Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Şubat 2023

Söyleşi

Ülkü Yağmur Ural: "Beni besleyen gazetecilik dönemimde yaşadıklarım, tanık olduklarımdı."

Yasemin Seven Erangin

Paylaş

1

2


Benim olmazsa olmaz dediğim, tüm kitaplarını birkaç kez okuduğum, bazı cümlelerini ezber ettiğim yazarlar da hep toplumsal gerçekçi yazarlar.

Yasemin Seven: İlk kitabınız dijital olarak yayınlanan “Kâğıttan Kayıklar” la ve 2022’de Dorlion Yayınevi’nden çıkan “Cadı Kazanında Pandemi” ile tanıdık sizi, çeşitli mecralarda yazmaya devam ediyorsunuz. Ülkü Yağmur Ural kimdir, neler yapar. Sizi daha yakından tanımak isteriz?

ÜYU: Yasemin Hanım merhaba. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümü mezunuyum. Yüksek lisansımı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yaptım. Beyaz ekranla ilk tanışıklığım TRT’de yayınlanan “Yitik Zaman Peşinde” adlı belgeselle oldu. Bu belgeselde yönetmen yardımcısı olarak görev aldım. Sonra habere geçtim. Ulusal televizyon kanallarında uzun yıllar sağlık, eğitim, çalışma hayatı ve parlamento muhabirliği yaptım. Kamu kurumlarında ise basın danışmanı olarak görev aldım. Halen aktif olarak iletişim uzmanlığı yapmaktayım. Öykü yazma tutkum gazetecilik dönemime dayanıyor. O dönemlerde anılarımı yazıyordum, sonrasında bunları öyküleştirerek yazarlığa ilk adımımı atmış oldum.

YS: Sizi yazarak insanlara dokunmaya teşvik eden motivasyon neydi? Yazmak bir delilik halidir, bununla nasıl baş ediyorsunuz?

ÜYU: Beni besleyen gazetecilik dönemimde yaşadıklarım, tanık olduklarımdı. Siz de medya sektöründe çalışan bir kadın olarak çok iyi biliyorsunuz ki gazeteciler bir haberi takip ederken aslında tarihe tanıklık ederler. Yıllarca içimde o kadar çok olay ve kişi birikti ki dışarı çıkması gerekiyordu. Muhabirlik yaptığım dönemde beni etkileyen olayları kaleme almaya başlamıştım. Bir çeşit arınma, zehrini kağıda akıtma diyebiliriz. Zamanla yazdığım notların, küçürek öykülerin ve anıların sayısı arttı. Hala besleniyorum o dönem yazdıklarımdan.

Onlarca öykü yazabilmemin sırrı ise mesleki bir alışkanlığım… Röportajlar televizyon haberciliğinin olmazsa olmazıdır. Benim için ise artık hayatımın vazgeçilmezidir. Ben rutinim devam ederken insanları gözlemlerim, sohbet ederim, dikkatle dinlerim. Onlarla bir çeşit söyleşi yaparım. Yani ilhamım bizzat insanlardır. Mahallemdeki kasap, köşedeki kafede çalışan garson, marketteki kasiyer, okul yolundaki öğrenci, her gün aynı saatte aynı yerden geçen bir servisin şoförü…Liste uzayıp gider. Her insan kıymetlidir ve her insanın öyküsü vardır. Ben o insanları yazıyorum, bizi yazıyorum yani.

“Yazmak bir delilik. Bununla nasıl baş ediyorsunuz? ” sorunuza gelince… Baş etmiyorum, onunla yaşamayı öğrendim Yasemin Hanım. Delilik iyidir, farklı olmak onur vericidir bana göre. Hayat farklılıklarıyla, çılgınlıklarıyla, delilikleriyle güzeldir. Açıkcası insanların ne düşündüğünü önemsemeyi bırakalı çok oluyor. Defterim, kalemim her daim yanımdadır. Bu nedenle nerede gelirse yazma isteği orada çıkartır defteri yazarım ben. Geçen gün markette kasa kuyruğunda beklerken aklıma yazacağım bir öykünün ilk cümleleri geldi. Çıkardım defteri yazmaya başladım. Arkadakiler arada seslendi. “Hanımefendi ilerler misiniz?” diye. Hem ilerledim hem yazdım. Hatta o öyküye arkadan seslenen o hanımı da ekledim.

