Bir varmış, bizim için hep varmış. Eteğinde gürül gürül akan suda boğdurulana kadar bir köy yaşarmış. Yılanlar ejderha olurmuş, kediler aslan. Bir oturuşta tek başına tamı tamına iki kuzuyu devirirdi Ali dedeniz, diye anlatılırmış hikâyeler. Pireyi deve yapmak ve de büyük büyük yeminler etmek köyün şanındanmış. İyi hikâye anlatamayana, anlatırken bire bin katmayana bir daha bir şey anlattırmazlarmış. Neredeyse bütün köylünün hayatı sıradan bitiyor, bundan mıdır bilinmez, masalları, cinleri, perileri pek severlermiş. Sadece bir kez alışılmadık bir ölüm olmuş o kadar. Anlatılana göre, her hafta olduğu gibi tüm erkekler muhtarın evinde cuma namazından sonra toplanmış. Bir kişi hariç. Hep yaptıkları gibi sohbette o an kim yoksa orada, onun arkasından atarlar da atarlarmış. O gün de geleneği bozmamış, cuma namazına gelmeyen köyün okumuş ama yazları aylak dolaşan gencine verip veriştirmişler. Okumuş dedikleri de daha liseye devam ediyormuş, o kadar. İçlerindeki fesat köylüler durur mu, gencin kulağına gitmiş bu muhabbet. Neymiş efendim? Eli kalem dışında bir şey tutmaz olmuş da, falan fistan. Demiyorlar ki namazı niyazı hepten bırakmış deyyus, aylak maylaklığa vuruyorlar. Okumuş gencin köylü gururuna çok dokunmuş. Bir yaz akşamı, köyün esas gelir kaynağı olan üzüm bağına yine birkaç domuz saldırmış. Fırsat bu fırsat, almış eline keleşi, domuzları öldürmeye gidiyorum diyerek çıkıp gitmiş. Öldürüp de derisini yüzmedin, yüzüp de post yapıp giymedin mi erkek değilsin bir kere. Domuzun yağ kütlesi koca karnına on tane de sıksan fayda etmez. Başından vuracaksın, tek kurşun. Kendi de domuz gibi tostoparlak, yemiş yemiş sıçmamış derler ya Anadolu’da, öyle işte. Korkmuş da belli etmemiş, gene de vazgeçmemiş kararından. Avdan dönmeyen gencin aç domuzlar tarafından parçalanarak yendiği haberi bütün köye hızlıca yayılmış. O günden sonra bir daha kimseyle dalga geçmeyeceklerine dair yine büyük büyük yeminler etmiş köy halkı.