Ünlü Eserlerdeki Edebi Bahçeler
3 Haziran 2019 Edebiyat Kültür Sanat Doğa

Ünlü Eserlerdeki Edebi Bahçeler


Twitter'da Paylaş
0

Çimler, mis kokulu çiçekler, yabani bitkiler ve daha fazlası edebi eserlerde hayat bularak okura muazzam bir hayal dünyasının kapılarını aralar. 

Herkesin katılacağı üzere bahçe bakımı pek zor iştir. Başkalarının bahçelerine hayran olmak bile bazılarını yorabilir. Bahçelerin tembel meraklılarına tek seçenek kalır: Edebiyat. Bahçeler edebiyatta öne çıkıyor, çünkü metaforlardan şiirsel imgeler ve dramatik söylemlere birçok ifade şekilleri sunuyor. Emory Üniversitesi İngiliz edebiyatı profesörü Sheila Cavanagh’a göre “Bahçeler, doğa ve yetişme koşulları arasındaki karmaşık ilişkiyi temsil ediyor. Aynı zamanda dizginlenemeyen cinsellik ve doğurganlık gibi insani deneyimleri irdeleyip medeniyetin tuzaklarına atıfta bulunuyor.”

Shakespeare’in oyunlarında bahçeler göründüğünden çok daha fazlasını içeriyor. Özellikle devlet yerine kullanıldığında doğa uğursuz olayların habercisidir. Hamlet etrafında dönen olayları anlatmak için şu sözleri kullanıyor: “Tanrım! Ne iğrenç! Öyle bakımsız bir bahçe ki bu. Azgın bitkileri tohuma kaçmış, pis, kaba ne varsa tabiatta sarmış içini.” Alt üst olmuş bahçe imgesi, katil amcası Claudius’un tahta çıkmasına olan öfkesine işaret ederken “pis, kaba tabiat” yeni kralın Hamlet’in annesiyle ensest ilişkisini yansıtıyor.

Richard II’de bahçeler sürekli bakım istiyor. Eğer emek verilmezse olumsuz olaylar meydana geliyor. Aynı zamanda bahçıvan kralın çöküşünü ortaya çıkarıyor. “Ne yazık ki Richard bizim bahçeyi budayıp güzelleştirdiğimiz kadarını toprakları için yapamadı!” deyip kralın soyluları yönetme biçimindeki hataları eleştiriyor.

Romeo ve Juliet’te Capulet hanesinin korunaklı bahçesi hem kahramanların aşkının önündeki engel hem de bu engelin üstesinden gelmelerini temsil ediyor. Oyunda Juliet Romeo’ya “Nasıl buralara kadar geldiniz? Bahçe duvarları yüksek ve tırmanması zor,” der. Ancak Romeo sınır tanımaz.

D.H. Lawrence’ın Lady Chatterley’in Sevgilisi romanında evin hanımı Connie ve âşığı Mellors ormanla ilişkilendirilse de Lawrence sık sık cennet bahçesine atıfta bulunuyor. Eğreltiotlarının yılana benzeyen şekliyle karakterleri günah işlemeye davet ediyor.

Mellors kendisi ve Connie’yi çiçeklerle donatır. Âşığının göbek deliğine bir adet campion (bir çeşit karanfil) kondurduğuna şahit oluruz. Lawrence kasıtlı olarak bu çiçeği seçer, çünkü karanfil yılan sokmasını tedavi etmek için kullanılmaktadır. Yani utancın yarasını iyileştirsin diye. 

Cinselliğe atıfta bulunmak edebi bahçelerin olmazsa olmazıdır. Bazen yazarların bahçeleri kullanarak cinselliği irdelemesi Dickens’ın Nicholas Nickleby’da yaptığı gibi komik bir hâl alabilir. Bunun aksine Jane Austen’ın bahçeleri ve tabiatı kullanarak anlattığı mevzular daha ciddidir. Mansfield Parkı’nın kahramanı içine kapanık ve utangaç Fanny, âşık olduğu kuzeni Edmund’un Mary Crawford ile dışarıda iyi vakit geçirdiğini öğrenir ve bu durumdan hiç hoşnut değildir. Açılmamış bahçe kapısını keşfeden çift yalnızca Mansfield Parkı’nın kapılarının önündeki vahşi doğaya ulaşmaz, aynı zamanda parkın ötesindeki bölgeye doğru yola çıkarlar. Austen yasak olana varan geçit olarak bahçe kapılarını kullanır. Mary Crawford şöyle der: “Kapı kitlenmese ne iyi olurdu! Bu harika bölgede istedikleri yere gidebilen tek insanlar bahçıvanlar.”

Bahçıvanlara duyduğu kıskançlık 19. yüzyıl toplum ve sınıfların kısıtlayıcı yapısını ortaya koyuyor. Yüzyılın sonlarına kadar henüz bahçecilik orta sınıf kadınlar arasında yaygınlaşmamıştı. Kadınların yalnızca “kendilerine ait bir odaya değil, kendi alanlarını bulabilecekleri bahçelere ihtiyacı vardı.” Bu bizi Virginia Woolf’a getiriyor. Woolf’un bahçe sevgisi kitaplarında yer alıyor. Yaklaşık doksan dört çeşit bitkiden bahseden Woolf’un Kew Bahçeleri eserinde çiçekler tehditkâr bir rahatsızlığı sembolize ediyor. Çevirmen Katrina Dodson konu hakkında “Karakterler bahçelerde bekledikleri huzuru bulmak yerine genelde huzursuz görünüyor,” diyor. 

Bu durum Charlotte Brontë’nin Jane Eyre romanındaki Bay Rochester’ın meyve bahçesi için de geçerlidir. Jane dinlenmek için kendini bahçeye atsa da istediğini tam olarak elde edemez. Cennete benzeyen bahçenin en “tatlı” saatlerinde Rochester’ın purosundan çıkan dumanların yasemin ve gül kokularını bastırmasına engel olamaz. Brontë aynı zamanda bu bahçeyi Jane’in saf ve nazik karakterini yansıtmak için kullanıyor. Rochester’ın karakterindeki kusurlar ise deliren karısının hapsedildiği büyük evi anlatırken açığa çıkıyor. Romantizmin hâkim olduğu çardakta ikili konuşurken Jane’e açmakta olan bir gül sunuluyor ve sadakatinin sembolü olan sarmaşık saçlarına fısıldıyor. Bahçeler gibi sarmaşıklar da iyi haberleri beraberinde getiriyor. 

 Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Financial Times)

 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR