Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Şubat 2021

Plastik Sanatlar

Türkiye'nin İlk Kadın Kübist Ressamı: Maide Arel

Tufan Erbarıştıran

Paylaş

0

0


Birinci Dünya Savaşı sonrasında, Avrupa’da yaşanan sosyal ve siyasal çalkantılar/arayışlar, resim sanatına da yansımıştır. Gerçeğin birden fazla parçalara ayrıldığını savunan bazı sanatçılar, sonuçta kübist resim akımını yarattılar. Söz gelimi, George Braque, Fernand Léger, José Victoriano González-Pérez, Albert Gleizes, Jean Metzinger gibi ressamları sayabiliriz. Ancak bu sanatçılar içinde en ünlüsü, Pablo Picasso’dur.  

Avignonlu Kızlar, 1907


 Ağlayan Kadın,1937


Guernica, 1937

Yirminci yüzyıla girerken değişen bilim anlayışı ve düşünsel yapıya koşut olarak yeni gerçeklik anlayışı ile, özneye yönelme başlar. 19. yüzyılın objektif materyalist gerçeklik anlayışı, yerini sübjektif gerçeklik anlayışına bırakınca, varlığı kavrayan olarak özne ön plana çıkar. Maddenin katılığını yitirerek enerji simgesi olarak ele alınması doğa varlığının soyut-düşünsel bir sistem olarak kavranmasına neden olurken, özneden hareket eden sübjektivist varlık anlayışı da düşünsel platformda kendini gösterir. Yani nesnenin kendisine yönelir ve bu doğrultuda hareket eder. Nesnenin gerçeklik bakış açısıyla duyusal olarak algılanması, resim sanatını da ciddi bir değişime uğratmıştır. Resimde nesnenin biçimi değil, ona yüklenen öne çıkar. Nesne görünen bir şey olmaktan kurtulur ve kendi başına özgürleşir. Sanatçı da bu anlamda nesnenin özünü kavramaya yönelir. Özellikle Paul Cézanne’ın başlattığı bu tür soyutlama önemlidir. Sanatçının yapmış olduğu elma/natürmort temalı resimler çok ünlüdür.


Sepetle Natürtmort, 1890


Elmalı Natürmort, 1898

Daha sonra bu soyutlama tekniği kübist bir akım olarak dönüşecektir.  

“Nesnenin duyusal özelliğinden vazgeçildiğinde, özne artık bir düşün varlığı olarak ele alınan doğanın karşısına geçer. Dolayısıyla öznenin etkinliği olarak sanat da görünebilir olmayana yönelir, doğanın, nesnenin karşısında duyusal değil, düşünsel bir tavır alır.

Biçimin serbestleştirilmesiyle nesnenin içyapısının ortaya konması hedeflenir. Nesnenin içyapısını kavramak ise, nesneyi göründüğü gibi ele almanın dışına çıkmaktır. Bu bağlamda, nesnenin düşünsel olarak kavranması, üç boyutluluğa bağlı olan optik yanılsamayı ortadan kaldırır. Amaç, nesnenin içyapısını, diğer bir deyişle özünü ortaya koymak olduğundan, kübizm yalnızca soyut biçimi değil, özsel biçimi de ortaya koymaya çalışır ve resim salt bir konstrüksiyona dönüşür” (Kübizm ve Türkiye / Yrd. Doç. Dr. Nilüfer Öndin / Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü / Sanat Tarihi Dergisi / Sayı: 14/4 / Ekim 2005).

Paul Cézanne, kübist akımı etkilemek ya da daha geliştirmek adına bazı resimler yapmıştır.


