Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Eylül 2017

Öykü

Veysel Kaygusuz • Sis

Veysel Kaygusuz

Paylaş

44

0


Yaşam öyküleri, sanıldığınca karışımsız değil, karışımlıdır. Her bir yaşam öyküsü, öbür yaşamların parçacıklarıyla tamamlanır. – Özdemir Asaf

Nazlı

Altı yıl önceydi. Bizimki bırakıp gitti bir sabah. Dur bir sigara içelim. Sen de ister misin? Sert mert içiyoruz, sağ ol. Seninki yakmaz benim boğazımı. Kahve diyeceğim ama... Peki sonra. Şunun babasını on bir yıl önce gördüm. Bir düğünde. Üç beş arkadaşıyla oturmuş zıkkımlanıyor. Ama o kendi başına sanki. Ötekiler gülüşüyor, oynayan kızlara bakıyor, o dalgın. Ağır bir dalgınlık. Masadakiler kalkıp oynuyor, kafaları iyi; bizimki masaya çakılı. Ha bire çekiyor. Hani Hüsnü vardı, kemancı. Nasıl bilmezsin kız, Şehnaz’ın Hüsnü! O da bizimki içsin der gibi bir asılıyor. Dertsiz adam kanser olur, kalkar masadan. Öyle çalıyor namussuz. Âşık oldum. İlk görüyorum. Nesine olmadım ki! Dalgınlığına, arada başını kaldırıp gülümsemesine, sigara içişine. Beni de o alıştırdı. O dediysem gittikten sonra yani. Bir sigara çekişi var, Allah seni inandırsın o çekiyor ben öksürüyorum. Parmak uçları yanacak gibi. Hele bakışlarına. Kadir İnanır halt etmiş! Üstünde açık mavi bir gömlek, uzun kollu. Yeni almış düğün için. Katlama izlerinden belli. Bir gün ütüsüz giydirmedim boyu devrilesiceyi. Kıymet mi bildi sanki? Hani biri seni gözetler de sırtın dönük de olsa hissedersin. Sonra dönüp bakarsın. O da öyle. Anladı mı nedir? Ondan beklenmeyecek bir çeviklikle o kara gözlerini kısıp bana bir baktı ki öldüm sandım. Ateş bastı her yanımı. Yanımda anam anladı. Nasıl olmuşsa suratım al al. Ateşime bakıyor safım, ne bilsin? Kahvenin sırası değil mi abla? Bak bu kahveyi bir ben yaparım, bütün kasabalı bilir. Kahve ya mermeri olur ya da serseri. İyi kahve böyle renk renk olur. Renk dediysem kahverengi tonları: açık, koyu... Köpüğün altından süzülecek renkler. O gece uyuyamadım. Sabah olmadı. Yemeden içmeden kesildim. Dalgın oldum. Anam tuz ister ben şeker götürürüm; şeker ister tuz götürürüm. Bir gariplik var bu kızda demiş babama. Yemeklerde laf çarpar, ağzımı arar... Neyse. Sordum soruşturdum gizliden. Kimin nesidir, diye. Adı Nihat’mış. Çarşı Cami’nin yanında bir dükkânı varmış: köşker, babadan kalma. Dükkân dediysem baraka gibi bir yer. Ben akşamdan kuruyorum: eski ayakkabılarımı tamire götüreceğim. Sabah oluyor, elim ayağım giriyor birbirine. Böyle böyle bir hafta geçti. Akşam, tamam diyorum, sabah oluyor cayıyorum. Hem kiminle gideceğim? Tek başıma gitsem... Hafif kız olurum korkusu. Aldım bir gün Gülsüm’ü yanıma, elimde poşet çıktım. Birinin topuğu düşmüş, öbürünün tokası çıkmış, olacağa her şey bahane. Gülsüm’ü de tembihledim. O konuşacak. Konuşabilecek cesaretim olsa ben konuşacağım ya nerde? Daha ben caminin minarelerini görünce titremeye başladım, kaç yüz metre öteden. Gülsüm, usta bu işlerde. Vardık barakaya. Önce Gülsüm girdi ardından da ben süklüm püklüm. O ağzında sigara, vuruyor da vuruyor önündekine. Bizim farkımızda bile değil. Öyle dalmış yine gözü çıkasıca! “Usta,” dedi Gülsüm, “şunlara bir bakıversen.” Bizimki o zaman kaldırdı başını. Hoş benim başım önde. Bakamıyorum bile. “İki saat sonra alırsınız,” deyip attı ayakkabıları öyle üstünkörü.