YS: Yazmak hem zaman hem de ciddi bir disiplin gerektiren bir hal, kadınların üzerine yapışan roller sebebi ile oldukça fazla yükümüz var, tüm bu sebeplerden dolayı her kadın yazarın yazma rutinini özellikle merak ediyorum. Sizin yazma rutininiz var mı?

ÜYU: Yasemin Hanım sorunuz beni gülümsetti. O kadar yerinde ve öylesine samimi bir soru ki…Yazar olmak zor, kadın yazar olmak daha zor. Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, bir anneyseniz çocuklarınızın ihtiyaçları –sadece maddi değil elbette manevi olarak annelerine duydukları ihtiyaçtan bahsediyorum– önceliğiniz oluyor. Evliyseniz eşiniz, eviniz, o evin ihtiyaçları… Bunların üstüne sorumluluğu yüksek bir işte çalışan bir kadın olduğunuzu ve tüm bu iş yığınının, maddi-manevi onca sorumluluğun içinde öykü, roman yazmaya çalıştığınızı düşünün. Hakikaten zorlayıcı ama imkansız değil. Ben şu anda tüm kadın yazarların içinde bulunduğu şartları üç aşağı beş yukarı tarif ettiğimi düşünüyorum. Biz bizi biliriz. Bir kadını en iyi bir başka kadın anlar.

Bulduğum çözüme gelince… Evdeki her odada defterim ve kalemim vardır. Zaman zaman hikayeler ve yazdığım romana dair sesli kayıt da yapıyorum. Bunun için kimi zaman telefonumu ama çoğu zaman gazetecilikten kalma alışkanlıkla kayıt cihazımı kullanıyorum. İş yoğunluğu ve sorumluluklar arasında kalıp, yapacaklarımı unutmamak için ajanda kullanırım. Bu da mesleki bir alışkanlık. Sürekli küçük notlar alır, hatırlatıcı kurarım. Her sabah ve gün içinde yapılacaklar listemi kontrol ederim. Disiplinli olduğumu söyleyebilirim. Zira, benim için yazarlık bir hobi değil. Belki amatör bir ruhla ve hevesle ama profesyonelce yapılması gereken bir iş. Bu nedenle de günün belli saatlerinde, özellikle geceleri aldığım notları toparlar, öyküleri elden geçirir ya da kitabımın bölümlerini yazarım. Çok sıradışı bir durum olmadıkça her gün muhakkak yazarım. Bu noktada şunu özellikle söylemek istiyorum. İnsanlar bu söyleşiyi okuduklarında sanki bir zorunluluğu yerine getiriyormuşum gibi algılayabilirler ama kesinlikle öyle değil. Ben yazmadan duramıyorum. Bir çeşit terapi, rahatlama hali. Yazmak benim hayatımın rutin bir parçası gibi. İnsanlar farklı şekillerde rahatlarlar. Kimi televizyonda dizi izler, kimi kitap okur, kimi sosyal medyada vakit geçirir. Ben yazarak rahatlıyorum. Yazmak benim için yük değil aksine hayatın sırtıma yüklediği küfeyi alıp yere indiren destekçim.

YS: “Kâğıttan Kayıklar”ın yazma sürecinden bahseder misiniz? Kitap dosyası hazırlamak zor bir süreç,o süreçten bahseder misiniz?

