Henri Rousseau, bu resminde doğallığı ve şiirselliği bir arada kullanmıştır. Aslanın yelesi ve kadının örtüsünden rüzgârlı bir hava olmadığını anlıyoruz. Rüzgâr olsaydı aslanın yelesi kalkık, kadının da giysisinin en azından etek kısmı uçuşurdu. Böylesine sakin bir havada biri uyuyan diğeri gezinen (ya da orada bekleyen) bir canlının uyumlu birlikteliği söz konusudur.
Naif sözcüğü doğal, saf, deneyimsiz ve samimi gibi duyguları çağrıştırır. Bununla birlikte sanat tarihinde doğal bir plastik sanat anlayışını da yansıtır. Belirli bir akademik kurala bağlı olmayan, doğaçlama ile ortaya çıkan bir ekoldür. Naif sanat denildiğinde, sanat eğitimi almamış ve daha çok da çocuksu bir anlayış olarak bilinir.
Naif resimde kurgu, zaman ve mekândan bağımsızdır. Zaman kavramı evrensel olmakla birlikte görece bir anlam taşır ve kurguya bu anlamda bir katkı yapar. Aslında zaman kavramı ve renkler sembolik bir kurgu yaratır. Böyle olunca da resmin hangi tarihe ve hangi coğrafyaya ait olduğu belli değildir. Bu belirsizlik resmi evrensel anlamda izleyenle buluşturur ve görece yorumların çoğalmasını sağlar. Bu zamansal kurgu çeşitliliği öylesine farklılık yaratır ki olayın resmedildiği yerin tanımsallığı antik dönemden günümüze kadar geniş bir yelpazeyi yansıtır. Bu tür resme bakan bir izleyici kendi düşsel algısı ile öznel bir yorum yapar. Uyuyan Çingene'de renklerin perspektifinin olmadığını da belirtelim. Aslında renkler gerçekliğe yönelik değildir. Renkler yüzeysel ve düşseldir. Tüm bunlar eşliğinde resmin şematik bir çerçevede yapıldığını da belirtelim.
Bunların haricinde mekân tanımsallığı ise alegorik bir yapının teatral görüntüsüdür. Naif resimlerin görece anlamda bitmemiş olduğu varsayılır. Sözgelimi Uyuyan Çingene resminde olduğu gibi, uyuyan çingeneye yaklaşan aslan onu yiyecek midir yoksa sadece koklayıp geçecek midir? Naif ressamlar doğayı kendi düşsel gerçekliklerine göre görür ve bu doğrultuda resme dönüştürür. Böyle olunca mekân kurgusu da ressamın düş gücüne göre değişkenlik gösterir.
Naif resimlerde renk olgusu öne çıkar, resmin bütünselliğini belirler. Bu doğrultuda renkler lirik, büyülü ve yumuşak ton geçişleri ile belirleyici olmuştur. Uyuyan Çingene resmindeki çizgeler ise genellikle renklerin içinde kaybolur ve bu beraberlik resme daha bir fantastik atmosfer verir.
Naif sözcüğü Latince nativus sözcüğüne dayanmaktadır. Bu sözcük (nativus) doğuştan gelen, kendiliğinden oluşan bir anlam taşımaktadır. Naif sanat akımı genel olarak 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında kendini göstermiştir. Özellikle Henri Rousseau ile iyice tanınmıştır.
Henri Rousseau (1844 – 1910)
Henri Rousseau, 1844’de ailesinin dördüncü çocuğu olarak doğmuştur. Babasının tenekeci olması nedeniyle yoksul bir ailesi vardır. Küçük yaşlardan itibaren resim sanatına karşı büyük bir ilgisi olmuştur. Ancak ekonomik yoksulluk nedeniyle bir avukatın yanında kâtip olarak çalışır. Yoksulluk onun yaşamı boyunca yazgısı olacaktır…
1890’lı yılların başlarında emekli olunca sadece resim yapmaya başlar. Bazen resim satamadığı günlerde sokaklarda keman çalarak dilendiği söylenir.
Henri Rousseau, naif ve primitif tarzda resimler yapmıştır. Sanat eleştirmenleri onu Fransız post empresyonisti olarak kabul etmiştir. Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olmaması nedeniyle sanat çevresinde her zaman hor görülmüştür. Sanatçı, Uyuyan Çingene isimli eserini 13. Salon des Independants’da sergilenmiştir. Söz konusu eseri Parisli bir kömür tüccarı satın almıştır. Günümüzde ise halen Museum of Modern of Art, New York’da sergilenmektedir.
Sanatçının en önemli eserlerinden biri de, Uyuyan Çingene'dir. Bu resim de diğer resimleri gibi naif bir teknik içermektedir. Öncelikle resimdeki figür ve nesneleri yorumlayalım.
