Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Ağustos 2017

Öykü

Umut Yay • Fanus

Oggito

Paylaş

52

0


Samir o gün eve kırmızı bir Beta balığı alıp gelmişti. Odasına çıktığında, uzaktaki evlerinden getirdiği fanusun içine mutfaktaki sürahilerden biraz su doldurdu. Daha sonra balığı o fanusa koydu. Fanus için herhangi bir süs eşyası almamıştı, ayrıca balığı satın aldığı yerdeki adam plastiğin balığa zarar verebileceğini söylemişti. Hem bu yüzden, hem de Samir süs ile ilgilenecek kadar düşünceli olmadığından, balığın fanusu boştu. Samir odasıyla da ilgilenmiyordu, odası da aynı fanus gibiydi. Samir, İstanbul’da bir oda kiralamıştı. Burada eğitimini sürdürecekti. Odasında sadece bir sedir, bir yorgan, bir yastık, bir masa, bir perde ve kırık eski bir ayna vardı. Yanında getirdiği elbiseleri ve eşyaları da odanın köşesindeki eski ve tozlu gazete kâğıtlarının üstünde duruyordu. Odadaki tek eski ve tozlu şeyler sadece gazete kâğıtları değildi. Oda tamamen pislik içindeydi, Samir de dahil. Ortak kullanılan banyo onun için bir sorundu. Sadece etrafta kimseler yokken banyo yapıyordu. Şimdi ise, yatağına oturmuş balığa bakıyordu. Onu masasının köşesine koymuştu. Masayı çalışma masası olarak kullanıyordu ve bu masa, yatağının dibinde ve pencerenin önündeydi. Samir, balığa bakıyordu. Ona Hikmet adını verdi. “Gel bakalım küçük Hikmet Benol,” dedi, parmağını fanusun camına dayadı. Küçük kırmızı Beta onun parmağına doğru yüzdü. Samir parmağını sola, sağa ve aşağıya, sonra tekrar yukarıya doğru hareket ettirdi. Hikmet de onun parmağını takip etti. Balık kıpkırmızı ve sonsuz ihtişamlıydı. Samir masanın üstündeki eski aynaya baktı, ayna da ona, sonra yüzünün kırmızılığını gördü, “Bu kırmızı balıkla anlaşabilirim,” dedi içinden. Daha ilk günden, aralarında bir samimiyetin oluşmaması şaşırtıcı olurdu. Hikmet’e bakarken, Samir’in yüzü gülüyordu. Uzun süreden sonra Samir gülümsüyordu. Artık bu soğuk odada yalnız değildi. Buraya geldiğinden beri uyuyup uyanıp sonra da okula gidip gelip ders çalışmaktan başka bir şey yapmadığı bu düpedüz ve mutsuz sayılabilecek hayatında bir yenilenme olmuştu, bir eğlence gibi değil, sanki bir mutluluk gibiydi, öyle hissediyordu Samir. Samir biraz heyecanlıydı ve mutlu sayılırdı. Üstünü çıkardı. Yeni bir şeyler giymek gerekirdi, eskiler huzursuzluk kokuyordu. Odanın köşesindeki yığından yeni giyecekler buldu. Sonra banyoya gitti. Akşam olmuştu, Samir odasına geçerken sessizce bir melodi mırıldanıyordu. Kapısını açıp içeri girdi, Hikmet’e baktı. Balık hareketsiz duruyordu. Kapıyı kapattığında kımıldanır gibi oldu. Samir onu uyandırdığını fark etti. Daha sessiz olması gerektiğini düşündü. Sessizce üstünü giyinmeye başladı. Gece boyunca asla ses çıkarmadan ders çalıştı. Ev sahibi ve evde kalan insanları bile hiç bu kadar düşünmemişti, onlar için ses yapmaktan kaçınmıyordu. Böyleydi işte, Samir’in hayatı artık biraz da olsa değişmişti, eskisi gibi değildi amahâlâ balıkların aslında duyamadıklarını öğrenememişti. Hikmet, Samir’in titreşimlerini fark edebilirdi, bu yüzden uyanabilirdi, yine de Samir kapıyı hiçbir zaman öyle yüksek bir titreşimle çarpmamıştı ki. Sabah yatağından kalktığında gözleri Hikmet’i bulmuştu önce. Yine uyuyor gibiydi, Samir aslında balıkların uyuyup uyumadıklarını bile bilmezdi. Yavaşça yaklaştı fanusa, yavaşça izledi kırmızı balığı. Gözlerini görebiliyordu, göz kapakları olmamalıydı balıkların, sadece köpekbalıklarının göz kapakları olduğunu Samir televizyonda bir belgeselden öğrenmişti. Öteki balıkların da uyumaya hakları olmalı, diye düşündü. Belki de