Paul Cézanne, Maincy’deki Köprü, 1879


Paul Cézanne, Dere, 1900

Kübist resim tekniği, üç boyuta bir de dördüncü boyutu ekler ve böylelikle gerçeğin farklı bir açıdan görülmesini sağlar. Kübizm, nesne yüzeyinin aynı anda farklı açılardan geometrik biçimlerde gösterilmesi temeline dayanmaktadır. 19. yüzyılda materyalist ve benzeri akımların gerçeklik anlayışı değişime uğraşmıştır. Bunun yerini sübjektif gerçekçilik anlayışı almıştır. Özellikle Paul Cézanne’ın resimlerde derinliği kaldırmasının ardından kübist sanat bir adım daha ileri gitmiştir. Söz gelimi, Paul Cézanne’ın aynı nesneyi iki farklı açıdan betimlemesi, derinlik yerine yüzeyi öne çıkarması, sonradan kübist sanatçılar diye anılacak birçok ressamı etkilemiştir. Sanatçının elma (natürmort) resimleri, geleneksel teknik yöntemler yerine, yassı bir yüzey üzerinde sergilenmesi, o güne kadar bilinmeyen bir metottu. Sonradan bu tekniği kübistler epeyce geliştirmiştir. Kübist sanat akımı genelde empresyonizme bir itiraz ya da bir karşı çıkıştır. Empresyonizm resimlerde, konturlar soyutlanmış (erişim) ve renkler de parçalara ayrılarak dağılmıştır. Kübistler ise resimlerinde nesnelere cesur ve yeni bir teknikle biçim vermiştir. Yani salt biçim tekniğinden uzak durmuşlardır.   

Kübizmin amacı, nesneleri "izleyicinin bulunduğu yerden görebileceği biçimde" değil, değişik şartlarda ve başka açılardan görülebilecek özellikleriyle de ortaya koymaktadır. Bir anlamda resme dördüncü boyut olarak "zamanı" katmanın çabası vardır (Prof. Dr. Erhan Güzel / İstanbul Kültür Üniversitesi).  

Türkiye’ye kübizm sanatı biraz geç gelmiştir. Bu sanat tekniğinin anlaşılması ve tuvalde yansıtılması da kolay değildir. Ayrıca birazdan söz edeceğimiz gibi, kübist resim tekniği hakkında yeterli eğitim ve bilgi de yoktu. İşte bu nedenle, kübist sanat akımı ülkemizde kendine zorluklarla bir ilgi alanı yaratabilmiştir. Türkiye’de, 1900-1940 yılları arasında, genellikle natürmort ve doğa resimleri rağbet görmekteydi. Kapalı mekân ve açık hava resim çalışmaları arasında şu türler dikkat çekmekteydi: Özellikle İstanbul’un deniz kıyıları, bahçeleri, ağaçları, günlük yaşamı üzerine resimler (Anadolu’nun benzer köşeleri için de geçerli) yapılmaktaydı. Ayrıca kapalı mekânlarda yapılan natürmort resimler de dikkat çekmekteydi. Bunlara asillerin, sultanların, varsılların, bürokratların ve soylu ailelerin portrelerini de ekleyebiliriz. Bu ressamlardan bazıları şunlardır: Hoca Ali Rıza, Şeker Ahmet Paşa, Osman Hamdi Bey, İbrahim Çallı, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Mahmut Cûda, Feyhaman Duran gibi adları sayabiliriz. Kübizm ise tüm bu gerçekliği üç parçadan (en, boy, yükseklik) dörde (zaman boyutu) çıkarmaktaydı. Böyle olunca da gerçeği gözlerinin önünde görmeye alışmış sanat çevreleri için, kübizm, büyük bir farklılık yaratmıştı. Ayrıca kübizm tekniği konusunda eğitim almış çok az ressam vardı. Bunların resimleri ilk başta-halk arasında -pek anlaşılmadığından- çoğu kez eleştiriliyordu. Sınırlı bir sanat çevresinde sıkışıp kalan kübistler yine de ideallerinden vazgeçmeden yollarına devam etmişlerdir. 

