Margaret Atwood ile Kitaplar Üstüne: “Okunacak o kadar çok şey var ki bazen zaman yetmiyor diye düşünüyorum.”

Margaret Atwood ile Kitaplar Üstüne: “Okunacak o kadar çok şey var ki bazen zaman yetmiyor diye düşünüyorum.”


Twitter'da Paylaş
0

Damızlık Kızın Öyküsü, Kör Suikastçi, Tufan Zamanı gibi romanların yazarı Margaret Atwood ile yapılan bir söyleşiden…

Bugünlerde komodininizde duran kitaplar hangileri?

Başucumda her zaman ağrı kesici, saat, not defteri, kalem ve bir dedektif hikâyesi bulundururum. Şu sıralar okuduğum hikâye de Georges Simenon’dan bir Dedektif Maigret kitabı. Bunların dışında bugünlerde beyin yaşlanmasıyla ilgili bir kitap, kuzenim Janet Barkhouse’ın şiir kitabı Silence, Maurice Druon’un on dördüncü yüzyıl Fransız krallarıyla ilgili yazdığı tarihi bir kitap var. Bu son söylediğimi okumuştum ama hâlâ orada duruyor.

On sekizinci yüzyılda yaşayan insanlar kitap okurken salya sümük ağlamalarıyla bilinirler.

Peki, en sevdiğiniz öyküleri sorsak…

Bu türün üstatlarını okuyarak büyüdüm diyebilirim. En sevdiklerim arasında Hemingway, Katherine Mansfield, James Joyce, William Faulkner, Morley Callaghan, Katherine Anne Porter, John Updike gibi isimler var. Ayrıca Robert Weaver’ın Kanadalı öykü yazarlarının eserlerini içeren bir kitabı var. O kitapta pek bilinmeyen ama harika öyküler yazan birkaç yazarla karşılaşmıştım. James Reaney, Alice Munro gibi isimler…

Korku temalı öyküleri de çok severim, bu sebeple Poe, M. R. James, Robert Louis Stevenson ve Sheridan Le Fanu gibi yazarları da severek okudum. Bilimkurgu alanında ise Sherlock Holmes favorimdir diyebilirim.

Ama “en sevdiğin” diye sorunca ne desem bilemedim. Ayrım yapmak gerçekten zor. Faulkner, Gogol, Chekhov, Flaubert, De Maupassant… Aklıma onlarca isim geliyor. 

Okunacak o kadar çok şey var ki bazen zaman yetmiyor diye düşünüyorum.

Mesela Küçük Deniz Kızı beni çok üzmüştü. Ama okurken ağladığım son kitabı gerçekten hatırlamıyorum. Sanırım bunun için çok yaşlıyım.

En son hangi kitabı okurken ağladınız?

Ah... Bir sanat eseri için ağlamak… Bu zaten başlı başına bir konu.

Eskiden, okurunu ağlatmayan kitaplar başarısız olarak görülürlerdi. On sekizinci yüzyılda yaşayan insanlar kitap okurken salya sümük ağlamalarıyla bilinirler. Jane Austen’ın Akıl ve Tutku’su da buna güzel bir örnek.

Kendimden bahsedecek olursam, ben pek sık ağlamam. Mesela Küçük Deniz Kızı beni çok üzmüştü. Ama okurken ağladığım son kitabı gerçekten hatırlamıyorum. Sanırım bunun için çok yaşlıyım. Bu yaşlarda insan genellikle gülmeyi tercih ediyor.

margaret atwood

En sevdiğiniz masal?

Çocukken Grimm Masalları’nı okumuştum. Aralarında çok sevdiğim masallar vardı diye hatırlıyorum. Bence bunların en başarılı tarafı her okunuştu farklı anlamlar çıkarılabilmesiydi.

Diyelim ki evinizde edebi bir akşam yemeği veriyorsunuz ve üç yazarı davet edeceksiniz. Konuklarınız kimler olurdu?

Şu an hayatta olmayan yazarları davet ederdim sanırım ve bu çok keyifli bir yemek olurdu. Hepsi bu tür davetleri çok severdi ve onları yeniden görmeyi çok isterdim.

İlk konuğum, Robertson Davies olurdu. Kendisi yemek yemeyi çok severdi ve sohbeti çok keyifliydi. Eminim o meşhur anekdotlarıyla bizi yine eğlendirirdi, tıpkı ilk kitaplarından biri olan The Table Talk of Samuel Marcbanks gibi.

İkinci konuğum, Angela Carter. Hayatımda onun kadar değişik ayrıntılara sahip, onun kadar bilge bir kadın görmedim. Çok yapıcıydı, çok yardımseverdi. Tıpkı hep yanınızda olmasını isteyeceğiniz kır saçlı, sevecen bir büyükanne gibiydi.

Üçüncüsü ise Matt Cohen olurdu. Matt hem çok becerikli bir roman ve öykü yazarı hem de Teddy Jam adıyla çocuklar için de bir şeyler yazıyor. Bir zamanlar editörlüğünü yapmıştım. Çok yaratıcı, çok keyifli bir insan.

Kim bilir ne keyifli bir yemek olurdu. Hadi gelin eski dostlarım, dışarda kalmayın. Üşümüşsünüzdür, hadi içeri girin!

Çeviren: Deniz Saldıran

(New York Times)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR