeden aynı anda hem Türk ve Kıbrıslı, hem de Avrupalı ve Müslüman olabiliyorum. Hem Türkiye hem Yunanistan edebiyatlarıyla bağlantılı yazmak benim için olağan bir yazınsal kimlik. Bunalım içinde olan, bugünkü Avrupalı kimlik politikasıdır. “Yeni Avrupalı” halklar arasındaki Kıbrıslıları temsil eden bir yazar sıfatıyla konuşmam beklenirken, benim yazı dilim Türkçenin Avrupa dili olarak kabul görmemesi, Avrupalı kimlik politikasının tuhaflığıyla yüzleşmek açısından yeterlidir.

https://cdn.oggito.com/images/full/2021/7/Mehmet-Yashin.jpgmehmet yaşınKıbrıs’ın tam üyeliğe geçiş anlaşması uygulanırken, Türkçe AB’nin 24. resmi dili sayılmalıydı. AB, Ada’daki referandum sonucunu beklemeye koyuldu. Oysa bunu beklemesine hiç gerek yoktu. Türkçe, AB’nin üyeliğe kabul ettiği 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin zaten resmi dili. AB, Kıbrıs’ın resmi dili olan Türkçenin kabulünü Türkiye ile ilişkilerine bağlamakla, aslında Kıbrıslıtürkleri de Türkiye’ye bağımlılığa zorladı. Bu nedenle, AB’nin Türkçe konusundaki bekle ve gör politikası, yasal dayanaktan yoksun olduğu gibi, kendi söylemlerine ve uluslararası toplumun çabasına ters düşerek Ada’daki bölünmeyi pekiştirici bir rol oynadı.

Sanırım Batı-Avrupalılar, Kıbrıs’ın en yakın komşusunun Türkiye dışında, Suriye, Lübnan, İsrail ve Mısır olduğunu unutuyorlar. Bunun anlamını tam olarak kavrayabildiklerinden kuşkum var. Bu durumun, Avrupalı kimlik tariflerini ne yönde bir dönüşüme uğratabileceği üzerinde sanki pek düşünmemiş gibiler. Doğrusunu isterseniz, Avrupa’nın genişleme sürecinin yarattığı karmaşık değişimi göstermek bir anlamda bizim, “Yeni Avrupalıların” sorumluluğunda. Küçük ya da sınırüstü ülkelerin hassasiyetleri nelerdir ve katılımımızla Avrupalılık ne yönde bir toplumsal, kültürel dönüşüme uğrayabilir?.. Bunları, Avrupa Birliği’nin eski üyelerinin gündemine getirmek durumunda olan aslında bizleriz.

Ne var ki Kıbrıslılar, hâlâ Kıbrıs sorununa yapışık vaziyette. Ada’daki insanların akıl yürütme biçimleri artık normal bir insan aklının işlevlerine göre çalışamaz hale geldi. Bizim acil ve yakıcı ihtiyacımız Kıbrıs’ta normal bir hayata kavuşabilmek olduğundan, bunun dışındaki hiçbir meseleyi düşünemez, kavrayamaz, konuşamaz durumdayız. Oysaki ülkemiz küçük olsa bile, coğrafi konumu ve sahip olduğu toplumsal çeşitlilik, Avrupa’nın kültürel sınırları üzerine yeniden düşünülmesini sağlayabilecek olanaklar sunuyor.

II

Özgürce Yazmak

18-20 yaşlarından beri tanış olduğumuz, ama ‘80 Sonrası Şiiri’ denen şey adına da çok tartıştığımız ve birbirimizi galiba farklı okuduğumuz bir şair arkadaşım bugünkü Hürriyet’te yeni şiir kitabım Abuk etrafında yazmış: Haydar Ergülen, “Apaçık Bir Şiir” (26.10.2017). Baktım, beni herkesten daha başka biçimlerde okuyormuş hâlâ, diyecektim ama hayır, acaba gerçekten öyle mi?

[Facebook’ta paylaşılan] Şiirim hakkındaki bu güzel yorumlar benim açımdan biraz tuhaf, nasıl desem bilemiyorum da: Yani “Korkusuzca, özgürce, kendine ket vurmaksızın, otosansürsüz, kural tanımadan, tam serbestlikle, fazlasıyla samimiyetle, açıkça, özgür bir ruhla, vb.” şiir yazdığım şeklindeki yorumlar... Yazarken asla böyle şeyler düşünmem, düşünemem, sadece yazarım. Başka nasıl yazılabilir onu da bilmem. Hatırladığım kadarıyla, birkaç yıl önce Yücel Kayıran bu doğrultuda bir değerlendirme yazmıştı Radikal’de, “Özgürce yazışımı” bir Akdeniz adasından, farklı toplumsal kültürlerden çıkmış olmamla bağdaştırarak... Hiç unutmam, Türkçenin önemli bir öykücü ve romancısı olan başka bir arkadaşım, Londra Kitap Fuarı’ndaki programımızda, “Nasıl oluyor da kendini hiçbir konuda sansürlemeden yazabiliyorsun” diye sormuştu. Allah Allah! Böyle birşey insanın aklına gelir mi ki yazarken? Ya da kendisini sansürleyecekse niçin yazmaya devam eder? Arkadaşımın bu sorusuna o kadar şaşırmıştım ki cevap veremedim. Zaten ne diyebilirdim? Halen bilmiyorum.

