Turuncu Bisiklet
15 Kasım 2019 Öykü

Turuncu Bisiklet


Twitter'da Paylaş
0

Tahta dış kapının çengelini zorlanmadan bir çırpıda açtı. Bahçedeki tozlu toprak zeminden yolun yeni yapılan asfalta ulaştı. Evin tek turuncu bisikleti boyuna göre iki numara büyüktü. Ailede büyükten küçüğe herkesin kullandığı tek bisikletti. Büyük olmasına rağmen arkada arkadaşını taşıyacak kadar güçlü ve kullanıma hâkimdi. İlkbaharın ikinci ayıydı. Cebinde babasının verdiği kâğıt parasını kontrol etti. Yerindeydi. Derin bir nefes aldı. Sıcacık hışırtısını pantolonunun cebinden rahatlıkla duyumsadı. Diğer cebinde şeffaf kutudaki pembe küçük şekerlerden on tanesini ağzına attı. Günde beş yüz tane bile yiyebilirdi. Dilinden damağına yayılan pembe mutlulukla sağ pedala basıp, sol ayağını selenin üzerinden geçirdi. En fiyakalı bisiklet binişini yine başarıyla gerçekleştirmişti. Son yaptığı hareketi yeni öğrenmişti. Daha da fazlasını yapabiliyordu aslında. Kendisinde bir sihirbazın kıvraklığı ve çabukluğu vardı. Sağ eliyle firene basarak bisikletin arka tekerini sağa kaydırıp asfalt yola lastiğin izini çıkarmak, evin solunda kalan babaanne yokuşu diye adlandırdıkları yolda ellerini salmakta onun işiydi. Kulaklarında rüzgârın uğultusu ve mavi özgürlük hissi...

Sokaklarda başıboş dolaştı bir süre. İlkokul öğretmeninin evinin önünden geçiyordu. Demir kapıda “Dikkat köpek var” yazısı sadece yabancıları korkutmak içindi. Bahçede köpek olmadığını adı gibi biliyordu. Öğretmeninin ektiği beyaz güller yerden fışkırırcasına açmıştı.Terlediğini ve soluksuz kaldığını hissetti. Vitesi çıkırt sesiyle ikiye düşürdü. Süzülerek caddeden mahalleye kıvrılan eski ve yıkık evlerin bulunduğu yola girdi. Çığırtkan simitçi Hüsnü abinin simitleri, poğaçaları gevrekti. Canı çekti ama umursamadı. Evin yıllanmış kaldırımına bisikletini dayayıp oturdu. Evden kahveye, kahveden eve giden yaşlı tanıdık yüzler, gökyüzünde cıvıldayan kırlangıçlar vardı. Siyah, düşünceli kedi mırıldanarak önünden geçti. Etrafa yayılan türlü çiçek kokularının büyüsüyle elini cebine attı. Parasını çıkardı. Güneşe doğru tuttu. Beyaz ışınlar gözüne ve kirpiğine değerek inceledi, inceledi... Hızlıca tekrar cebine koydu. Güner marketten defter alması gerekiyordu. Fen defteri bitmiş, son konuları işliyorlardı. İnsan ve çevre, elektrik devre elemanları... Öğretmeni her hafta defter kontrolü yapardı. “Biraz dinlenip yola revan olmalıyım,” dedi. Dedesinin bilindik sözleri... Düşekalkmak, düşeyazmak, akçe karagün içindir... Bitip tükenmeyen deyimler ve atasözleri...

Yerde çalışkan karıncaların saman ve çerçöp altından çekirdek kabuklarını tek sıra halinde evlerine götürmelerini izledi bir süre. Gözlerini kapadı. Beyaz eskimiş yeşil yosunlu duvarın yanındaki dut ağacından gelen serçelerin, sözleri eksik şarkılarını dinledi. Öğle vaktiydi. Serçelerin şakırtıları arkadan duyulan ezan seslerine karıştı. Bisikletine bindi tekrar. Dengesini bulana kadar bir oraya bir buraya yalpalayarak sürdü. Caddenin karşısına geçti. Karşıdan kırmızı eski renault geliyordu. Gelmeseydi önündeki kağnı gibi giden amcayı sollardı. Yanaklarını balon gibi şişirdi hırsından. Coca cola tenteli güner marketin önünde fren yaptı aniden. Durdu. Bisikleti kaldırıma çekti. Elini cebine götürürken gözleri etraftaki rafları istemsizce taradı. Papağan resimli gofretler, bitter çikolatalar, rengârenk lolipoplar, fıstıklı cipsler, sade gazozlar... Yutkundu önce, midesi yalvarır gibi sesler çıkarıyordu. En son evden salçalı ekmeği yiyip çıkmıştı. Eski tahta masanın önü arkası, sağı solu malzemelerle dolu bakkal Hasan'ın, gözlükleri üzerinden onu izlediğinin farkındaydı. Dayanamadı. Çocuk aklıyla babamdan tekrar para alırım diyerek yüzünde eksik gülümsemeyle çikolatalı gofret ve sade gazozu alıp marketten çıkarken, yanından vızıltıyla geçen sinirli arıyı eliyle savurdu. Pişmanlıkla bisikletine bindi.

Bakkaldan eve giderken en uzun yolu tercih etti. Gittiği yoldan geri dönmek istemiyordu. Bazen sağa bazen sola zigzaglar çizerek sürüyordu. Aklına geçen ay ödeyemedikleri kira ve elektrik borçları geldi. Karıncalar ayağından yukarılara çıkıyor, kalp atışları hızlanıyordu. Karıncalar sonra midesinde toplandı, savaşıyorlardı adeta. Aklındaki bahanelere yenileri ekleniyordu. Beyni alarm vermeye başladı... Yolun solundan sürmeye devam etti. Evin lacivert fonda beyaz yazılmış yedi numaralı kapısına git gide yaklaşıyordu. Babasının rengi soluk mavi gömleği ve beyaz şapkası göründü. Yüzü asıktı ya da ona öyle geliyordu. Yanından siyah araba geçerken egzoz dumanı ciğerine yapıştı. Öksürmeye başladı. Ciğeri acıyana kadar... Durduramıyordu. Ona doğru yaklaştıkça daha şiddetlendi. Babası yağ fabrikası armalı beyaz şapkasını çıkardı. Elinin tersiyle alnını sildi. Güneş tepede parlıyordu. Mahalledeki başıboş köpekler kesik kesik havlıyordu. Başı, lunaparkta dönen salıncaklar gibi dönerken bisikleti kaldırım kenarına zorlukla çekebildi. Onun değilmiş gibi yere bıraktı. Asfalt zemin ayaklarının altından kayıp gidiyordu sanki. Ellerinin, ayaklarının bağı çözüldü. Bedeni buz kütlesi gibi eridi, yere bırakıverdi kendini... En son duyduğu ses bisikletin çınlayan ziliydi...


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR