Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Mayıs 2021

Öykü

Virüs

Merih Nesrin Yalçın

Paylaş

7

4


Gözlerini aralayıp, “Ne yazıyorsun?” diye fısıldıyor. “Aptallığın kitabını yazıyorum anne,” diye yanıtlıyorum onu. “Sana da bu yakışırdı,” deyip uykuya dalıyor. Kızgın bana biliyorum. Onca emeğine, onca çabasına, vazgeçmişliklerine rağmen istediği kadar başarılı olamadığıma kızıyor. Evliliğimi yürütemediğime, çocuk sahibi olamadığıma kızıyor. Kendi çocukluğum kadar mutsuz bir çocuk sahibi olmaktan ne kadar çok korktuğumu hiç anlamadı, anlamak istemedi. Ezberletilmiş yaşam çizelgesine göre şimdi anneanne olmalıydı. Ezberini bozmuştum, abim bulduğu ilk fırsatta kendini Amerika’ya atıp, arayıp sormaz olduktan sonra –uzun süren bir yas döneminden sonra– babaanne olamayacağını anlamış, bütün umudunu bana bağlamıştı. Bana kızgınlığı yüzüne vurdu sanki yüzü kıpkırmızı. Hemşireyi çağırıyorum, ateşini ölçüyor, annemin başucunda duran ekrana bakınca yatağının yanında duran bir butona basıyor, çınlayan ses üzerine bir koşuşturma başlıyor hastanede. Odaya doluşuyor bir sürü hemşire, hastabakıcı. Annemi alıp götürüyorlar odadan. Hemşire odadan çıkarken, “Annenizin satürasyonu çok düştü onu yoğun bakıma alıyoruz,” diyor. Neyin düştüğünü anlamıyorum, iki gecedir bu odada doğru dürüst uyuyamadığım için olsa gerek algılarım yavaş.  Annemin yatağının boş olduğunu algılayınca ayılıyorum aniden.  Arama motoruna ‘satürasyon neden düşer’ diye yazınca kahrolası virüsün adı çıkıyor karşıma; Corona virüs. Hayır. diye bağırıyorum yoğun bakım odalarına doğru koşarken. Annem bu virüsten ölemez.

Annemin kokusu geliyor, başımı yastığa gömüp kokuyu dolduruyorum içime. Sakinleştirici ilaç vermişler çok tepki gösterince, annemin yatağına yatırmışlar, hemşire olanları anlatırken yine uykuya dalıyorum. Babam bağırıyor durmadan, rakı kadehleri duvarlarda patlıyor, keskin bir anason kokusu, annemin kaşında kan, pikapta Müzeyyen Senar . ‘Benzemez kimse sana, tavrına hayran olayım. Bakışından süzülen işvene kurban olayım.’  Annem bakmıyor, kaşından akan kan gözünü örtmüş, annem bakmıyor!  Annemin bakışını çalmışlar! “Daha iyi misiniz?” diyor hemşire, gözlerimle iyiyim dediğimi anlayınca odadan çıkıyor. Susuyor annem, hep susuyor, susarken bize bakıyor, en çok da abime.  Büyüdükçe anlıyorum, Beni kurtar, diyormuş abime. Çabuk büyü ve beni buradan kurtar! Ne büyük hayal kırıklığı, Abim büyüdü ve kendini kurtardı, zavallı kadın hayallerini bana uydurmaya çalışmadı bile. Onu kurtarmamı beklemezken babama, ‘Dur’ diyen, onu o evden çıkartıp alan ben oldum. Şaşırdı önce biraz ama sonra alıştı. Beyaz atlı prensini, ilk göz ağrısını, yani abimi beklemekten hiç vazgeçmedi. Uykuya dalıyorum,  Gönül Yazar, ‘Kıskanırım seni ben, kıskanırım kalbimden’ derken annem önce masanın üzerindeki sonra yerlere saçılan kusmukları temizliyor. Uyuyormuş gibi yaparken gözyaşlarına anlam vermeye çalışıyorum yedi yaş aklımla. Ah! Annem. Ah kadersizim! Ayrıldıktan, yani seni o işkencehaneden kurtardıktan yıllar sonra felç olduğunu duyunca gidip ona bakmanı, geberene kadar onun bokunu temizlemeni hiç anlamadım, anlayamadım! Aşk desen değil, vefa hiç değil. Neydi bu? Onca dayağın, onca aşağılanmanın, gözyaşının karşılığı bu mu olmalıydı? Çocukluğumun evinde çınlayan şarkılarla uykuya dalıyorum.  “Şimdi uzaklardasın. Gönül hicranla doldu Hiç ayrılamam derken, Kavuşmak hayal oldu.”

Garip bir uğultuyla açıyorum gözlerimi, birbirine vuran metal sesleri, tiz kadın sesleri, ‘Refakatçiler dışarı, vizite başlıyor!’ diye bağıran bir adam sesi. Akşam vurulan sakinleştirici iğnenin etkisi hâlâ sürüyor sanırım. Nerede olduğumu, bu seslerin ne olduğunu algılamam uzun sürüyor. “Bu hasta yakını hocam!”  diyor bir ses. “Annesi dün gece covid nedeniyle yoğun bakıma alındı, kendisine sakinleştirici verildiği için uyuyor.” Covid diye fırlıyorum yerimden. Corona! diye çığlık atıyorum. “Hayır! Benim annem sadece grip, corona falan değil! O corona olamaz, o ne virüsler gördü, bilmiyorsunuz. Benim annem Corona olamaz!  “Sakin olun lütfen,” diyor yumuşak bir ses, koluma iğneyi saplarken. “Böyle devam ederseniz sizi hastaneden uzaklaştıracağız. Bu hastaneye ve bu yatağa ihtiyacı olan çok hasta var. Lütfen kendinizi toplayıp bahçeye inin. Bu yatak bize lazım!”