Paris özelinde Avrupa’da modern resim anlayışı hızla gelişiyordu. Söz gelimi, kübizm, fovizm, ekspresyonizm gibi resim akımları çok geniş bir sanat çevresine ulaşmıştı. Türkiye’den Avrupa’ya giden ve orada bu tür resim akımlarından etkilenen ressamlar ise ülkeye döndüklerinde cesur adımlar atmışlardır. Birçok ressamın ilk dönemlerinde doğa, natürmort, portre, mekan gibi çalışmaları yerine, nü resimleri, kadın temalı portreler ve özellikle kübizm etkisini göstermiştir,

Maide Arel

Maide Arel, ülkemizde bu sanat (kübist + geometrik soyutlama) akımının öncülerindendir. Maide Arel (1907-1997), dönemin tanınmış ressamlardan Nazmi Ziya, Hikmet Oran ve Mehmet Ruhi Arel’den resim dersleri almıştır. Bu dönemde (1930’lu yıllar), Güzel Sanatlar Akademisi’ne de devam etmektedir. Bu süreçte, Fransızca ve müzik dersleri vermiştir. 1948’de Ankara Halkevi’nin resim yarışmasında İkincilik Ödülü kazanmıştır. Yurt dışına çıktığında, Paris’te resim sanatçılarından da dersler almıştır. Yaşamı boyunca öğrenmeye ve öğretmeye karşı derin ilgi duymuştur. Resim sevgisini anlatabilmek için, ilerlemiş yaşına kadar bu özelliğinden vazgeçmemiştir. 1951’de İstanbul'da, ilk kişisel sergisini açtığında, sanat çevrelerinden yoğun ilgi görmüştür. Daha sonra hem yurt içinde hem de yurt dışında sergiler açmıştır. Birçok eseri koleksiyonerler tarafından satın alınmıştır. Ayrıca karma sergilere de katılmıştır.  

Maide Arel, başlangıçta, hocalarının eserlerinden etkilenmiştir. Onların kullandığı teknikleri benimsemiştir. Bir süre sonra, nesneleri geometrik biçimde yansıtan, üç boyutun yanına bir de dördüncü boyutu ekleyen, geleneksellik ve derinlik yerine, nesne yüzeylerinin aynı anda ama farklı açılardan gösterilmesini benimsemiştir.

Sanatçı, eserlerinde, Anadolu yerel kültürünü kullanmıştır. Söz gelimi, “Figürlü Enterior” adlı resmi, kübist sanat açısından güzel bir örnektir. “Enterior” terimi daha çok bina içi (‘enterior’ terimi ile aynı anlamda kullanılmaktadır) konulu resimlerdir. Bu resim tekniğinde, bir odanın (ya da bir koridorun) içi tasvir edilir. Bu akımın başlıca özellikleri arasında, odaların dekorasyon görünümleri, belirli dönemleri ve köy evlerinin içini yansıtan bir görünümler vardır. Odanın ya da kapalı bir alanın içinde yer alan figürler ve nesneler yine kübist bir anlayışla resmedilir. Mekân iç dekorasyonu ile burada yer alan figürler arasında hem organik hem de kültürel bir bağlantı kurulur. Sanatsal anlamda kurulan bu bağlantı sayesinde, mekândaki her şey belirli bir zamansal tanımla gösterilir. Ancak öznel bir not olarak şunu da imleyelim: 19. yüzyıla kadar, İslamiyet’in etkisi sonucu, resmin günah sayılması nedeniyle, siyasal anlamda da mevcut yönetimlerin resim (hatta heykel) sanatını bir günah olarak kabul etmesinin önemi vardır. Osmanlı döneminde resim sanatı yerine, hat sanatı, minyatür, tezhip, ebru gibi daha çok el becerisine dayalı sanatlar yeşermiştir. Cumhuriyet kazanımlarıyla birlikte birçok kadın-erkek ressam ve heykeltıraş sanat yaşamına atılmıştır.

“Kübizm, çağdaş ve teknolojik gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan kimlik arayışından kaynaklanan yeni bir görsel ifade tarzıdır” (Şeyda Şener / Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı Resim İş Eğitimi Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi / 20. Yüzyıl Soyutlama Sürecinde Geometrik Biçimlemenin Türk Resim Sanatına Yansıması / Edirne 2020).      