Abuk çıkar çıkmaz Facebook’ta temas kuran Antalya merkezli bir okur da kitabı sevdiğini, ama “Fazlasıyla samimi” bulduğunu yazmış ve o ana kadar pek önemsenecek birşey olacağını düşünmediğim bazı ahlâki, daha doğrusu cinsel içerikli diyelim şiirsel göndermelere, erotik esprilere değinmişti. A’aa, kitapta asıl dikkat çeken, şiirleri tanımlayacak olan bu mu yani? Ya başka?.. 1970’lerde ve ‘80’lerde yazılan her dizenin siyaset üzerinden okunduğu bir dönem yaşanmıştı, şimdi de galiba cinsellik üzerinden okunduğu bir döneme geçildi. Eskiden mesela bir aşk ve ayrılık şiiri yazdığımda, bu, hiçbir ilişkisi olmasa bile Kıbrıs’ın bölünmesinden, iki toplumun ayrılmasından, Rumlara sevgiden sözediyormuş gibi okunurdu. Şimdi de ne yazarsanız yazınız toplumsal cinsiyet kimliği, cinsel tercihler filan diye okunuyor. Abuk konusundaki bu ilk okur yorumunun ardından, bir gün mü iki mi yoksa bir başkası geldi, bu sefer Ankara’dan. Şiir kitabımın “Özgür ruhuna” vurgu yapıyordu o da. Şiirlerin “Tam bir serbestlikle” yazıldığını söylüyordu. Geçen gün de Eskişehir’den son derece kibar biri “Sınırsız özgürlük tutkuma, ruh kendiliğinden konuşuyormuşçasına saydam dizelerime” dair cömert övgülerde bulundu. Bütün bu yorumlara minnettarım. Ancak kitabın geriye kalan şiirsel izlekleri, biçemi, kaynakları, imgesinden söyleyişine, felsefi boyutlarına dek farklı yenilikleri bu “Özgürce yazmak” hikâyesi karşısında silinip gidiyor. Oysa başka nasıl şiir yazabilir ki insan? Elbette özgürce! It goes without saying.

Bugün Hürriyet’te yayımlanan Haydar Ergülen’in Abuk etrafındaki güzel yazısı da aynı şeye vurgu yapınca, anladım ki Türk(iye) halet-i ruhiyesi içinde değilmişim hak’katen. Öteden beri, “Anadilim Türkçe olsa da anakültürüm Elen’dir” gibisinden bir laflar ediyordum da, sezgiyle söylüyordum. Şimdi daha derinden anlıyorum bunu. “Özgürce, sınırsızca, kural tanımadan, ruhunu açarak, serbestçe, vb.” yazmak meselesine Türkiye’den bakışla Yunanistan’dan bakış farklı. Bana öyle geliyor ki bu konu ilk dikkati çekecek, o kadar da üstünde durulacak birşey değil burada [Yunanistan]. Bütün bunları okuyunca kendi kendime dedim ki, iyi ki artık Atina’dayım ve hem İngilizce, hem Yunanca bazı antolojilere bir ucundan olsun “Elen Dünyasından Bir Sair” diye de girebildim! Bir şiiri yazıldığı dilin belirlediği inancı çok yaygın, ben de buna birçok açıdan katılıyorum. Ne var ki Türk şiirinde 35 yıla varan deneyimlerim de bana diyor ki: “Dil aidiyeti dışında, kültürel aidiyetler de bir o kadar önemli şairler için”. O noktada “Türk(iyeli)” olamıyor şiirim, hem de onca yıl uğraştığım halde. Ama “Yunan(istanlı)” olmak için hiç uğraşmadığım halde yine de Yunanistan’la bağlantılı sayılabiliyor, “Sınırüstü Elen şairi” denerek de olsa. Ne yapalım, özgürce yazalım da ister o ülkeden ister bu ülkeden sayılsın. İsterse de “Sınırüstü”!

III

Γιατί δεν είμαι Κύπριος Ποιητής;
(Ben Niçin Kıbrıslı Şair Değilim?)

Ben niçin Kıbrıslı şair sayılmıyorum? Edebiyat çalışmalarım “Türk/Türkiye”, “Britanyalı”, “Elen/Yunanistan”, “Avrupalı”, “Güneydoğu Avrupa’dan”, “Balkan’lardan”, “Akdenizli”, “Levant”, vb. olarak analiz edilmekle birlikte, aslında kendisi de bir azlık (minor) ve çevresel (periferi) edebiyatı olan Kıbrıslırum edebiyat kanonu tarafından bugüne dek “Kıbrıslı” olarak kabul edilmedi. Onlar kendilerini “Kıbrıslırum” değil, yalnızca “Kıbrıslı” sayarken benim eserlerimi de her zaman “Kıbrıslıtürk” adı altında yayımlıyorlar. O halde şimdi, muhtemelen entelektüel yetersizliği ve anakronist edebi dünyası yüzünden etnik-ayrımcı ve kültürel-ırkçı olduğunu bile farkedemeyen ana-akım Kıbrıslırum yerleşik-edebiyat-kurumsallaşmasına sormak isterim: Γιατί δεν είμαι Κύπριος Ποιητής; Evet, ben niçin Kıbrıslı şair değilim? Aynen sizler gibi sadece Kıbrıslı? Madem Türkçe, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dillerinden biri ve aynı zamanda yüzyıllar var Ada’nın bir edebiyat dili, üstelik benim kitaplarım bütün dünyada “Kıbrıs’tan” diye tanınıyor. Sizce ben ne diye yeterince Kıbrıslı değilim?