“Şarkılar seni söyler. Dillerde name adın!”  Gece yarısı, bir eliyle kaşından akan kana bez basarken öteki eliyle helva kavuruyor annem. Dokuz yaşındayım galiba. Mis gibi bir kokuya uyanıyorum, şarkılar annemi söylemiyor, annemin kanı, gözyaşları! Büyümüşüz, abim on beşinde falan. “Un helvası istemiş paşamın canı, hemen yaparım,” diye yaltaklanıyor annem, gözünde bir sevinç, bir umut.

Sıçrayarak uyanıyorum ilacın yapay uykusundan. Babamın geberdiği gün de aynı koku sarmıştı ortalığı, yine gözyaşı. Aynı kokuya üç değişik anne! Acı çeken, yatırım yapan, canavarını seven!

Fırlayıp kalkıyorum yerimden, Koşarak en alt kattaki kantine varıp bir kahve alıp bahçeye atıyorum kendimi. Kahve ve sigara iyi geliyor. Kavrulan unun kokusu burnumda yoğun bakımın kapısına varıyorum. Kapıdan bakmak bile yasak. “Hastanın saturasyonu çok düşük olduğu için entübe ettik,” diye açıklama yapıyor hemşire. Yüzüne bön, bön bakınca, “Virüs akciğerlerine hasar verdiği için normal yollarla nefes alamıyor, kanındaki oksijen oranı çok düştü. Şu anda makineye bağladık, makine onun yerine soluk alıyor,” dedi. Burnumda helva kokusu. “Annem ölecek mi?” diye soruyorum. “Elimizden geleni yapıyoruz, Allahtan ümit kesilmez,” diye yanıtlıyor beni. “Biz!” diyorum kekeleyerek, Biz Allahtan ümit keseli çok oldu, annemin kaburgaları kırılıp ciğerini deldiğinde kesmiştik ümidi. O kocaman sehpayı annemin göğsüne fırlatıp kaburgalarını kırarken yanımızda olmayan tanrıyı bir daha hiç çağırmadık! Hasta yakınlarının tuhaf davranışlarına alışık olmasına rağmen şaşırıyor hemşire. Abim divanın altına saklanmıştı diye devam ediyorum, ne gerek varsa. Arkasını dönüp hızla uzaklaşıyor. Kalsa, annemin aylarca nefes alırken, öksürürken, hareket ederken ne kadar büyük bir acı çektiğini anlatacaktım. Corana ne ki! diye bağırıyorum. O küçücük bir Virüs! Oysa babam yüz yirmi kilo, 1,90 boyunda kocaman bir kocaydı! Ona dayandı bu minnacık kadın, ölmedi.

Burun deliklerine pamukları tıkıştırıyorum, başını arkaya doğru yatırması gerek, abimden yardım istiyorum. Ensesinin arkasına küçük bir yastık dayayıp kafasını arkaya ittirirken kanla dolan pamukları görünce kusmaya başlıyor abim. Gözlerimi aralıyorum, ne annem var ne kanlı pamuklar ne de abim! Yine o beyaz oda, sanırım iğne vurmuşlar. Soğan kokuyor. Acemice ortasından kestiğimiz kuru soğanı annemin burnuna dayıyoruz. Hık diye garip bir ses çıkararak ayılıyor annem. Boş boş bakıyor önce, sonra bayılıp kaldığını anlayınca utanıyor bizden, hızla toparlanıp sarılıyor bize. Soğan kokusu saçlarıma siniyor.

Hayır,diye bağırıyorum koridorlarda. Anneme o küçücük virüs hiçbir şey yapamaz! “Anneniz iyi,” diyor hemşire. “Coronayı yendi, yarın yoğun bakımdan çıkartacağız.”

YORUMLAR

Oktay Yılmaz

At kadehi elinden bin parçaya bölünsün🌺Kalemine yüreğine sağlık corona tek neden değil .Aslında hergün ölüyoruz .Yaptıklarımız yada yapmadıklarımız ile🌹

3 Mayıs 2021

Ayhan Aksoy

Kalemine sağlık....... muhteşem bir öykü daha......

3 Mayıs 2021

Deniz Köker

of, dokunaklı çok. Elinize sağlık.

4 Mayıs 2021

orhan KOCAOĞLU

elimde tahliller, mr ,bt, ultrason raporları ile onkoloğumla görüşmek üzere doktor kapısında beklerken okudum öykünü.bende bir an için o anne yerine koydum kendimi. vede eşimi de o kızcağızın yerine. hangi duygular yaşanıyor diye bir an eşimin yüzüne bakarken,; sekreterin sesiyle kendime geldim.orhan bey, doktor hanım sizi bekliyor..........

6 Mayıs 2021

Öne Çıkanlar

Kadınlardan Bilgece ve Hınzırca 20 SözOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

9 Mart 2025

Kısa Kısa Roma İmparatorluğu

Hazırlayan: Fulya KılınçarslanAntik Çağ’ın sonlarına doğru Batı’da, Akdeniz’in neredeyse tamamı Roma İmparatorluğu tarafından kontrol ediliyor ve o bölgede yaşayan topluluklar “Romalılaşma” olarak bilinen etkiyle yeniden biçimleniyordu. II. yüzyıla gelindiğinde bu geniş i..

Devamı..

Osmanlı Mutfağından Ramazan Şerbeti Ta..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024