Resimde figür ve nesneler sağ tarafta toplanmıştır. Bu açıdan bir bölüntü söz konusudur. Gökyüzünde batmakta (?) olan bir dolunay görülmektedir. Gökyüzü açık mavi görüntüsü ile dikkat çekicidir. Zamanın belirsizliği nedeniyle, gece ya da sabaha karşı olduğu pek belli değildir. Arkada akıp giden bir nehir ya da bir deniz vardır. Bu nehrin Nil Nehri olduğu iddia edilir. Onun hemen yakınında ise sıradağlar görülmektedir.
Resmin sağ tarafına yakın bir yerde kumların üzerinde uyuyakalmış bir Çingene kadın vardır. Anlayabildiğimiz kadarıyla yaşı gençtir ve derin bir uykudadır. Ayakları çıplaktır ve Çingene siyah renkli olarak çizilmiştir. Onun rengi ve yüz ifadesinden Afrikalı olduğunu düşünebiliriz. Üzerindeki giysinin çizgileri renklidir ve dikey olarak çizilmiştir. Kadının elinde kendini korumak amacıyla bir sopa vardır. Sol tarafında ise müzik yapıp para kazanmak için bulunan bir telli bir çalgı (mandolin) ve bir de su testisi bulunmaktadır. Başını bir bezle örtmüştür. Burada dikkat çeken husus ise resimde tüm heybetiyle bir aslanın olmasıdır. Aslanın kuyruğu diktir, rengi sarı-kahverengi olarak çizilmiştir. Aslan vahşiliği simgelese de burada Çingene’yi sadece koklamak için vardır. Böylelikle vahşet ve masumiyet bu resimde bir arada karşımızdadır. Sanatçının iyi niyetli yaptığı bu kompozisyonda vahşetin de bir yerde masumiyete saygı duyduğu yönündedir… Kadının elleri ve ayakları iridir; bu da onun çok yol yürüdüğünü ve genetik olarak buna uygun bir anatomik yapısı olduğunun göstergesidir.
Resmin analizi
Resimdeki Çingene sosyal statüsü olmayan sıradan bir sokak çalgıcısı izlenimi vermektedir. Böyle bir yerde tek başına kalması, kollarında takıların olmaması, ayakkabısız hali bunu doğrulamaktadır. Derin bir rüya içindedir ve belli ki gün boyunca epeyce yürümüştür. Kadının giysisinin renkleri kristalimsi bir görüntüdedir. Giysideki çizgiler dikkat çekicidir ve uyumludur. Resimdeki konturlar titizlikle belirlenmiş ve bir keskinlik içermektedir.
Sanatçının eğitimli olmamasına karşın bu resminde modernist anlamda bazı ipuçları vardır. Düzleştirilmiş şekiller ve perspektifler, ayrıca resmin renk ve stil özgürlüğü de dikkat çekicidir. Resim naif olduğu kadar şiirsel bir atmosfer de içermektedir. Resim, nehir ile ay ışığında yüzmektedir sanki. Akıp giden bir görüntüyü izleriz. Resimde yer alan nesneler, çizgiler ve renkler ritmik bir ifade içermektedir. Bu nedenle, aslan, bu şiirsel atmosferi bozmak istemediğinden yoluna devam edecektir. Yani böyle bir atmosferin içinde kan, et parçaları ve kemikler görülemezdi. Sanatçının aslanı bir figür olarak kullanmakla birlikte en çok da onun vahşiliğinin terbiye edilmişliğini simgelemiştir.
Aslan ve kadın
Birisi derin bir uykuda, ötekisi ise belki de karnını doyurmak için yiyecek arıyordur. Kadının sol tarafına doğru yarı dönerek yattığını görüyoruz. Elindeki sopayı bırakmamıştır. Belki de bir güvenlik unsuru olarak elinde tutmaktadır. Su testisinin ise ince uzun bir boynu vardır. Turuncuyu andıran rengi ile Afrika coğrafyasında kullanılan testileri andırmaktadır. Kuşkusuz benzer bir coğrafya da olabilir.
Resmin ana teması ise, aslan ve kadın ikilisi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Coğrafyasına hâkim olan iri bir aslan ile gündüzleri müzik çalarak yaşamını geçindirmeye çalışan bir Çingene vardır. Aslanın uyanık olması ve onu koklaması dikkat çekicidir. Aslanın ağzı ve dişleri görülmez. Sanatçı bunu özellikle yapmıştır. Aslanın vahşiliği denildiğinde ilkin kocaman ağzı ve iri dişleri akla gelir. Aslanın bu özelliği resmin temasına uygun olması için özellikle saklanmıştır.
Çingene’nin orta boylu olduğu bellidir. Çöl gibi kavurucu sıcaklığın olduğu vahalarda, küçük yerleşim birimlerinde yalınayak dolaşmak kolay değildir. Demek ki paraya ihtiyacı vardır ve müzik çalmaktan başka elinden gelen bir şey yoktur. Yoksulluğu bir yana, onu koruyacak bir ailesi var mıdır sorusu da akla gelmektedir. Biraz zorlama bir yorumla, aslanın onu koruduğunu düşünebilir miyiz? Yani sabahın (ya da gecenin) yaklaştığı bir saatte kimsesiz ve uykuda olan bir Çingene’nin zarar görmemesi için, aslan tüm heybetiyle onu korumak amacıyla çizilmiş olabilir mi? Belki de. Sanatçı böyle düşünmüşse, zayıf-güçlü, iyilik-vahşet, gece-gündüz gibi ikili çatışkıları karşımıza getirmiştir. Aslanın yürüyüp geçeceğini düşünsek bile, sanki orada biraz daha kalacakmış gibi bir izlenim de vermektedir. Ancak hangi görüş olursa olsun, aslanın vahşiliğini törpülenmesiyle, Çingene’ye bir zarar vermeyeceği açıktır.