Gerçi Kıbrıslırum Edebiyat kanonunun beni neden “Kıbrıslı” sayamadığına dair hayatın teyit ettiği bazı fikirlerim var. En aklı başında Kıbrıslırum yazar çizerin bile, Türkçe yazan ve Müslüman adı taşıyan benim gibi birinin, kendileri dışında uluslararası platformlarda “Kıbrıslı şair” diye görünmesinden duyduğu rahatsızlığın yıkıcı tezahürleriyle yıllardır karşılaşıyorum. Umarım ölmeden önce yaşadığım deneyimleri aktarmaya vaktim olur. Ama madem ki şu anda Yunanistan’daki ve dünyadaki kimi edebiyat eleştirmenleri tarafından “sınırüstü bir Elen/Yunanistan şairi” sayılıyorum, günün sonunda Kıbrıslırumlar da beni Elen şairi diye kabul edecekler! Demek istediğim, hem “Kıbrıslıtürk” hem de “Elen”, ama kendileri gibi sadece “Kıbrıslı”, hiçbir zaman, ποτε, ποτε! Her neyse, burada Elence (Μετρα Λιτοτητας: Aνθολογια Ποιησις) ve İngilizce (Austerity Measures: The New Greek Poetry) şiir antolojilerini paylaşıyorum. Son 30-40 yılın kayda değer 48 Yunan şairinden birisi olarak benim şiirlerime de yer veriyor bu antolojiler. Yunanistan’daki Agra Yayınları’nın antolojisi dışında, ABD ve İngiltere’de Penguin Books tarafından da İngilizce olarak yayımlanan ve Columbia Üniversitesi’nin Elen İncelemeleri Bölümü’nde okutulan bir başvuru kitabı bu.

Üstelik benim dışımda yalnızca bir Kıbrıs doğumlu şair var sözkonusu antolojilerde, o da yıllar önce evlenip Yunanistan’a yerleşerek vatandaş olmuş ailesi Kıbrıslırum biri. Bense ne Yunan vatandaşıyım, ne Elen kökenli, ne de sürekli Yunanistan’da ikamet etmiş biriyim ve ne de bütünüyle Yunanca yazılmış bir şiirim var. Bunlara rağmen neyse ki bir “Türk” olarak kurtarmış bulunuyorum Kıbrıs’ın Elen’liğini! Yoksa son 30-40 yılın Yunanistan şiirinde Kıbrıs’tan bir şair adı anılmayacaktı böyle önemli akademik antolojilerde! Belki bundan sonra, ana-akım edebiyat kanonundaki Elence-yazan-Kıbrıslılar da beni “yeterince Türk” gördükleri gibi “yeterince Elen” olarak da görürler, ama “yeterince Kıbrıslı”, asla, ποτε!  

* Birinci bölüm “The Guardian gazetesi”nin 26 Nisan 2004 sayısında yer aldı (Londra). İlk kez basılı bir süreli yayında yer alan sosyal-medya paylaşımlarının ilki (İkinci bölüm) artık aktif olmayan  “Mehmet Yaşın & Mehmet Yashin & Μεχμετ Γιασιν” Facebook Sayfasında, 2017, Atina çıkışlı Türkçe paylaşım olarak ve diğeri de (Üçüncü bölüm) yine aynı Facebook Sayfasında, 2019, Atina çıkışlı Türkçe, Elence, İngilizce paylaşım olarak yer almıştı. Birbiriyle ilişkili konuları nedeniyle burada üçü bir arada gözden geçirilip sunuldu. Buradaki yazıları da içeren kısa denemeler, soruşturmalar, çeşitli ülkelerden ve şairlerden şiir çevirileri ve inceleme yazıları yakın zamanda Yitik Ülke Yayınları tarafından “Başka Evlere Yolculuklar” adıyla yayımlanacak. (MY)

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

"Özgürlük Adası" 25 yaşındaSezin Öney
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Pınar Yılmaz

22 Mayıs 2026

Müge İplikçi: "Çocuklar dünyanın sertl..

Bazen kurgunun içinde ilerlerken mesele de dönüşüyor, derinleşiyor; birbirlerini besliyorlar. Pınar Yılmaz: Yazdığınız hemen her kitapta belirgin bir ‘mesele’ öne çıkıyor. Çocuklar için kaleme aldığınız ve Günı..

Devamı..

Truman Capote ile Yaratma Sanatı Üzeri..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024