Kübist bakış açısı çoklu bir gösterimsel tanımsallık sunmaktadır. Bir nesneyi ayrı açılardan ve birden fazla bakışla, sanatçının çoklu bir açılım sağlamasıdır. Bu tür resimler genellikle yüzeye yakın bir teknik içermektedir. Kübizmin beki de en büyük sorunu bu tür bir resmi izleyenin kararsızlığıdır. Resmi teknik açıdan göremeyen bir izleyici için, önündeki keskin çizgilerle belirlenmiş olan çoklu bir ifadeyi anlamak güçleşir.

“Kimi zaman bu çokyüzlü figürler öyle karmaşıklaşır ki eğilimlere, yaylara, çokyüzlü geometrik şekillere varır” (Kübizm / Pierre Cabanne / Dost Kitabevi Yayınları/ Çeviri: Işık Ergüden / s. 39 / 2013).

Şimdi örnek aldığımız resmi (Figürlü Enterior) yorumlamaya devam edelim. Resimdeki figürün bükülmüş, biraz yana kaymış, ince uzun boynu dikkat çekicidir. Aynı figürün yüz hatlarının belirsizliği ise bir başka teknik içermektedir. Figürün duruşu, ellerinin birbirine kavuşturulması, ensesinde toplanmış saç modeli, arkasındaki perde ve diğer nesneler göz önüne alındığında, Amedeo Modigliani’nin resimlerini anımsarız. Sözünü ettiğimiz bu resim (Figürlü Enterior), kübizmi çağrıştıran teknikten biraz uzaktır. Maide Arel, bu tür resim tekniğinden sonra kübizme geçmiştir. Ancak kübizmle birlikte geometrik soyutlamayı çoğu kez bir arada kullanmıştır. Yine dikkat edilirse, kadın figürün yana bükülmüş uzun boynu yanı sıra, yüzünün ayrıntıları hiç yoktur. Kadının bu belirsizliği onu anonim yapmaktadır. Resimde çok fazla renk bulunmaz. Tablonun sağ tarafında yer alan açık bir pencereden odaya sızan bir ışık vardır. Figür ve odanın, yüzeysel ama bilinçli bir boyama tekniği olduğunu hemen imleyelim. Resimdeki oda belli ki kurgusaldır: Koyu renkli perdenin üzerinde sarı renkli yaprak desenleri görülmektedir. Odada çok fazla eşya bulunmaz. Bunun nedeni, kadın figürün öne çıkarılması isteğiyle ilişkilidir. Kadının üzerindeki pembe renkli giysinin, mavi renkli kuşağı ile “v” yakalı kısmının ince mavi çizgileri dikkat çekicidir. Kadının yüzü belli olmasa bile, onun duruşu, boynunun büküklüğü, odadaki yalınlık sayesinde hüzünlü bir atmosfer olduğunu söyleyebiliriz. Bu da bize kadının hüzünlü bir duygusallık içinde olduğunu gösteriyor. Kadının ellerini sanki karşısındakine duyduğu saygıdan ya da yaşadığı eziklikten dolayı birleşmiş gibidir.

Sanatçının resimlerinde yüzeysel lekeler ve kalın kontur çizgiler kendini hemen belli eder. Ayrıca mekânsal konulu resimlerinde ise geometrik kurgular ile ayrıntıları dışarıda bırakan bir tekniği vardır. Kübizm, uygulama tekniği olarak, ele aldığı figür ve nesneleri çoklu bir bakış açısıyla aynı yüzeysel konuma getirir. Figürlerin hangi açıdan bakılırsa bakılsın, sanki aynı anda (zamansal boyutu) hepsi görünüyor izlenimi vermektedir. Maide Arel, kübist bir tekniğe sahip olmakla birlikte, çizdiği figürün tüm bedeni tek bir açıdan görülmektedir. Böylelikle kübist tekniği kadar soyut/geometri tekniğini de kullanmaktadır.