ÜYU: Kağıttan Kayıklar’ın kitap dosyası pandeminin en derin yaşandığı zamanlarda oluşmaya başladı. Biliyorsunuz pandemide hepimiz çok zorlandık. Alışkanlıklarımız değişti, insanlarla iletişimimiz çok azaldı. Kendi evlerimizde, kendi küçük dünyalarımıza hapsolduk. Bir çeşit savunma mekanizması belki, karakter olarak aşırı zorlandığım dönemlerde içime dönerim. Pandeminin başları benim için öyle zamanlardı. O zorluğu da aşmanın yolu yazmaktı yine. İçsel bir yolculuğa çıktığım için Kağıttan Kayıklar’da hayalgücümün fazlaca çalıştığı, iç dünyamı yansıtan masalsı öyküler de var, geçmişle ve kendimle hesaplaştığım öyküler de var. Dosya şekillendikten sonraki süreç de pandemi yasaklarına denk geldiği için ayrıca yorucuydu. Çünkü, dışarı çıkma yasağı nedeniyle yayınevine, editörümün yanına, matbaaya gidemiyordum. Herşey mesaj, mail, yazışmalar üzerinden dönüp, şekillendi. Bu durum benim için zorlayıcıydı ama kitap çıkınca tüm yorgunluğuma değdi. Pandemide değişen alışkanlıkların ilk kitabıma yansıması çok olumlu hatta beklenenin üzerindeydi. O dönemde dijital kitaplar çok okunuyordu ve Kağıttan Kayıklar beklentimizin üstünde ilgi çekti. Okurla buluştuğu ilk ayda yeni çıkanlarda 2. sıraya yükseldi. Kitabı okuyanlardan, sosyal medya üzerinden  ikinci kitabı yazmam gerektiğine dair sayısız mesaj aldım. Dürüst olmak gerekirse yüzlerce kitabın içinden sıyrılıp insanların dikkatini çekmesini de böyle bir ilgiyi de beklemiyordum. Benim için hayli şaşırtıcıydı.

YS: Pandemi dönemi dünya için birçok anlamda zor zamanlardır, bu dönemde kitap yazma motivasyonunu nasıl sağladınız? İkinci kitabınız Cadı Kazanında Pandemi nasıl ortaya çıktı?

ÜYU: İlk kitap ilgi görünce haliyle motive oldum. İkincisi ve en önemlisi pandemiye dair bir iz bırakmak istedim. Beni harekete geçiren de bu oldu. Eve kapandığımız o dönem ve hemen sonrasında yasakların yavaş yavaş kalktığı dönemleri de içine alacak şekilde hayatları derinden sarsılan insanlarla iletişim kurdum. Onların yaşadıklarından yola çıkarak, kendi süzgecimden geçirdiğim öyküleri kaleme aldım. Öykülerde kimi zaman metaforik anlatım kullandım, kimi zaman kurgu değişti, isimler değişti ama yaşanmışlığın aslı korundu. Cadı Kazanında Pandemi adlı kitabımda tamamen gerçek insanların, gerçek hikayeleri var. Benim, sizin, onun…Herkesin…Öyle zannediyorum ki bunu için sevildi kitap. Zira, 2. baskısına girecek yakın zamanda. İnsanlar o hikayelerde kendilerini gördüler, o günlere döndüler.

YS: Ülkü Yağmur Ural sanat disiplinleri arasında nasıl besleniyor? Neler okur, okurken ah bunu ben yazmış olsaydım dediği, birazda kıskançlık içeren bir kitap var mı mesela?

ÜYU: Yasemin Hanım, son sorunuzdan başlayayım. “Bunu ben yazmış olsaydım.” dediğim bir kitap yok çünkü herkesin yolu da hikayesi de farklıdır. Yazarlar, kitaplarına kendilerini, hayata karşı duruşlarını yansıtırlar. Bu nedenle sadece benim değil, tüm kitapseverlerin çok beğendikleri kitapları iyi ki yazarları kaleme almış, başka kim yazarsa yazsın aynı etkiyi yapmazmış. O sevilen kitapları bizler yazarlarının bakış açıları nedeniyle seviyoruz diye düşünüyorum.

Neler okuduğuma gelince…Yazmak ve okumak iç içe eylemler. İyi yazmak için çokça okumak gerekiyor. Açıkçası tek bir türün, tarzın ya da ısrarla belli yazarların okunmasını doğru bulmuyorum. Benim yelpazem geniş. Yeni nesil yazarları da merak ediyorum, bilim kurgu ya da fantastik kitaplar da okuyorum. Kitapların dışında edebiyat dergilerini yakınen takip ediyorum. Gerçekten kalemi kuvvetli yazarlar yer alıyor bazı dergilerde.

Her ne kadar farklı türleri okuyup, takip etsem de kendime toplumsal gerçekçiliği yakın buluyorum. Bu çerçevede yazan yazarları okumaktan ayrı bir keyif alıyorum. Benim olmazsa olmaz dediğim, tüm kitaplarını birkaç kez okuduğum, bazı cümlelerini ezber ettiğim yazarlar da hep toplumsal gerçekçi yazarlar. Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Fakir Baykurt, Aziz Nesin ilk aklıma gelenler.

YS: Başucu kitabı, favori şair, değişmez yazarlarınız var mıdır?

ÜYU: Önceki soruda saydığım yazarların arasında biri var ki kitaplarını açar açar okurum. Sayısız cümlesinin altı çizilidir. Söyleşinin başında bir belgeselde yönetmen yardımcılığı yaptığımı söylemiştim. Belgeselin bölümlerinden biri Sinop Cezaevi’nde çekilmişti. Sabahattin Ali’nin cezaevindeki günleri anlatılmıştı. O çekimden sonra kendisine ayrı bir hayranlık duydum. Genel beğeninin aksine ben “Kürk Mantolu Madonna”yı ya da “Kuyucaklı Yusuf”u değil, Sabahattin Ali’nin “Sırça Köşk” adlı öykü kitabını çok severim.

YS: Tezgahta neler var ?

ÜYU: Şu an yeni kitabıma odaklanmış durumdayım. Bu kez bir öykü kitabı değil bir roman olacak. Bir kadın hikayesi… Yazdığım konuyla ilintili olarak yazım tekniği benim için bu kitapta ayrı bir önem taşıyor. Kitabın, okurun gözünde bir film gibi akmasını istediğim için sinematografik bir anlatımla yazıyorum. Bu teknikle yazan yazarların kitaplarını okumanın yanısıra; tekniğe hakim yazar, editör ve iletişim fakültelerindeki öğretim üyeleriyle bir araya gelip fikirlerini dahi aldım. Kitap şekillenmeye başladı. Her ne kadar tekniğe dikkat etsem de asıl önemsediğim konu bambaşka… Elimden geleni değil, yüreğimden geçeni yapmaya kararlıyım Yasemin Hanım. Beni etkilemeyen tek bir cümle dahi kitapta yer almayacak. Bu noktada içime sinmesi gerçekten çok önemli ve kıymetli benim için. Zira, yazarlık yolunda şunu fark ettim ki beni etkileyen öyküler, okuyucunun da yüreğine dokunabiliyor. Benim bir yazar olarak öncelikli hedefim yüreklere dokunmak. 

Son olarak şunu eklemek istiyorum. Sizin gibi donanımlı, yazar kimliği de olan bir kadınla söyleşi yaptığım için çok memnunum. Yollarımız kesiştiği için kendimi şanslı hissediyorum.

Çok kıymetli edebiyat aşıklarına da söyleyeceklerim var. Yürüdüğüm bu keyifli ama bir o kadar da zorlu yazarlık yolunda biliyorum ki yüzlerce yol arkadaşım var. Hem bana hem de kitaplarıma sahip çıktıkları için her birine ayrı ayrı minnettarım.

YORUMLAR

Rıza Karakuş

Cadı Kazanında Pandemi, içtenlikle yazılmış harika öykülerden oluşan eserdi. Anlatım, akıcılık ve kurgular en güzel şekilde aktarılmıştı. Güzel bir söyleşi olmuş, yüreklerinize sağlık. Yazarlık yolunda ışığınız azminiz ve direnciniz hiç ama hiç eksik olmasın. 💐

3 Şubat 2023

Rıza Karakuş

Cadı Kazanında Pandemi, içtenlikle yazılmış harika öykülerden oluşan eserdi. Anlatım, akıcılık ve kurgular en güzel şekilde aktarılmıştı. Güzel bir söyleşi olmuş, yüreklerinize sağlık. Yazarlık yolunda ışığınız azminiz ve direnciniz hiç ama hiç eksik olmasın. 💐

3 Şubat 2023

Öne Çıkanlar

Muggle'ların da Severek Kullandığı Har..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Erhan Sunar

19 Mayıs 2025

E. M. Forster’ı Okumak

Yazıldıkları zaman aralığı itibariyle de, Forster’ın kitapları geniş klasikler çağından hem bir kopuştur hem de kısmen o dönemlerden esinler barındırır.Edebiyata umutsuzlukla ve sevgiyle bağlı okur için, E. M. Forster’ın romanları, öyküleri çok şey ifade eder. Yorucu, bir şey v..

Devamı..

Yürünecek Bir Yol Vardır Her Zaman

Josef Kılçıksız

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024