uyumuyor da sadece dinleniyorlardır, diye cevap verdi başka bir düşünce balonu. Balonlar önce var olup sonra birer birer patlarken Samir hâlâ Hikmet’i seyrediyordu. Kımıldamıyordu balık. Fanusun içindeki su da deniz suyu olmadığından hareketsizdi ve içindeki küçük balığı da hareket ettirmiyordu. Ölmüş olabilir mi, diye bir balon daha oluştu esmer kafanın içinde. Sonra heyecanla bu sefer sesli düşündü genç Samir: “Balıklar böyle ölmez ki!” Hikmet sanki karşısındaki adamı haklı çıkarmak için olsa gerek, bir anda devindi. Suyun içinde süzülmeye başladı. Samir yine hayranlıkla ona bakıyordu, “Bu düşünce balonlarının hepsi boş,” dedi gözleri büyülenmiş gibi, “fanusun içi dolu.” Hazırlandı, Hikmet’le vedalaştı ve henüz pek alışamasa da gitmemesi için pek sebep olmayan okuluna doğru yola çıktı. Samir derslerden sonra bir kızla kavga etmişti. Neredeyse üç gündür beraber dolaşıyorlardı ve Samir yeni geldiği bu yabancı şehirde kendine en tanıdık gelen kişiyle olduğunu düşünüyordu, hatta kız onu sevdiğini bile söylemişti ancak söylediklerine aykırı hareketler yapıyordu. Garip nedenlerden tartışmalar çıkarıyor, durup durup Samir’in yanından uzaklaşıyordu. Samir onu anlamıyordu. Samir onu seviyordu. Böyle zamanlarda Samir hem sinirli hem de şaşkın bir ruh halinde oluyordu. Odasına geldiğinde kapıyı çarpıp hemen kendini yatağa attı. Birkaç kez ellerini dizlerine vurup öfkeyle soluduktan sonra uykuya daldı. Samir boşa sinirleniyor ve üzülüyordu. Kızın sorunu belliydi, Samir’i sevmiyordu. Samir buna inanmak istemiyordu, fark etmemiş gibi davranıyordu. Belki kız fikrini değiştirirdi. Ailesini mahvolmuş bir şehirde cesetler halinde bırakmasına rağmen Samir niçin bu kadar umutluydu? Niçin ailesinin bütün birikimini alıp savaş olmayan bir şehre gitmiş ve orada bir okula başlamıştı, niçin birinden hoşlanmıştı ve niçin hayatına bir düzen vermeye çalışıyordu? Yüzeye ulaşması için en az iki bin kulaç gerekirken, niçin Samir böyle yaşamaya devam ediyordu? Damarlarındaki gereksiz umut muydu sebebi yoksa Hikmet’in onda yarattığı heyecan mıydı? Asla Hikmet değildi. Sebebi Hikmet olsaydı odaya geldiğinde ona bakmadan uyumazdı. Küçük kırmızı Hikmet, Samir’i uyurken seyrediyordu. Yüzgeçlerini bir kuşun kanatlarını çırpması gibi bir hızla çırptı. Samir’e doğru uçmak istiyordu, kafasını cama çarptı. Hikmet, Samir’i seviyordu. Kendisine karşı bu ilgisizliğini engellemek istiyordu. Fanusun içinde resmen dans ediyordu, Samir’in ilgisini çekmeye çalışıyordu. Hikmet’in yaptığı bu kur, uykusunda bir kızın rüyasını gören Samir tarafından fark edilmeyecekti bile. Bir iki hafta sonra Samir, odaya başka bir kızla geldi. Aslında kız denmeyecek yaştaydı bu kadın, Samir’den daha olgun ve uzun boyluydu. Samir onu içeriye doğru çekti, yatağa oturtup üstünü çıkarmaya başladı. Yüzleri birbirine yakınlaşıyor ve sanki bu iki ayrı vücut birleşiyor ve yeni bir yaratık oluşturuyordu, Hikmet’in gözleri ancak böylesini seçebilmişti. İkisi tekrar iki ayrı görüntü olduklarında, kadın deri çantasından bir sigara çıkardı, fanusu ve daha sonra içindeki kırmızı balığı fark etti. Sağ elini fanusa doğru uzattı, sol eli yeni yakmış olduğu sigarayı tutuyordu. Samir’e bakarak, “Balığın ne kadar da güzelmiş,” dedi. Samir’in umurunda olmadı. Ayağa kalkıp kadını kollarıyla sardı. Sonraki gün Samir o kadından bir daha haber alamadı. Telefonunu arıyordu ama hiçbir zaman çalmıyordu, Samir onun evini de bilmediğinden kadın artık tamamıyla ulaşılmaz olmuştu, çünkü ona sadece telefonundan ulaşmıştı, ismini bile sorma zahmetini göstermemişti. Öylesine kolayca elde edebildiği