Resim soldan sağa doğru akmakta gibi bir akış yansıtmaktadır. Resmin sağ tarafındaki doluluk ile sol taraftaki boşluk dengesiz bir görüntü yaratmıştır. Naifliğin kendine özgü resim anlayışının tipik bir örneğidir bu resim. Sanatçı, kendi kafasında kurguladığı düşsel bir sahneyi gerçekliğe uygun olup olmasına aldırmaksızın tuvaline geçirir. Buna karşın soldan sağa dolu bir akış gözlemlendiğini de söyleyebiliriz. Çingene’nin yatarken döndüğü tarafta çalgısı (mandolin) ve su testisi durmaktadır. Onlar o kadar önemlidir ki, biri susuzluğunu gidermek, diğeri de para kazanması içindir. O halde, uyandığında ilk olarak onları görmek istemektedir. Çingene’nin ağzı biraz açıktır ve beyaz dişleri görülmektedir. Demek ki epeyce yorgundur. Yazımızda Henri Rousseau’nun kendi harçlığını çıkarmak için sokaklarda keman çaldığını belirtmiştik. Keman çalan ve yoksul olan biri ile resimdeki zenci kızın (Çingenenin) yazgısı arasında bir bağlantı olabilir mi? Her sanatçı kendi yaşamından bazı anıları bilinçli ya da bilinç altında saklamış ve yeri geldiğinde kullanmıştır. Resmi oluşturan tüm birimler, birbirlerini kapatmayacak şeklinde sıralanmıştır. Bu anlamda, düzen ve simetri kurguda öne çıkar ve dengeli kullanılmıştır. Kadının yatış şeklinden onun yorgun olduğu kadar iç huzurunu yakalamış olduğunu anlıyoruz. Oryantalist bir anlayışın yarattığı fantastik bir görüntü söz konusudur.
Henri Rousseau, bu resminde doğallığı ve şiirselliği bir arada kullanmıştır. Aslanın yelesi ve kadının örtüsünden rüzgârlı bir hava olmadığını anlıyoruz. Rüzgâr olsaydı aslanın yelesi kalkık, kadının da giysisinin en azından etek kısmı uçuşurdu. Böylesine sakin bir havada biri uyuyan diğeri gezinen (ya da orada bekleyen) bir canlının uyumlu birlikteliği söz konusudur.
Birçok sanatçı, şair ve yazarın yaşadığı açlık ve dram, Henri Rousseau için de geçerli olmuştur. Sanatçı, bu resminde doğal bir olayın güncelliği yerine, düşsel bir gerçekliliği yansıtmıştır. Kimilerine göre 1899’da Rus Yetiminin İntikamı adlı oynanmayan oyunun yazınsal bir metni olduğu ileri sürülmüştür. Uyuyan Çingene birçok sanatçıya ilham vermiştir. Ancak sanatçının yoksulluğu ise gerçekten bir dramdır… Bu resmi satmak için dönemin belediye başkanına bir mektup yazar ama bir yanıt alamaz. Mektupta şu ifadeler vardır:
“Hemşeriniz olmaktan şeref duyarak ve alaylı bir ressam olarak Size, doğduğum kentin yeni çalışmalarımdan bir tanesini alması temennisiyle yazıyorum. Size Uyuyan Çingene adlı eserimi öneriyorum. Mandolin eşliğinde şarkı söyleyen gezici Çingene yorgun düşmüştür ve derin bir uykudadır, yanı başında içinde içme suyu olan bir testi vardır. Aniden bir aslan çıkagelir, kızı koklar, fakat kıza dokunmaz. Her şey ay ışığında yüzmektedir ve şiirsel bir ortam vardır. Olay kuru bir çöl ortasında cereyan etmektedir. Çingene’nin üzerinde Doğulu kıyafeti vardır. Resmi Size 1800-2000 franka bırakabilirim, çünkü kentimize bu kentin evladından bir hatıranın kalması beni mutlu eder. Sayın Başkan, önerimi lütfen kabul edeceğinizi umarak saygılarımı sunuyorum. Henri Rousseau, ressam, Vercingétorix Sokağı, no. 15, Paris.”
Yanıtsız kalan bu mektuptan sonra sanatçı ekonomik sıkıntılar içinde yaşamını sürdürmek zorunda kalır. Günümüzde ise naif resmin tarihi denildiğinde akla ilk olarak Henri Rousseau gelmektedir.






