Rapunzel, Külkedisi ve Uyuyan Güzel. İlk kez Grimm Kardeşler tarafından yayımlanan bu tanıdık hikâyeler ve diğer Grimm Masalları, modern toplumlarımızda “masal” olarak adlandırdığımız anlatıların adeta bir özeti: alçakgönüllü ve itaatkâr kadınların ödüllendirildiği, haddini aşanlarınsa acı çektiği güçlü bir ahlaki alt yapı ve şatolardan, krallardan ya da büyücülerden ibaret, her an her şeye uyum sağlayabilen bir arka plan.
Fakat bu hikâyeler, mevcut masalların onlarca sürümünden biri sadece. Hepsi erkekler tarafından derlendi, yeniden kurgulandı ve zamanın burjuva toplumunun değerlerini pekiştirmek için kadınları marjinalleştirdi. Sonra devreye Disney gibi film şirketleri girdi. Grimms versiyonlarının süregelen başarı öyküsüyse masallardan yola çıkarak farklı hikâyeler anlatan kadınların göz ardı edilmesine sebep oldu.
Bu kadınlardan üçü Karoline von Woltmann, Carmen Sylva ve Laura Gonzenbach. Anlattıkları hikâyelerse Grimm Kardeşler’den olabildiğince farklı: onların kadınları pasifize edilmiş zavallı birer mağdur değil, erkeklerin isteklerinden ziyade kendi ihtiyaçlarını ön planda tutan aktif birer fail.
Karoline von Woltmann (1782-1847)
Berlin’de, Prusyalı bir özel meclis üyesinin kızı olarak doğan Woltmann, ailesinin sosyal statüsü sayesinde ciddi bir öğrenim gördü ve hayatının büyük bir kısmını tarihsel kurgularla toplumsal adaba ilişkin eserler yazarak geçirdi.
Woltmann ilk eserlerinde zamanımız açısından pek de hoş karşılanmayacak fikirleri destekler. Mesela toplumsal rollerin cinsiyete dayalı ayrımını onaylar ve toplumsal bir kurum olarak evliliği savunur. Ne var ki, fantastik eserlerinde bize bambaşka bir yanını sergiler. Mesela Volkssagen der Böhmen adlı derlemesinde yer alan Der Mädchenkrieg’de kadim Bohem efsanelerinden birini yeniden anlatır.
Saraydaki kadınlar, efsanevi kraliçe Libuše’nin ölümünün ardından isyan eder ve hem erkeklerin Bohemya’yı yönetme usullerine hem de onları yalnızca birer eş ve hizmetçi olarak görme eğilimlerine karşı çıkarlar. Cinsiyetler arasındaki bu mücadele zamanla şiddet içeren bir çatışmaya döner ve lider Wlatislava’nın ölümüyle sonuçlanır. Fakat barışsever bir çiftin yardımıyla nihayetinde uzlaşma sağlanır ve kadınlar, kocalarının onları onurlandırması şartıyla evlerine döner.
Hikâyenin sonunda temel statüko yeniden tesis edilir ancak Woltmann burada evlilik kurumunun eşitlik ve saygı üzerine kurulu olduğunu vurgulayarak evliliği bir baskı aracı olarak gören erkekleri eleştirir, ülke yönetimi konusundaysa bariz bir eşitlik ve işbirliği talep eder.
Carmen Sylva (1843-1916)
Carmen Sylva ismiyle bilinen Elisabeth zu Wied, Alman prenseslerinden biriydi ve kocası I. Carol’un 1881 yılında taç giymesiyle Romanya’nın ilk kraliçesi oldu. Fakat bu yeni hanedan sorunlu bir başlangıç yaptı ve egemenlikleri defalarca sorgulandı. Kral ve kraliçe hem kuraklık gibi doğal sıkıntılarla hem de sosyal huzursuzluklarla mücadele etti. Sylva, büyük ölçüde kendi hayal gücüne dayanarak yazdığı on masaldan oluşan derlemeyi (Pelesch-Märchen) tam da bu sıralar yayımladı.
Bu hikâyelerde olaylar doğrudan Romanya manzarası tarafından anlatılırken Sylva kendini, Romanya’daki Peleş nehriyle dostluk kurarak onun öykülerini yazan ve doğanın dile getirdiği sözleri derleyen anaç bir “şair kraliçe” olarak kurgular. Sylva’nın hikâyelerdeki kahramanlarsa uysal kadınlar ya da itaatkâr kız çocukları değil, Grimm Kardeşler’in toplumsal cinsiyet kalıplarını alaşağı eden lider kraliçeler, çalışkan ve cesur köylü kadınlar.
Kraliçe yazmış olduğu bu masallar aracılığıyla hem yeryüzüne, yani Romanya topraklarına söz vererek halka o bölgeyle özel bir ilişkisi olduğu mesajını iletir hem de kendi yabancı kökenli kadın hükümdar kimliğini, ulusal masal anlatılarıyla birleştirir.
Laura Gonzenbach (1842-1878)
Laura Gonzenbach’ın yaşamı hakkında bilinenler oldukça sınırlı. Mevcut birkaç kaynağa bakılırsa İsviçre kökenli tüccar bir ailenin çocuğu olarak Sicilya, Messina’da dünyaya geldi. Eğitim düzeyi bir hayli yüksekti ve çok sayıda dilde okuyup yazabiliyordu. Gençliğinin büyük bir kısmı Sicilya kırsalında geçtiğinden muhtemelen hizmetçilerden öğrendiği Sicilya lehçesini ustalıkla kullanıyor bu da oradaki yerel anlatılara kolaylıkla ulaşmasını sağlıyordu. Önde gelen Alman masal uzmanlarından Otto Hartwig’in onunla irtibat kurmasının sebebi buydu. Hartwing ondan yerel masalları derleyerek tercüme etmesini istedi.
Bahse konu derleme 1870 yılında, Sicilianische Märchen ismiyle yayımlandı. Derlemede yer alan doksan iki masal, biçim ve üslup olarak Grimm Masalları’nı andırsa da kahramanların çoğu, egemen ataerkil yapıya meydan okuyan güçlü kadın karakterlerdi. Gonzenbach üslup, dil ve yapı itibariyle Grimm masallarına yakın anlatılar yarattı ama içerik itibariyle tam da Grimm Kardeşler tarafından teşvik edilen toplumsal modellerin altını oydu.