bu kadını yine öylesine kolayca kaybedebilmek ona pek adaletli gelmiyordu, ulaşılmaz olduğu düşüncesi çılgına çevirdi onu, kadına olan sevgisinden değil de kibrinden ya da ortada bir haksızlık olduğunu düşünmesindendi. Belki de kadın yok olmakta haklıydı, çocuklarla uğraşacak pek vakti yoktu. Başka çocuklarla ve onların küçük kırmızı balıklarıyla ilgilenmeliydi. Samir üzüldü. Samir biraz eğlenmeye karar verdi, heyecansızlığından kurtulmuş sayılırdı. Artık insanlarla tanışıyor ve ayrılıyordu. Elindeki parayı harcıyordu. Çile dolu bir hayattan ne kadar çabuk harman savuracak bir hayata eriştiğini düşünmüyordu ki şaşırsın. Kendini, balığını, okulunu, o ilk hoşlandığı kızı ve hatta ailesini bile unutuvermişti. Bu zamanlarda Hikmet ile neredeyse hiç ilgilenmemişti. Bir haftaya yakındır yem bile vermiyordu. Bir gece Samir yatağında uyurken Hikmet fanustan dışarıya atladı. Çıplak ve kirli tahta zemine düştü ve on dakika kadar sonra öldü. Samir uyandığında bu duruma nasıl karşılık vereceğini, ne yapacağını kestiremedi. Şaşkın ve üzgün, tekrar yatağına oturdu. Ellerini yüzüne götürdü, ağladı. En son ailesinin yığıldığı topraklarda böylesine ağlamıştı. Bu şehirde tanıştığı, sevip ayrıldığı o kızlar için bile bir kez olsun gözyaşı dökmemişti. Bir tek ölüm üzebilirdi demek ki onu. Hikmet’e ne kadar haksızlık yaptığını anlamıştı, ona bir hevesmişçesine davranmıştı. Onu özlemişti. Şimdiden, daha yerde cansız yatarken bile küçük balığını özlemişti. Onu eline alıp evin bahçesine gömdü. Küçük kırmızı Beta balığı, kendisinden biraz daha büyük olan fanustan ve sahibi Samir’den vazgeçmişti. Samir daha önce ailesini kaybetmişti ve vazgeçmeyip hayatına devam etmişti, bir şekilde asık yüzü gülmüştü, bunu başarabilmişti fakat şimdi yaşadığı şey fazla ağırdı. Yatakta otururken aklından tonlarca ağırlıkta düşünceler geçiyordu. Hikmet gibi ailesi de onun yüzünden mi ölmüşlerdi? Kendini paraladı. Belki kendine haksızlık ediyor olsa bile, balonların ona söylediği şeylerin çoğu doğruydu. Nasıl bu kadar kolayca değişebildiğine şaşırıyordu, üzülüyordu. Samir’in bir kez morali bozulunca, bütün üzücü anılar zihnine hücum ediyordu. O an sorsanız, dünyanın en aciz ve en acımasız insanıydı. Gözyaşları dindi, ayağa kalktı. Koskocaman evrende, kendi dahil tanıdığı kimse kalmamıştı. İnsanlar da Samir’i tanımıyordu. Samir kimi tanısa, kısa süre sonra tekrar yabancı oluyordu. Annesinin, önünde küçük kız kardeşinin saçını taradığı eski ve kırık aynaya baktı. Aynadaki artık bir yabancı olmalıydı. Samir düşündü. Kendini odasının penceresinden dışarıya attı. Bu eski, ahşap evin ikinci katındaki bu küçük odanın küçük kiracısı artık kapının önündeki betonda yüzüstü uzanır haldeydi. Hikmet ve Samir birdi. Hikmet, Tayland’daki ailesinden koparılıp buralara getirilmişti. Samir de en az Tayland kadar uzak bir yerden geliyordu, o da kimsesizdi. Küçük kırmızı Beta, fanusundan; küçük Samir de odasından kaçmıştı. Hikmet’in fanusuyla Samir’in odası aynı büyüklükteydi.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İhsan Oktay Anar romanının özellikleriSemih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Livia Gershon

13 Ekim 2025

Nasıl Modern Diktatör Olunur

Şu an demokratmış gibi görünse de otokratik rejimle yönetilen ülkelerde, çoğunluğun yanı sıra bir de yüksek eğitimli ve bilgi bir alt grup var. Yirmi birinci yüzyılın diktatörleri önceki yüzyıllardaki seleflerinin aksine muhalif sesleri doğrudan şiddet kullanarak değil, d..

Devamı..

Kahvaltı Takımı Seçiminde Nelere Dikka..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024