“Maide Arel olgunluk dönemindeki tüm çalışmalarda figüratif ögeler kullanmış, yalnız figürü daha çok Andre Lhote'un estetik anlayışına yakın bir doğrultuda yani yüzey resmine bağlı bir duyarlılık içinde ele almıştır.  

“[…] Kübizm, temelinde ele aldığı nesne veya figürün birçok açıdan edinilen görünümlerini eserlere taşırken, çok yönlü bakış açılarını aynı anda ifade etme prensibindedir. […] Arel, sanat hayatı boyunca yaptığı resimlerde seçtiği insan figürlerini stilize ederken, Kübizm felsefesinden oldukça yararlanmış fakat kompozisyonlarını geometrik soyutlama anlayışı ile yorumlamıştır” (Çağdaş Türk Resim Sanatında - Maide Arel / Doç Dr. Pelin Avşar Karabaş / Hitit Üniversitesi).

Maide Arel, Anadolu’nun özgün geleneklerini (evler, odalar, kilimler, giysiler, müzik aletleri, danslar…) yansıtan bir anlayışı kübizmle birleştirmiştir. Özellikle derslerini de aldığı Mevlevilik konularını çokça işlemiştir. Neyzenlerin ve semazenlerin görüntülerini, kübist ve geometrik soyutlamalarla yansıtmıştır. Sanatçı, bu resimlerinde dikey, hacimli, kıvrımlı, dairevi gibi bölünmeleri ustalıkla göstermiştir. Ayrıca birçok resminde yer alan figürlerin yüzeye yakın olmaları da dikkat çekici bir unsurdur. Resimlerindeki kübizme özgü diyebileceğimiz yatay bölünmeleri ve geometrik tanımlamaları büyük bir beceriyle harmanlamıştır. Sanatçı, Mevlevi kompozisyonlarında hareketi uyumlu ve ritmik bir düzende yansıtır. Semazenin dönüşlerindeki ulvi atmosferi, semazenin kıvraklığını ve estetiğini kübizmle örtüştürür, sonuçta ortaya etkileyici bir görüntü çıkartır. Renklerdeki matlık, figürle bütünleşen döngüsellik ve yalınlık, resme ayrı bir değer katar. Sanatçı bu tekniği kullanırken, özellikle Mevlevi figürlerindeki yalınlık, kullandığı mat renkler ve bir katkı bulunmadan olabildiğince doğrudan yansıtması sevgiye, içtenliğe yöneliktir. Yani Mevlevilik ve Anadolu geleneklerini ters yüz etmeden, bilinen tanımlarına sadık kalmıştır. Sadece onları sanatsal açıdan değerlendirmiştir.

Sanatçının dünyaca ünlü tablosu, Çiftetelli, 1974’de Fransa’da yapılan bir yarışmada, Dünya Büyük Ödülü’nü almıştır. Bu resimde, Anadolu’nun kendine özgü geleneklerinden olan çiftetelli oyunu merkeze alınmıştır. Bu resimde, yöresel giysilerle, çiftetelli oynayan bir kadın figür vardır. Oynayan figürün her iki yanında, oturmuş vaziyette iki figür daha bulunmaktadır. Burada dikkat edilirse figürlerin giysileri, çarıkları, çalınan dümbelekler Anadolu’nun geleneksel yaşamından bir kesit sunmaktadır. Giysilerin renkleri, kadınların fiziki yapıları, oynayan kadının zarafeti öne çıkmaktadır. Maide Arel’in Anadolu yaşam kültürünü yansıtan çok sayıda kadın figürü ve enterior yorumlu çalışmaları vardır. Bu tür çalışmaları/resimleri sadece sanatsal değil, dönemin Türkiye’sinin bir tür belgeselini de yansıtmaktadır. Sanatçının enterior tekniği ile görüntülenen/resimlenen kapalı mekândaki figürler ve onların çevresindeki nesneler ile birçok gözden kaçmışlığı yakalamamız olasıdır. Sadece kadın-erkek giysileri değil, söz konusu dönemde kullanılan birçok eşya da karşımıza çıkmaktadır. Oda içi resimlerinde halı, kilim, vazo, çiçek, pencere, perde, bardak gibi birçok eşya/nesne yer alır. Ayrıca resimlerinde dönemin kadınları ve erkekleri, giysiler, kullanılan eşyalar, kapalı alanlar, danslar gibi daha birçok nesne ve figürü kendine konu etmiştir. Sanatçının resimlerinin temelini Anadolu kültürü oluşturmaktadır. Bu kadim kültürden beslenen sanatçı, her resminde etkilendiği bu kültürden güzel örnekler vermiştir. Resimlerinde figürleri teknik olarak geometrik formlara bölmüştür ve genellikle az renk skalasıyla boyamıştır.

 

Maide Arel, Kadın

Yukarıda gördüğümüz Kadın adlı portresinde de figürün az renk kullanılarak soyut-geometrik bir biçimsellik içindeki tanımsallığı söz konusudur. Resimde kapalı bir mekân olmasına rağmen, figür haricinde başka bir nesne, eşya yoktur. Resimde bu sadeliği kadının görüntüsüne de yansıtmıştır. Başında örtüsü olan, gözleri kapalı, sanki derin bir düşünceye dalmış gibi gösterilen genç bir kadın vardır. Sol kolunda birkaç tane bilezik ya da benzeri bir takılar görülmektedir. Üzerindeki giysisi kırmızı, başörtüsü beyaz, giysinin eteklik ya da alt kısmında giyilmiş başka bir giysi ise turuncu renklidir. Resimdeki renkler pastel ağırlıklıdır ve çok fazla dikkat çekmez. Figürün duruşu, gözlerinin kapalı oluşu, ellerinin birleşikliği ile verilmek istenen atmosfer daha önemlidir. Ayrıca figürün yüz hatları kübist bir anlayışla bölünmüş ve iki farklı açıdan resmedilmiştir. Kadının boynu kapalı olduğundan görünmez. Öte yandan, kadının başı hafifçe öne doğru eğiktir. Bu pozun genel anlamı ise Anadolu kadınının kimliği, geleneği, eğitimi ve alışkanlığı ile örtüşmektedir. Beden yapısı kübist ve geometrik soyutlama ile ifade edilmiştir. Bedendeki dairevi, helezonik ve keskin kenarlı konturlar ile resmin görselliği öne çıkmaktadır. Geometrik soyutlama ve kübizm birlikteliğinin güzel bir örneğidir bu resim.  

 


Maide Arel, Efe

Sanatçının Efe adlı kübist-geometrik tablosu da bu doğrultuda dikkat çekmektedir. Figürün siyah bıyıkları, sert bakışları, efelere özgü allı morlu cepkeni ile dikkat çekicidir. Figürün arkasındaki soyut-geometrik biçim ise resmin teknik yapısına son derece uygundur. Giysinin renk uyumu kadar, Efe’nin yüzündeki yapay gölgeleme de resme ayrı bir atmosfer katmıştır. Sanatçının Efe adlı resminde belirgin bir kurgusallık vardır. Figürü aslından daha farklı göstermek için birtakım deneysellik söz konusudur. Söz gelimi, figürün başlığını biraz farklı çizmiştir ve resimdeki yalınlık ile destansı bir kahramanlığı daha da somutlaştırmıştır. Resimdeki figür ile anlatılmak istenen, Kurtuluş Savaşı kahramanlarına gönderilen bir ağıt ya da bir şükran borcu gibidir. Figürün uzun ve kalın boynu, düz bir çizgiyle belirlenmiş burnu, uzaklara dalmış gibi görünen bakışları, tipik bir efe portresi ile bağdaştığını imliyor. Figürün durağanlığı, onun atıl olduğu anlamına gelmez. Efe’nin bu sabitliği, vakur duruşu, kendinden emin bakışları ile ona giydirilen giysinin ve verilen efe lakabının tipik bir görüntüsüdür aslında.    