Neslihan

Efkan hep sorardı, “Babanı,” derdi, “hiç merak etmiyor musun?” “Etsem ne fayda!” derdim. “Birkaç fotoğraf var düğünlerinde çekilmiş, hepsi bu! Bebek vermişti bir keresinde bana. Bez bir bebek. Bir de onu hatırlıyorum. Kendi yapmış. Annem derdi.” Şimdi Efkan da yok. Biri bana onu sorsa, onu da hatırlamıyorum derim. Yüzünü bile. İnsan en yakınındakilerin yüzünü dahi unutuyor. Bazı geceler zorluyorum kendimi. Yeni bir suret çıkıyor ortaya. Benzemiyor Efkan’ınkine. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur derler ya, ya gönülden ırak olan? Sevmiştim Efkan’ı. Annemin babamı sevmesi gibi. Babam anneme nasıl yâr olmadıysa Efkan da bana... Annemin anlattıklarından hiç bahsetmedim Efkan’a. Efkan çok üsteledi de yine de anlatmadım. Bütün kasabalının bildiğini Efkan bilsin istemedim. Hem Efkan’a ne idi bunlardan! Kız çocukları babalarına benzeyen erkekleri severmiş. Üniversitede öğrendim bunu. Yurtta oda arkadaşlarım da doğrulardı bunu tercihleriyle. Efkan babama benzer miydi? Bunu bilemedim. Ama ben erkeğimin dedem gibi olmasını isterdim. Onun gibi ince, yapmacıksız, abartısız. Babam gönderince görücüleri, dedem pek oralı olmamış, mesafeli davranmış gelenlere. Annem diretince üstelememiş. “Senin hayatın kızım, bir şey diyemem,” demiş. “Kendi yazgını kendin sürmek istiyorsan alnına...” Babam bizi terk edince annem hep ağlamış. Günlerce, gecelerce. Tesellisi dedeme kalmış. Bir gün olsun yüzüne gelmemiş annemin, bir gün olsun, “Sen istedin o çulsuzu,” dememiş. Annem kimi geceler dua gibi mırıldanırdı: “En ağırı da bu! Hiçbir şey dememesi. Kasabalıların dedikodusuna göğüs germesi...” Efkan babama benzer miydi, bilemedim. İkisini de en lazım gelen zamanda yitirdim...

Nihat

Nazlı bizim fakirhaneye gelince... Oğlum Nihat dedim, seviyor bu kız seni. Hem sevmeseydi gül kurusu kazağını giyer miydi? Uzun, siyah saçlarını bırakır mıydı omuzlarına? Çıkıp gittiler Gülsüm’le. O iki saat geçmek bilmedi. İki gün sonra yollayınca görücüleri nasıl da şaşırmış. Evlendikten sonra söylediydi. “Ben,” dediydi, “hiç beklemedim senden. Ne bileyim dükkânda hiç ilgilenmeyince.” Babası karşı çıksa da... Nazlı istiyorum deyince kırmamış bizimkini. Nazlı, adı gibidir. Evin ilk çocuğu. Kasabanın güzeli. Babası iki etmezmiş bir dediğini. Nasıl vurulmuşsa bana o düğünde, neyime vurulmuşsa? Ben mi? Erkek kadını sever, geçer; geçebilir. Üstünde konuşmaya bile gerek görmez. Ama bir kadın erkeği severse, o yüreği taşırsa içinde. Hem de kasaba yerinde. Düşerse erkeğinin peşine. “O benim,” diye diretirse... O sabah erkenden çıktım evden. Ne Nazlı’yı ne de Neslihan’ı öptüm. Korktum. Ya, “Baba nereye?” derse Neslihan. Nazlı’yı uzun geceliğiyle sağır uykusunda... Neslihan’ı karnına kadar çekilmiş ayaklarıyla... Daha gün doğmamıştı. Önce barakaya uğradım, bir sigara yaktım, ağladım. Ağır bir sis vardı kasabanın üstünde. Daha gün doğmamıştı. Bir tek, caminin puslu ışıkları... N
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Cemil Kavukçu: “Öyküleri uzaklarda ara..Faruk Duman
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Serhat Uyumaz

7 Mayıs 2025

Bu Kez Uzakta Değil

“Alo. Abi yeni uyandım. Gece ben mi seni aradım, sen mi aradın?”“Serhat dostum, ben aradım. Evde misin?”“Evet. Her zaman olduğu gibi.”“Sizin oralardayım müsaitsen çay içelim.”“Olur. Abi bana yirmi dakika ver.”“Tamam dostum.”Ağır nemli havada duş almak size artı bir şey katmaz. Kar..

Devamı..

Bir Karşı-Örgütlenme Biçimi Olarak 1 M..

Josef Kılçıksız

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024