“Efeler başlarına çuhadan yapılma "narçiçeği" renginde "kuzunlu başlık" denilen "fesi", Zeybekler ise "kabalak" adı verilen kırmızı renkde kalıpsız bir "keçe külahı" takınırlar. Her ikisi de bu başlıkların üzerlerine iğne oyası bezemeli "kefiye" sararlar; püsküller ise arkadan sarkar. Efeler ve zeybekler çıplak etlerine, boyun ve kol ağızları iğne oyası işlemeli, krem renginde, içlik denilen "Bürümcükleri" (Bürümcükler saf ipektendir.) giyerler. Bu içliğin üzerine "Mintan" denilen, kırmızı ya da mor üzerine beyaz çizgili, ipekten dokunmuş bir üstlük giyilir.” (TUFAK Turizm Folklor Araştırma Kurumu Derneği Kulübü – Ankara) 

Cumhuriyet kazanımlarının olduğu bir dönemde bile, bir kadının toplum önünde resim sergileri açması, aleni bir biçimde resim sanatı hakkında konuşması, bu konuda halk açık yerlerde dersler vermesi, kendisiyle ciddi anlamda söyleşiler yapılması son derece olumlu karşılanıyordu. Kadının hemen her konuda erkeğin yanında yer alması, onunla birlikte mücadele etmesi, üstelik kadınların inançlarına bakılmaksızın (ki Maide Arel bir Ermeni’ydi…) anlayış gösterilmesi önemli bir kazanımdır. Maide Arel, görece de olsa bu özgür ve hoşgörü ortamında yetişmiş bir sanatçıydı. Aldığı eğitimi, yurt dışı izlenimlerini ve deneyimlerini sanatla buluşturdu. Yaptığı kübist ve bazen soyut-geometrik resimleri ülke dışında da saygınlık görmüştür.   

Maide Arel, Türk kadınının bir başarı simgesi olarak sanat tarihinde yerini almıştır. Günümüzden yaklaşık 70-80 yıl önce başlayan sanat serüveni ülke sınırlarını aşmıştır. Sözünü ettiğimiz bu dönemin içinde İkinci Dünya Savaşı, ülkemizin eğitim ve kültür düzeyi kadar ekonomik durumu da göz önüne alındığında, Maide Arel’in başarısı daha da önemli oluyor. Kadınların sanatla uğraşmalarında, toplum içinde saygın bir yer edinmede, hem el becerilerini hem de yaratıcılıklarını göstermede öncü olmuştur. Ancak şunu da imleyelim ki bu türden yaratıcı ve sanatsal cesareti olan, tüm kadın sanatçılarımızın yeterince öne çıkmadığını da belirtmeliyiz. Tarihin karanlık dehlizlerinde unutulmaya yüz tutan, sadece akademisyenlerin ve meraklı araştırmacıların ele aldığı böyle değerli kadın sanatçıların daha fazla tanınır olmalarını sağlamak gerekiyor. Onların yaşadıkları dönemdeki tüm zor koşullara karşın yaptıkları eserler bir yana, gösterdikleri üstün başarı bile saygıyla hatırlanmalarını gerektiriyor.

Maide Arel, Çiftetelli, 1961


Maide Arel, Figürlü Enterior

 

 

 


Amedeo Modigliani, Jeanne Hébuterne’nin Portresi, 1919


Amedeo Modigliani, Jacques ve Karısı Berthe Lipchitz, 1916

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Scott Fitzgerald’dan yazarlara öğütlerOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Jeff Minick

5 Mayıs 2025

Böyle Bir Politik Ortamda Akıl Sağlığı..

Amerikan halkını böylesine derin bir mutsuzluğa sürükleyen bir diğer önemli etmense medyanın kullandığı nefret söylemi, yaratılmasına öncülük ettiği olumsuz siyasi atmosfer ve yol açtığı ön yargılar. 2002-2015 yılları arasında Ulusal Ruh S..

Devamı..

Büyümenin Sancısı, Hayallerin Haritası..

Işıl Kızılırmak

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024